Ana Sayfa I Bize Ulaşın I Site Haritası I English
 
 
Kırılma Noktası
Bellek
Röportaj / Sine-Politik
Haber Yorum Analiz
Siyasal Hareketler-Projeler
Araştırma Dokümantasyon
Türkçe'de Siyasal İletişim
Dünya'da Siyasal İletişim
  Bellek Foto-Çizgi Bellek

Siyasal İletişim Danışmanı Osman Suat Özçelebi’nin İş yaşamı dergisi Status için kaleme aldığı makale: “Stratejik Siyasal İletişim Yönetimi: İkna üzerine kurulu iletişim süreci”

Türkiye’de seçim dönemlerinde siyasal iletişim profesyonellerinden ve danışmanlardan yararlanma davranışı henüz tam gelişmedi. “Propaganda” yaklaşımının kullandığı  toplumsal etkileme yöntemlerinden çok vazgeçilemese de, iknaya dayalı stratejik iletişimin, hem mantık  hem duyguları, hem de kültürel  hedef alan anlayışı yavaş yavaş gelişiyor.

Seçimler yaklaşıyor. Siyasi partilerin kongre süreçleri tamamlanınca siyasal pazarlama ve iletişim faaliyetlerinde
de bir artış yaşanacağı gözlemleniyor. Genç Parti, DYP, MHP ve AKP şimdiden TV reklamlarıyla görünürlüklerini artırıyorlar. AKP ayrıca billboard ve outdoor mecralarını sıklıkla kullanıyor. Zaten bir seçim kampanyası son 3-4 aya sıkıştırılamaz. Milletvekili adayları ve siyasi partiler, uzun yıllardır seçim kampanyalarını geleneksel yöntemlerle ve reklam ajanlarından aldıkları sınırlı hizmetlerle seçime 3-4 ay kala gerçekleştirmeye çalışıyorlar.  Stratejik siyasal iletişim yönetimi, bir ikna sürecidir. Ve birkaç aya sıkıştırılamayacak kadar çok yönlü, kapsamlı, interaktif bir iletişim ve bilimsel araştırma altyapısı gerektirir.

Parti programı, seçim bildirgesi ve işsizlik, eğitim, sağlık, terör vb. temel sorunlar konusunda getirilen çözüm önerileri, can alıcı vaatler, aslında bir strateji sağlamaz. Ama stratejiktir.

Devamını okumak için lütfen tıklayın!

..................................................................................................

Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’ün Harp Akademileri 2006 tarihli Konuşması:Küreselleşme, Türkiye,  Enerji, Terör, İnternet vd. üzerine

Biz yüzyıllardır dünya üzerindeki diğer ülkelerden çok farklı ve zor bir coğrafyada yaşamak zorunda kalan bir ülkeyiz. Ne yazık ki bu durum tüm beklentilerin aksine Soğuk Savaş sonrası da değişmedi, daha da kötüleşti. Nitekim, bu zor coğrafyada, güvenlik bağlamında kontrol etmek ve yönetmek zorunda olduğumuz parametre sayısında da önemli bir artış olmuştur.Parametre sayısındaki artış, güvenlik konusundaki yeni yaklaşımlar, ülkemizin bugünkü güvenlik ihtiyaçları ve askeri alanda yaşanmakta olan değişim bizlerin sorunlara Soğuk Savaş döneminin yaklaşımıyla bakmamızı olanaksız hale getirmektedir.
Küreselleşmeyle beraber, ülkelerin etki ve ilgi alanlarının sınırlarında önemli değişmeler olmuştur. Artık etki ve ilgi alanları neredeyse birbiri üzerine binmiş durumdadır ve bu durum ülkeler arası çıkar çatışmalarının temelini oluşturmaktadır. Örneğin, yüzyıllar önce “Monroe doktrini” ile kendi kıtasıyla ilgi ve etki alanını sınırlandıran ABD’nin etki ve ilgi alanının sınırlarını bugün tespit etmek mümkün değildir. Etki alanı günümüzde belki de bütün dünyadır. İlgi alanı ise güneş sisteminin derinliklerine kadar uzanmaktadır. Gelişmiş ülkeler için uzay en önemli ilgi alanıdır. Bir diğer önemli konu da, özelikle 11 Eylül 2001 tarihindeki saldırılar sonrası, bu çıkar çatışmasına ilave olarak dünya üzerindeki bölünmeye doğru yönelme eğilimidir. Soğuk Savaş sonrası dönemde, başlangıçta şüpheyle karşılanan Amerikalı Prof. Huntington’ın gelecekteki çatışmaların; din, tarih, dil ve geleneklerle birbirinden ayrılan medeniyetlerin oluşturduğu fay hatları boyunca meydana geleceğini öngören “medeniyetler çatışması” kuramı giderek daha fazla taraftar toplamakta ve bu kuramı doğrular nitelikte gelişmeler yaşanmaktadır. Özellikle, Danimarka gazetelerinde yayınlanan karikatürler sonrası dünyada yaşananlar bu konuda son dönemde yaşadığımız önemli bir gelişmedir.

Devamını okumak için lütfen tıklayın!

..................................................................................................
Türkiye ve Ortadoğu üzerine oyunlar, komplolar, tartışmalar tüm hızıyla sürüyor. Geçen haziranda yabancı bir dergide yayımlanan bir yazı ve harita, bu tartışmaları bambaşka boyutlara taşıdı ve Türkiye’de belli çevrelerde büyük heyecan ve tepki yarattı. Kimi gazetelerin baş sayfadan, manşetten defalarca verdikleri, kimilerinin dergilerinde birçok sayfa ayırdıkları, internette mail gruplarının yıldızı olan ABD’li bir emekli yarbayın “Ortadoğu” sınırları üzerine deyim yerindeyse “zorlama beyin fırtınası”nın tam çevirisini biz de üyelerimize sunmak istedik.

Kanlı Sınırlar: Daha iyi bir Ortadoğu nasıl görünürdü? / Ralph Peters
Armed Forces Journal - Haziran 2006

Uluslararası sınırlar hiçbir zaman tamamen adil değildir. Fakat sınırların bir arada olmaya ya da ayrılmaya zorladığı kişilere reva görülen adaletsizliğin derecesi büyük bir fark oluşturur: Sıklıkla hürriyet ve istibdat, hoşgörü ve zulüm, hukukun üstünlüğü ve terörizm, hatta barış ve savaş arasındaki farktır bu! Dünyadaki en rasgele ve çarpıtılmış sınırlar Afrika ve Orta Doğu’da yer alıyor. Kendi çıkarlarını düşünen Avrupalılar tarafından çizilmiş olan Afrika’daki sınırlar, milyonlarca yöre sakininin ölümüne sebep olmaya devam ediyor. Fakat Orta Doğu’daki adaletsiz sınırlar, Churchill’in dediği gibi, başımıza yerel olarak üstesinden gelinebileceklerden daha büyük belâlar açıyor. Orta Doğu’nun işlevsiz sınırlarının ötesinde –rezalet boyutlardaki adaletsizlikten kaynaklanan kültürel durgunluktan, etrafa ölüm kusan dinî aşırılığa varıncaya kadar- çok daha büyük sorunları varken, bölgedeki büyük başarısızlığı anlamaya çalışmanın önündeki en büyük engel İslâm

Devamını okumak için lütfen tıklayın!

..................................................................................................
Sol Zeytin Ağacı İttifakı

İtalya’da Nisan 2006 tarihinde iktidar olan Romano Prodi Liderliğindeki Sol Zeytin Ağacı İttifakı Programının Özeti: DAHA İYİ BİR DÜNYA
AVRUPA
Bizim en büyük gücümüz, dünyada demokrasiyi, adaleti ve dayanışmayı yaygınlaştırma yeteneğine sahip olan Avrupa’dır. İtalya uluslararası arenada yalnızca daha iyi kaynaşmış, daha kararlı ve etkili bir Avrupa ile baş rolde olabilir. Bu nedenle bizim hükümetimizin en önemli önceliklerinden biri, entegrasyon sürecini yeniden hızlandırmak ve güçlendirmek olacaktır.
BARIŞ
Barış, temel hakların korunması ve çok yanlılık gibi ilkelere dayalı dış politikamızın kutup yıldızı olacaktır. Barış istemek demek, mutlak ve kör olan nefrete savaş ile cevap verilmeyeceğini, akıl ve uzak görüşlülük ile bilmek demektir. Savaş sadece mevcut olanın üzerinde daha fazla nefret birikmesine yol açar. Güvenlik stratejimiz, bize daha yakın olan Akdeniz ve Balkanlar gibi bölgelerden başlayarak, nefretin ve terörizmin köklerini kurutmak ve halkların içinde derin bir diyalog ve uyum medeniyeti ateşini yakmaktır.

Devamını okumak için lütfen tıklayın!
..................................................................................................
“Tarih için Özgürlük!” Bildirisi

Fransız tarihçilerin, parlamentonun çıkardığı yasalarla tarihe yapılan politik müdahaleler üzerine 12 Aralık 2005'te yaptıkları ve 13 Aralık 2005 tarihli Libération gazetesinde yayınladıkları bildiri:

Tarih için Özgürlük!
Geçmişteki olayların değerlendirilmesinde giderek daha da sıklaşan siyasal müdahalelerden ve tarihçileri ve düşünürleri rencide eden adli işlemlerden rahatsız olan bizler, şu ilkeleri hatırlatmak istiyoruz:
Tarih bir din değildir. Tarihçi hiçbir dogmayı kabul etmez, hiçbir yasağı dinlemez, tabuları tanımaz. Tarihçi, rahatsız edici olabilir.
Devamını okumak için lütfen tıklayın!

..................................................................................................
Ali Sirmen: “Avrupa:Laiklikten vazgeçilemez!”
Son yıllarda Avrupa'nın çeşitli ülkelerine göz attığımızda görüyoruz ki türban konusu er geç bütün kıtanın tartışma alanına girecektir. Konunun bu kadar alevlenmesinin nedeni ise radikal İslamcıların türbanı siyasi bir gösteri unsuru olarak kullanarak laikliği hedef almalarıdır. Önceki yıllarda yalnız Türkiye'ye özgü olarak görülen türban ve laiklik tartışmaları, 2003 yılında birçok Avrupa ülkesini de içine aldı.
Devamını okumak için lütfen tıklayın!

..................................................................................................
Prof. Dr. Ahmet İnam: Terör, İş Dünyası Siyaset ve Etik
İlişkisi Konusunda Görüşler, Sorular

İşte iş ve siyaset dünyasının çevirdiği, düzenlediği düzenin çalışmasında, insanın yaşama haklarına, onuruna, özgür ve özerk var olma çabasına aykırı işleyişler olduğunda, insanı insan yapan etik değerler gözetilmediğinde, gözetilip gibi gösterilip uygulamaya konulmadığında, terör denilen canavarın tohumları atılmış olur. Eşitlik, özgürlük, dostluk, höşgörü gibi yüksek etik değerler, iş dünyası ve siyaset dünyasının etiğe kapalı, doğrusu, kendi içlerinde işlerine geldiği gibi etik kavramlar, ölçekler, değerler üreten gidişinde, bütünleşmesi gereken üç temel alanın, etik siyaset ve iş dünyasının ayrı ayrı varolduğunu, giderek çağdaş yaşamın parçalandığını, bir yaşama şizofrenisine yol açıldığını gözlemliyoruz. Sorun, bu üç alanın etkileşimini, iletişimini harmonisini kurarak, terörizmi yaratan çevre ve ortamın nasıl önleneceği sorunudur.
Devamını okumak için lütfen tıklayın!
..................................................................................................
Emre Kongar: Asker-Siyaset İlişkilerinde Unutulan Noktalar
1957 erken seçimlerinde yüzde 50'nin altına düşen Demokrat Parti artık, sadece tek parti geleneğini sürdüren bir anlayışa dayalı olarak basın, muhalefet ve üniversite özgürlüklerini sınırlayarak rejimi yozlaştırmakla ve yetinmemiş, iktidardan gitmemenin yollarını da aramaya başlamıştır. 1960 yılı Nisan ayında çıkarılan Tahkikat Komisyonu yasası, aslında iktidardaki Demokrat Parti'nin yaptığı bir sivil hükümet darbesidir. Bu yasa ile Meclis içinde seçilen 15 milletvekili, hem asker hem sivil mahkeme yetkileriyle, hem savcı hem de yargıç olarak "muhalefetin rejim aleyhtarı faaliyetlerini incelemek üzere" görevlendirilmiştir; kararları kesindir, temyizi yoktur: Bugün de pek çok kişinin öne sürdüğü gibi, 27 Mayıs darbesi olmasa Menderes seçimlere gidecekti! Evet hiç kuşkusuz gidecekti; muhalefetteki CHP'yi kapatıp, çok partili demokrasiyi tek partili rejime dönüştürmüş olarak. İşte çok partili demokratik hayatımızın ilk askeri darbesi, bu koşullarda, sivillerin demokrasiyi rafa kaldırma teşebbüslerini engellemek için yapılmıştı.
Devamını okumak için lütfen tıklayın!

..................................................................................................
Ahmet Selim: 27 Mayıs'ın Düşündürdükleri
27 Mayıs muazzam bir kırılma noktasıdır. O tarihte demokrasi tabii mihverinden çıktı, fırladı. 27 Mayıs olmasaydı, tabii ekseninde olağan gelişme devam etseydi, sol da olacaktı sağ da, ama mutedil ve dengeli biçimde düşünceyle var olacaktı; Türkiye 1970'lere varmadan kendi demokratik ve ekonomik dengesinin kişilikli gücüne kavuşacaktı. Darbe işte bunu engellemiştir.Menderes liderliğindeki Demokrat Parti iktidarının hataları hiç mi yoktu? Tabii ki vardı. Onların yaptığı en büyük hata, "hataya sevk edildiklerini anlamamaları" idi. Bir sinir harbinin taarruzuna ve hilesi maruz bırakıldıklarını fark edememeleriydi. Tepkisel duygularına engel olamamalarıydı.
Devamını okumak için lütfen tıklayın!
..................................................................................................

Alev Alatlı'dan 'Barış, hakikat ve adalet adına…
"Orhan Pamuk'a açık mektup"

"Emperyalist kurgu, tahrik ve kıyıma ilişkin hemen hiçbir şey söylemeyen Batılı aydınların, TC'nin kurulmasıyla sonuçlanan yakın tarihimizi değerlendirirken kullandıkları lânetleyici dilin, Balkanlar'da, Kırım'da ve Kafkasya'da katledilen ve göçe zorlanan milyonlarca Müslüman söz konusu olduğunda tarafsız bir dile dönüşüyor olmasına isyan ediyorum...
Barış, hakikat ve adalet adına..." ibaresi 1894-96 yıllarında Türkiye'de görev yapan İngiliz Topçu Yüzbaşı Charles Boswell Norman'a ihtiramın ifadesidir.
Ermeni "soykırımı" meselesinin günümüz kamuoyunda "kanlı Türk tarihinin muhtemel bir süreci" olarak algılandığını tahmin etmekteyim. Mektupta istatistiklere, münferit olaylara yer ayırmamamın nedeni bu haksız algılamadır. Birden fazla halkı ilzam eden facialara, münferit olaylara yer ayırmak demek "bizim" yaptığımız "soykırım" -her ne idiyse- haklı nedenlere dayanıyordu şeklinde bir tartışmaya girmek demek olurdu, oysa bu topraklarda yaşananlar haklı ya da haksız olma keyfiyetinin çok fevkindedir. Yok edilen insan ve mal varlığına kaba sayılar olarak bakıldığında esası itibarıyla Avrupalı ve açgözlü bir ideoloji ve uygulamanın bölge insanlarına reva gördüğü ile Osmanlı yöneticilerinin tutumları hiçbir şekilde kıyaslanamaz. "
Devamını okumak için lütfen tıklayın!
..................................................................................................

İlkay Sunar, Ömer Madra'ya Anlattı:
"Ulus Devletin Ötesinde Demokrasi Mümkün mü?"
"Neden AB bir birlik olarak AB'ye giremezdi. Yapısına bakıyorsun, üçlü bir yapı var, dört önemli müessesesi var, bir tanesi Komisyon, bir tanesi Konsey, bir tanesi Avrupa Parlamentosu, bir de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi var. Mahkeme ve yargı bir yana, ikili bir yapı var, Komisyon tamamen bir bürokrasi örneği, yasası itibariyle, demokratik bir tarafı olduğu da söylenemez, başkanı halk tarafından da seçilmiyor. Esas itibariyle Komisyonun rolü, Avrupa ekonomisinin bürokratları olarak, bütünleşmiş piyasayı yöneten idareci . Esas kararlar nerede alınıyor? Bence esas karar Konsey'de alınıyor. Konsey kim? Konsey, ulus devletlerin dışişleri bakanları, başbakanları tarafından oluşan ve kendi aralarında kapalı kapılar ardında, AB ile ilgili çok önemli, hayati kararlar alan bir grup."
Devamını okumak için lütfen tıklayın!
..................................................................................................

İlber Ortaylı:'Milliyetçiler Türkiye'yi tanımıyor'
"Şimdi milliyetçi muhafazakarın illa dindar olması da gerekmiyor. Mühim olan kimliğine sahip çıkmasıdır, bu da mesala Yahudilerde vardır. Bakın ben bir adamın Cumartesi günü Şabat'ın kurallarına hürmet etmediğini biliyorum. Kaşere (Yahudi şeriatına göre helal yemek) de hürmet etmediğini biliyorum; ama yurtdışındayken ediyor. Mesela Boğaz'ın en güzel restoranına götür, karides yemiyor, döner kebaba iltifat etmiyor yoğurtla et birararada diye. Bu bir mürailik değil. Bizde de bu tip insanlar var. Biri var diyelim içtiğini, domuz eti sevdiğini biliyorum. Ama cemaat önünde, bilhassa ecnebilerin önünde bunu yapmıyor. Bu bir kimliktir. Mesela benim solcu bir öğrencim vardır, dinle ilgisi yoktur. Bir gün bana şunu söyledi: Hocam, Sultanahmet'le yakınındaki Firuzağa'nın ezan okuyuşu adeta kanoniktir (birbirlerini makam olarak takip ederler). Şimdi tamam, bu da bana yeter. Bu ülkenin bir özelliğini yakalamıştır. Mühim olan budur. Yani onun camiye gidip gitmediği, ibadeti kimseyi fazla ilgilendirmez. Bakın, bizim de bir yerde bazı şeyleri göstermemiz lazım. Cuma akşamı İsrail'de kimseyi yemeğe davet edemezsin, çünkü Şabat akşamıdır; kimliğe itaat şarttır.
Çok bireysel çıkışlar tabii ki insanların hakkıdır. Ama bu tip şeyleri yaygın bir adet haline getirmek; adeta sistem dışı, kanun dışı bir zorlamayla götürmek doğru değildir. Evet isteyen her şeye itiraz edebilir. Ama bunu yaygın ve umumi bir kural haline getiremezsin. Yani kuraldışını kural haline getirmek de aslında bir çeşit muhafazakarlıktır. Türkiye'de bunu yapıyorlar."
Devamını okumak için lütfen tıklayın!


11 EYLÜL, KOMPLO DÜNYASININ YENİ YILDIZI!

11 Eylül 2001 artık, "yeni bir dünya düzeninin" başlangıcı kabul ediliyor. El Kaide'nin geçekleştirdiği terör eylemi, "bu Araplar mı yaptı bunu, hadi canım sen de" sözleriyle başlayan itirazlar ve ardından "CIA'den/FBI'dan, Mossad'a kadar" uluslararası büyük sermayeye kadar birçok örgüt-grup-kişiye havale ediliyor. Komplonun bini bin para... İnternette aşağıda da yer alan birçok sitede olayın analizleri, tüm açıklarını getirip Amerikan yönetiminin hain hesaplarına bağlayan iddialarla son buluyor.

Olayın karmaşık görünen ve komplike hesaplar/planlar isteyen organizasyonu kadar, kullanılmaya çok müsait kimi soru işareti yaratan verileri ve sonuçları da insanları komplocu yaklaşımlara yöneltti. Resmi ağızlar tüm yaşananlarla ilgili ciddi açıklamalar yapsalar bile, inandırıcılıklarını yitirmiş olmaları, komploları daha da desteklemenin ötesine geçmiyor. Komplo iddiaları bu olayın sağlıklı bir biçimde değerlendirmesine, etkileri ve sonuçları konusunda düşünmemize engel olacak seviyeye ulaştı.

Pentagon'a uçak çarpmadı, füze çarptı, aslında düşen uçak yoktu, yolcular uçaktan telefonlarla konuşamazdı, İkiz kulelere, binalara daha önce bombalar yerleştirilmişti, ... diye uzayan bu iddiaların/komploların sonu gelecek gibi değil...Aşağıda 11 Eylül ile ilgili her türlü iddiayı ele alan web sitelerinin adresleri var, inceleyin, karar sizin.

http://www.cs.purdue.edu/homes/cmh/simulation/
http://www.911digitalarchive.org/
http://www.911truth.org/
http://www.9-11commission.gov/
http://www.loosechange911.com/
http://www.reopen911.org/
http://911research.wtc7.net/
http://september11.archive.org/
http://www.september-11th.us/

Çin’in başkenti Pekin’de özgürlük ve insan hakları talepleriyle Tianenmen Meydanı’nda yapılan gösterilere, Çin ordusu 4 Haziran 1989'da müdahale etti. Kanlı baskın sırasında, yüzlerce gösterici öldürüldü. Çin ordusunun tanklarını tek başına durduran adı bilinmeyen, bu göstericinin ABD’li fotoğrafçı Charlie Cole tarafından çekilen fotoğrafı, gösterilerin simgesi oldu.


30 Nisan 2006 tarihinde Haberturk’te Basın Kulübü programında türban takan öğrenciler üniversitede okumak istiyorlarsa Arabistan’a gitsinler, diyen 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yanıt verdi ve Salih Memecan Sabah Gazetesi’nde yorumladı:


Penguen Mizah Dergisi Temmuz ayındaki kapağında “çekirdek terör ailesi” olarak Bush, Blair ve Ladin’i aynı karede buluşturdu.


27 Mayıs 1960 Askeri Darbesi
27 Mayıs 1960'da başkanlığını Orgeneral Cemal Gürsel'in yaptığı ve Milli Birlik Komitesi (MBK) adı altında toplanan bir subay grubu, Türk Silahlı Kuvvetleri adına yönetime el koydu. 24 Eylül 1960'da Yüksek Adalet Divanı kuruldu ve yargılamaların ardından 15 kişiyi idama mahkum etti.



MBK bunlardan sadece Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu'nun kararlarını onayladı. Polatkan ve Zorlu'nun cezası 16 Eylül'de, Menderes'in cezası ise kararın açıklanmasından bir gün önce intihar girişiminde bulunduğu için 17 Eylül 1961'de infaz edildi. 17 Eylül 1990'da Menderes, Polatkan ve Zorlu'nun naaşları Yassıada'dan alınarak Devlet töreni ile İstanbul Vatan Caddesinde yaptırılan Anıtmezarda toprağa verildi.

Hicabi Demirci Don Quichotte'un 'AB ve Türkiye' konulu uluslararası karikatür yarışmasında aşağıdaki karikatürüyle büyük ödül kazandı. (Aralık 2004)




Hollandalı Karikatürist Schot 2000 ABD seçimlerinin bir türlü açıklanamayan ve tartışmalı sonucunu Algemeen Dagblad gazetesinde şöyle yorumlamıştı.