Ana Sayfa I Bize Ulaşın I Site Haritası I English
 
Kırılma Noktası
Bellek
Röportaj / Sine-Politik
Haber Yorum Analiz
Siyasal Hareketler-Projeler
Araştırma Dokümantasyon
Türkçe'de Siyasal İletişim
Dünya'da Siyasal İletişim
  Haber Yorum Analiz
YAŞ öncesi buluştular
CHP: Büyükanıt’ı yargılayacağız
Sırbistan BM'den destek arayışında
'Hayır' kampanyasını Zincirbozan'dan başlattı: Geçmişi kurcalamayın
Kral Abdullah ve Esad Lübnan'a gidiyor
BBP: Cuntacıların getirdiği bütün kanunlara karşıyız
AVRUPA'DA BASIN 30 Temmuz 2010
CHP'nin 35.madde teklifi TBMM'de
Türkiye'yi Kongre'de Zor Bir Dönem Bekliyor
Üç beş oy için huzur bozmayın
Ciddiye almayın şuur kaybı var
Kadınlar Başbakan’ı sandıkta sorgulamalı
Pakistan'da ulusal yas
Özal: Vatandaş Çiller’i istiyor
Sarkozy Çingeneleri Sınırdışı Ediyor
Saldırı nedeni AKP zihniyeti
Partide bölünmeler olabilir
‘Erdoğan ve Büyükanıt çıkar işbirliği yaptı’
‘Tükürdüğümüzü yalayamazdık’
Etnik bölücülüğün taşeronu...
İmzalar toplandı kongre yapılıyor

Türkiye Büyük Millet Meclisi
23.Dönem Milletvekilleri Dağılımı
Siyasi Partiler Üye Sayısı
Adalet Ve Kalkınma Partisi 339
Cumhuriyet Halk Partisi 98
Milliyetçi Hareket Partisi 70
Demokratik Toplum Partisi 21
Demokratik Sol Parti 13
Özgürlük ve Dayanışma Partisi 1
Büyük Birlik Partisi 1
Bağımsız Milletvekili 4
Boş 3
(27.07.2007) Toplam 550
YAŞ öncesi buluştular
30.07.2010 / Milliyet

Kritik YAŞ öncesi, Balyoz soruşturması kapsamında bir bölümü emekli 102 subay hakkında yakalama kararı çıkarılmasının ardından pazar günü, geceyarısına kadar süren gizli bir görüşme yapan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, dün de haftalık olağan görüşme kapsamında bir araya geldi

Erdoğan ve Başbuğ'un, beklenenden uzun süren, 2 saat 20 dakikalık görüşmesinde, 1 Ağustos'ta başlayacak Yüksek Askeri Şura'nın (YAŞ) masaya yatırıldığı bildirildi.

35. maddeyi de konuştular
Görüşmede, İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi'nin bir bölümü emekli 102 subay hakkında yakalama kararı vermesinin ardından, YAŞ'ta terfileri etkileyip etkilemeyeceğinin belirlenmesi için Milli Savunma Bakanlığı'nın başlattığı incelemenin gündeme geldiği öğrenildi. Erdoğan'ın inceleme sonucu hazırlanacak rapora ilişkin Başbuğ ile görüş alışverişinde bulunduğu öne sürüldü. Erdoğan'ın ayrıca Başbuğ'a Başbakanlık tarafından hazırlanan ve 'hükümete, YAŞ kararlarında Köşk'e sunulacak kararnamede değişiklik yapabileceğini' belirten rapora ilişkin bilgi verdiği ifade edildi. Görüşmede, TSK İç Hizmet Kanunu 35. maddesindeki değişiklik önerisi konusunun da masaya yatırıldığı belirtildi.


CHP: Büyükanıt’ı yargılayacağız
30.07.2010 / Milliyet

Kılıçdaroğlu: Büyükanıt neyi tekzip ediyor? Dolmabahçe’deki görüşmeyi mi, sırrı mezara kadar götüreceğini mi? Kesinlikle yargılanacak. Muhtıra vermek, hükümete karşı bildiri suç değil mi?

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la çıkar birliği yaptığını ve 27 Nisan e-muhtırasını Ak Parti'nin iktidar olması için hazırladığını iddia ettiği eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın, Milliyet gazetesi Ankara Temsilcisi Fikret Bila'ya yaptığı açıklamalar için, 'Bildiriyi koymadığını mı, görüşmediğini mi, AKP'nin mağduriyeti için rol almadığını mı, Dolmabahçe'de iki saat görüştüğünü ve bunu mezara kadar saklayacağını mı tekzip ediyor?' dedi. Büyükanıt'ın avukatlığını Ak Partililerin yaptığını belirten Kılıçdaroğlu, 'Siz iktidara geldiğinizde Büyükanıt'ı yargılayacak mısınız' sorusuna, 'kesinlikle' yanıtını verdi. Büyükanıt'ın suç işlediğini savunan Kılıçdaroğlu, 'Muhtıra vermek suç değil mi, bir kamu görevlisinin hükümete karşı bildiri yayınlaması suç değil midir?' dedi.

Kanal B'nin yayınına katılan Kılıçdaroğlu, Dolmabahçe görüşmesiyle ilgili olarak şöyle konuştu: 'Bir Genelkurmay Başkanı, bir Başbakan devlette özel görüşme yapamaz, devletten gizli bir görüşme yapamaz. MGK'daki görüşmeler kamuoyuna açıklanmıyor, ama devletin arşivlerinde yer alıyor. Neymiş mezara kadar gidecekmiş, neymiş mezara gidecek olan sizin işbirliğiniz mi? Bekliyorum Sayın Başbakan konuşsun diye.'

Recep Bey akıllı, hiç konuşmuyor
Büyükanıt'ın Milliyet'e yaptığı, 'Bu şahsıma hakarettir' açıklamasının anımsatılması üzerine, Kılıçdaroğlu, 'Bildiriyi koymadığını mı, görüşmediğini mi, AKP'nin mağduriyeti için rol almadığını mı, Dolmabahçe'de 2 saat görüştüğünü ve bunu mezara kadar saklayacağını mı tekzip ediyor? Recep Bey daha akıllı davranıyor, hiç konuşmuyor' dedi.

Muhtıra vermek suç değil mi?
'Büyükanıt kendini garantiye aldı diyorsunuz. Suç mu işledi' sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, 'Elbette. Bu ülkede muhtıra vermek suç değil mi? Silivri'de bir sürü emekli general yargılanıyor onlarla ilgili davalar açıldı. Niye Büyükanıt'la ilgili dava açılmıyor? Bir kamu görevlisinin hükümete karşı bildiri yayınlaması suç değil midir?' yanıtını verdi.

Dolmabahçe'ye suç duyurusu
CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun çıkar birliği içerisinde olmakla suçladığı, dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2007 seçimlerinden 2,5 ay önce 4 Mayıs 2007'de Dolmabahçe Sarayı'nda baş başa yaptıkları ve herhangi bir tutanağın tutulmadığı görüşmeye dair çarşamba günü suç duyurusunda bulunacağını bildirdi. TBMM Anayasa Komisyonu üyesi de olan Avukat Atilla Kart, Milliyet'e yaptığı açıklamada, '27 Nisan suç ihlalidir, 4 Mayıs görüşmesi ise daha da öte suç ihlalidir. Bu belirsizliğin giderilmesi gerekiyor, görüşme içeriği açıklanmalıdır' dedi.

‘Arınç'ı Penguen'e havale ediyorum'
Arınç, Kılıçdaroğlu için 'Her çıktığı yerde aynı Genç Parti'nin sloganları gibi slogan üretiyor. İçi boş. Sadece 'hesap soracağız' diyor, 'kıvırtıyor' diyor. Ya, şu kadar boyuyla bir şeyler söylüyor' dedi. CHP lideri, bu sözlere 'Sayın Arınç'ı Leman ve Penguen dergilerine havale ediyorum' yanıtını verdi.


Sırbistan BM'den destek arayışında
30.07.2010 / BBCWorld

Sırbistan Dışişleri Bakanı Vuk Jeremiç, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-Moon'dan Kosova konusunda yeni bir müzakere süreci başlatmasını istedi.

Genel Sekreter ile New York'ta bir araya gelen Jeremiç, iki tarafın da kabul edeceği ve Kosova'nın diğer ayrılıkçı hareketlere örnek teşkil etmesini önleyecek bir çözüm istedi. Geçen hafta Birleşmiş Milletler'e bağlı Uluslararası Adalet Divanı, Kosova'nın 2008'de Sırbistan'dan tek taraflı olarak bağımsızlık ilan etmesini meşru bulmuştu.

Kosova'nın bağımsızlığını kabul etmeyen Sırbistan ise bu karara tepki gösterdi. Belgrad yönetimi bir karar taslağı hazırlayarak BM'de buna destek arayışına girişti.

Devlet statüsü
Taslakta tek taraflı bağımsızlığın, bölgesel sorunların çözümünde bir yöntem olmaması gerektiğinin altı çiziliyor. Sırbistan özellikle Kosova'nın bağımsızlığını tanımayan Rusya, Çin ve İspanya'dan destek bekliyor.

Kosova'yı şimdiye kadar 69 ülke tanıdı. Ancak devlet statüsünün onaylanması için 100 Birleşmiş Milletler üyesinin desteğine ihtiyaç duyuyor.

Kosova Dışişleri Bakanı Adalet Divanı kararının ardından 10'dan fazla ülkenin kendisine şahsen tanıma sözü verdiğini dile getirdi. Ancak Sırbistan'ın karşı kampanyasından kaçınmak için bu ülkelerin isimlerini açıklamadı.


'Hayır' kampanyasını Zincirbozan'dan başlattı: Geçmişi kurcalamayın
30.07.2010 / Zaman

12 Eylül darbesinin ardından Çanakkale'deki Zincirbozan askerî üssü, siyasilerin zorunlu ikametgahı oldu.

Bülent Ecevit, Süleyman Demirel, Deniz Baykal gibi isimler, 121 gün boyunca burada gözaltında tutuldu. Zincirbozan'ın yolunu tutan siyasilerden biri de Hüsamettin Cindoruk'tu. 12 Eylül cuntacılarına yargı yolunu açan anayasa değişikliği paketine karşı olan DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, 'hayır' kampanyasını Zincirbozan'dan başlattı.

Cindoruk'un Çanakkale'deki ilk durağı Kumkale beldesi oldu. Partililer ve vatandaşlar tarafından karşılanan Cindoruk, burada çiftçilerle sohbet etti, sorunlarını dinledi. Daha sonra gazetecilere açıklamalarda bulunan Cindoruk, Türkiye'de köylülüğün giderek sahipsiz kaldığını savundu. "Toprak anayı gücendirdiğiniz zaman, istediğiniz kadar gayret gösterin, iş yapmaya uğraşın, yol yapmaya uğraşın, sonuç alamazsınız. Toprak anaya bereket dağıtıyorsak ve toprak ana kızdırılmıyorsa toprak daima verir." diyen Cindoruk, toprağın verdiğinin üstüne devlet ve hükümetin gerekenleri koyması gerektiğini kaydetti.

Cindoruk, daha sonra 1980 darbesinin ardından 4 ay kaldığı Zincirbozan askerî üssünü ziyaret etti. Burada 'hayır' kampanyasını başlatan DP lideri, gazetecilerin sorusu üzerine şunları kaydetti: "Zincirbozan'a giren bir siyasetçi bugün burada referanduma 'hayır' diyorsa bunun bir anlamı var. Yani bu öyle bir anlam ki iki şeyi ayırmak, vaktiyle mazide yaşanan şeyleri ayırmak, yani açıkçası eski defterleri karıştırarak karar vermek değil, yeni defterlere bakacaksınız. Yeni defterler demokrasi için ortak, uzlaşmacı bir anayasa değişikliğini gerektiriyor."


Kral Abdullah ve Esad Lübnan'a gidiyor
30.07.2010 / BBCWorld

Suudi Arabistan Kralı Abdullah ve Suriye lideri Beşar Esad bugün Lübnan'ı birlikte ziyaret ediyor.

Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulan mahkemenin, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin 5 yıl önce öldürülmesine ilişkin iddianamesini yakında açıklaması bekleniyor. İddianamede Suriye'nin Lübnan'daki siyasi müttefiki Hizbullah'ın suçlanacağı tahmin ediliyor.

Kral Abdullah ile Beşar Esad'ın ortak ziyareti de, iddianamenin açıklanması öncesinde Lübnan'daki rakip siyasi gruplar arasındaki gerilimi düşürmeyi amaçlıyor. İki lider dün yaptıkları açıklamada, Lübnan'da istikrarı sağlamaya kararlı olduklarını dile getirmişlerdi.

Uzlaşma sinyali
Ziyaret Arap dünyasındaki rakip kamplar arasında çarpıcı bir uzlaşmanın işareti. Suriye lideri Beşar Esad Lübnan'ı, Refik Hariri'nin ölümünden sonra ilk kez ziyaret ediyor.

Beş yıl önceki suikastten Suriye sorumlu tutulmuş, bunu takip eden kitlesel protesto eylemleri neticesinde Suriye askerleri Lübnan'dan çekilmek zorunda kalmıştı. Suudi Arabistan'ın ise Refik Hariri ile sıkı bağları olduğu biliniyordu.

Hariri'nin oğlu Saad Hariri ise şu an Lübnan Başbakanı ve liderlik ettiği koalisyonda Hizbullah da yer alıyor. Esad ve Abdullah, aylar süren tıkanıklığın aşılması ve bu hükümetin kurulmasında bir hayli etkili olmuşlardı.


BBP: Cuntacıların getirdiği bütün kanunlara karşıyız
30.07.2010 / Zaman

BBP Genel Başkanı Yalçın Topçu, CHP'nin TSK İç Hizmet Kanunu 35. maddesine ilişkin teklifine ilişkin olarak, "Bütün cunta kurallarının karşısındayız." dedi.

Pakistan büyükelçisini ziyaretinin ardından açıklama yapan Topçu, şu ifadeleri kullandı: "Bizim istediğimiz tam yerinde bir anayasa yapılarak, 1960 cuntasının, 12 Mart'ın, 12 Eylül cuntasının, 28 Şubat cuntasının oluşturmuş olduğu kurul, kural, kanun, ne varsa tamamını silip atmak, millet iradesinin esas olduğu bir anayasa çerçevesinde kanun, kurul ve kural oluşturmaktır.''


AVRUPA'DA BASIN 30 Temmuz 2010
30.07.2010 / BBCWorld


İngiltere Başbakanı David Cameron'ın Türkiye ve Hindistan ziyaretlerinde verdiği mesajların yankısı sürüyor. Cameron'ın Ankara'da Gazze'yi bir hapishaneye benzetmesi, Bangalor'da da Pakistan'ı terörü desteklemekle suçlaması tartışma yaratmıştı.

Guardian'ın dış politika yazarı Simon Tisdall, Cameron'ın bu tavrını Amerika Birleşik Devletleri'nin mesajlarını dünyaya iletmek olarak yorumluyor. Yazıda dikkat çeken satırlar şöyle:

"Cameron'ın açık sözlülüğünün ardında ne yattığının ipuçları, geçen hafta Washington'da Barack Obama ile yaptığı görüşmede bulunabilir. İngiltere'yi Amerika'nın küçük ortağı olarak tanımladığı ziyaretti bu. Görüşmelerde Cameron'ın bu hafta gündeme getirdiği hemen hemen tüm başlıkların provası yapıldı. Obama bir süre surat astığı İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'ya bu aralar iyi davranmak zorunda kaldı. Obama bir yandan Gazze'ye yardım gemilerine saldırı sırasında verdikleri kayıplar konusunda Türklerin acısını paylaşırken, bir yandan da Cameron'ı İsrail üzerindeki baskıyı arttırmaya teşvik etmiş olabilir."

"Cameron'ın Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkan Almanya ve Fransa'ya yönelik çıkışları ise ABD Savunma Bakanı Robert Gates'in son dönemdeki çıkışlarını hatırlatıyordu. Ankara ile İran konusunda yaşanan derin görüş ayrılığının giderilebileceği yönündeki teskin edici sözlerine gelince, bunlar zaten doğrudan Amerikan Dışişleri Bakanlığı'nın söyleminden alınma."

"Aynı kalıp Cameron'ın Hindistan ziyaretinde de tekrarlandı. Bush yönetimi Çin'in nüfuzunu dengelemek için, nükleer teknoloji ve silah satışları üzerindeki sınırlamaları kaldırarak Hindistan ile stratejik ortaklığa gitmişti. Cameron da bu siyaseti izledi. Pakistan'ın bölgede teröre destek verdiği iddialarıyla ilgili kaygılarını dile getirirken, sanki Obama yönetimi adına konuşuyordu."

"Ancak Cameron ABD değil, İngiltere adına konuşmalıdır. Ne var ki konu büyük uluslararası meseleler olunca, küçük ortak olmak bunun tersini gerektiriyor galiba. Mesajı taşıyor, cezasını siz çekiyorsunuz. Sonuçta da İngiltere'nin İsrail, Pakistan ve Avrupalı ortaklarıyla ilişkileri biraz daha çetrefil hale geliyor. Bu tablo göz önüne alındığında, Cameron cesur bir kahinden çok, kullanışlı bir ahmaktır."

Taliban'a destek iddiası
Pakistan'ın Taliban'a el altından destek verdiği iddiası uzum zamandır tartışılan bir iddia. Üstelik Cameron bunu Hindistan'da dile getirmeden önce, hafta başında basına sızan Amerikan ordusunun gizli belgelerinde de yer alıyordu. İngiltere'nin önde gelen aydınlarından, Pakistan kökenli Tarık Ali bu gün Guardian'da bu konuyla ilgili bir yazı kaleme almış. Bu iddialarda şaşılacak bir şey olmadığını söyleyen Ali şöyle devam ediyor:

"Tüm taraflar, Afganistan 9 yıl önce işgal edildiğinden beri Pakistan ordusu ile Taliban arasındaki ilişkiyi biliyor. Bundan üç yıl önce bu iki taraf arasındaki görüşmeler sırasında Amerikalı bir istihbaratçı bir Pakistan askeri tarafından öldürüldü ve bu Pakistan basınında da yer aldı. Pakistan ordusuna yakın bir kaynak geçen yıl bana, Pakistan istihbarat servisi ile Taliban arasındaki görüşmelerde Amerikalı istihbaratçıların da hazır bulunduğunu söylemişti. Dolayısıyla kimse şaşırmasın. Bunun sebebi de açık: Savaş kazanılamıyor."

İngiltere Başbakanı'nın Türkiye ve Hindistan'daki açıklamaları Financial Times'ın başyazısında da değerlendiriliyor. İsrail ve Pakistan'a yönelik suçlamaları savunulabilir bulan gazete, ancak Cameron'ın bunları kamuoyu önünde değil muhataplarıyla görüşmelerde dile getirmesi gerektiği görüşünde.

Çiçeği burnunda başbakanı Tony Blair'in düştüğü, dünya sahnesinde cazibe ve enerjinin yeterli olduğunu sanma tuzağına düşmeme konusunda uyarıyor. Başında bulunduğu koalisyon hükümetinin iddialı dış politika hedefleri olduğunu hatırlatan Financial Times, bu hedefleri gerçekleştirmek için Cameron'ın "elindeki o megafonu" bırakmak zorunda kalabileceğini belirtiyor.

Independent ise Başbakan Cameron'ın neden böyle davrandığını, yeni hükümetin dış politika anlayışı ile açıklıyor: Ticarete ve ekonomik işbirliğine öncelik vermek ve bu çerçevede İngiltere'ye yeni fırsatlar sunacak Çin, Brezilya, Hindistan gibi ülkelerle ilişkileri geliştirmek. Ancak İngiltere'nin ekonomik çıkarlarını geliştirmeye çalışırken stratejik çıkarlarını bir kenara itmemesi gerektiğini vurguluyor gazete ve başbakanı yeni dostlar edinirken eskileri kırmamaya çağırıyor.

Asil Nadir İngiltere'ye dönmek istiyor
Times gazetesi hakkındaki dolandırıcılık suçlaması nedeniyle 1993 yılında İngiltere'yi terk ederek Kuzey Kıbrıs'a yerleşen işadamı Asil Nadir ile ilgili bir habere yer veriyor. Adını temize çıkarmak isteyen Nadir'in bugün İngiltere'deki mahkemeye başvuracağı ve hakkında devam eden davada tutuksuz yargılanmayı talep edeceği duyuruluyor.

Nadir ile ilgili soruşturmayı yürüten Ağır Suçlar Birimi'nin ise Nadir'in talebine sıcak baktığı, ancak bunun gıyabında yerine getirilmesi konusunda kaygıları olduğu belirtiliyor. Nadir'in avukatlarının ise bu nedenle ülkeye gelebilmesi için kendisine İngiliz pasaportu verilmesini talep ettiği kaydedilmiş. Gazete Ağır Suçlar Birimi ile Nadir arasında varılan uzlaşmanın koşullarını ise şöyle sıralıyor:

"Nadir'in 250 bin sterlin teminat yatırması, bileğine kaçmasını engelleyecek bir elektronik cihaz takılması, her hafta karakola bildirimde bulunması, üzerinde uzlaşılacak bir adreste yaşaması, herhangi bir liman ve ya da havaalanına üç kilometreden fazla yaklaşmaması. Ayrıca İngiltere'ye vardıktan en geç sekiz saat içinde yeni pasaportunu görevlilere teslim etmesi."


CHP'nin 35.madde teklifi TBMM'de
29.07.2010 / Sabah

CHP, askeri darbeye dayanak oluşturduğu gerekçesiyle eleştirilen TSK İç Hizmet Yasası'nın 35. maddesinin değiştirilmesine yönelik teklifi TBMM Başkanlığı'na sundu.

KOLLAMAK İBARESİ ÇIKARILDI
Değişiklikle; "Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır" şeklinde olan TSK İç Hizmet Kanunu'nun 35. Maddesi, "Silahlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tayin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyeti'ni parlamenter demokratik sistemin işlerliği çerçevesinde ve Anayasa'ya bağlı olarak korumaktır" olarak değiştirildi. Böylece Türk Silahlı Kuvvetlerinin vazifesi olarak yer alan "kollamak" ibaresi metinden çıkarıldı.


Türkiye'yi Kongre'de Zor Bir Dönem Bekliyor
29.07.2010 / Voanews

Dışişleri Komisyonu oturumunda söz alan yaklaşık 20 milletvekilinin çoğunluğu Türkiye’nin İran ve Ortadoğu politikalarını eleştirirken, ilişkilerin önemini vurgulayan milletvekilleri bile kaygılarını dile getirdiler

Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu'nda yapılan oturumda Amerikalı milletvekilleri bilhassa İran ve Ortadoğu politikaları konusunda Türk hükümetini eleştirdi.

Hükümetin Amerikan yönetimi nezdinde kaygı yaratan İsrail karşıtı söylemi, Kongre'de tepkiyle karşılanıyor. Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi'nde İran'a ek yaptırım uygulanmasına karşı çıkması – buradan bakıldığında Washington'un yanında yer almaması – Kongre üyeleri tarafından eleştirildi. Amerika'da ‘Türkiye Batı'dan uzaklaşıyor mu?' sorusu daha sık gündeme gelirken, Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu'nda 'Türkiye'nin Yeni Dış Politika Yönü ve Türk Amerikan İlişkilerine Etkileri' başlıklı bir oturum düzenlendi.

Kongre Üyeleri Türkiye'yi Eleştirdi
Komisyon başkanı Demokrat Partili California milletvekili Howard Berman, Türkiye'nin politikalarını kaygı verici bulduğunu söyledi: 'Türkiye'nin İran, İsrail, Filistinlilere yönelik politikalarındaki kaygı verici değişim ve bunun etkilerini değerlendiriyoruz. Bir Dışişleri Bakanlığı yetkilisi şöyle dedi: ‘Türkiye'nin yönü ve Amerika'yla stratejik ortaklığına bağlılığı konusunda soru işaretleri var.' Benim de bu yönde kaygılarım var.'

Açılış konuşmasında Temsilciler Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Howard Berman Türkiye'nin Hamas'la bağlarının rencide edici olduğunu söyledi, Ankara'nın Amerika'nın 'uluslararası terör örgütleri listesine saygı göstermesi gerektiğini' kaydetti. Berman konuşmasında Türkiye'nin Ermeni soykırımını kabul etmesi, Kıbrıs'ta çözüm için daha fazla adım atması ve basın özgürlüğüne saygı göstermesi gerektiğini kaydetti.

Dışişleri Komisyonu'nda muhalefetin en kıdemli temsilcisi Cumhuriyetçi Partili Florida Milletvekili Ileana Ros-Lehtinen de Türkiye'yle Amerika arasında beliren 'görüş ayrılıklarının ikili ilişkilere ciddi zorluklar getirdiğini' söyledi. Ros Lehtinen bu anlaşmazlıklar arasında Türkiye'nin İran'a ek yaptırım uygulanmasına destek vermemesini ve İran'la ticari ilişkilerini geliştirmesini saydı; Gazze ablukasının delinmesine destek vermesini provokasyon olarak nitelendirdi. Adalet ve Kalkınma Partisi'ni (AKP) 'İslami bir parti' olarak nitelendiren Ros-Lehtinen, Ergenekon soruşturmasındaki uygulamaları eleştirdi, Türk başbakanını Rus başbakanına benzeten gözlemciler olduğunu belirtti. Ros Lehtinen, Amerikan Kongresi'nde böyle bir oturumun yapılıyor olmasının, ilişkilerdeki dönüm noktasına işaret ettiğini savundu.

Dışişleri Komisyonu oturumunda söz alan yaklaşık 20 milletvekilinin çoğunluğu Türkiye'nin İran ve Ortadoğu politikalarını eleştirirken, ilişkilerin önemini vurgulayan milletvekilleri bile kaygılarını dile getirdiler. Bir Kongre üyesi ilişkilerin gözden geçirilmesi çağrısında bulunurken, bir diğeri Türk Amerikan ilişkilerinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu savundu.

Milletvekillerinin oturumda öne çıkardığı diğer konular arasında da Ermeni soykırımı iddiaları, Kıbrıs, Türkiye'de dini azınlıkların durumu, Ankara'nın Sudan politikası vardı. Görüşlerini dile getirmek için fırsat olarak kullandıkları oturumda Kongre üyeleri aslında Türkiye uzmanlarına sorular yöneltiyorlardı.

Uzmanların Görüşleri
2005 – 2008 yılları arasında Ankara Büyükelçisi olan Ross Wilson şu sıralar Atlantik Konseyi adlı düşünce kuruluşunda çalışıyor. Dışişleri Komisyonu'ndaki oturumda Büyükelçi Wilson, Türk Amerikan ilişkilerinde inişlerle çıkışların yeni bir şey olmadığını vurguladı ve ikili ilişkilerin çok zor bir dönemden geçtiği veya büyük bir dönüm noktasına gelindiği değerlendirmelerine katılmadığını söyledi.

Türkiye'nin son dönemde olumsuz bir imaj yarattığı savına itiraz etmediğini belirten Wilson, yine de bu olaylara fazla anlam yüklememek gerektiğini savundu. İran'ın Türkiye'nin komşusu olduğunu belirten Wilson Amerika'nın diplomatik girişimlerinin sonuç vermesi için Washington'un Ankara'ya ihtiyacı olduğunu kaydetti. Büyükelçi Wilson, Türkiye'yle çalışmaktan başka seçenek bulunmadığını vurguladı: 'Türkiye'yle çalışmaktan başka seçeneğimiz yok. Zor olabilir, zorlayıcı olabilir, karmaşık olabilir. Bütün girişimlerimiz devam etmek durumunda. Stratejik bir otaklığımız, sorunlu bir ortaklığımız olacak. Bu, bizim en önemli ve üzerinde çok durmamız gereken ilişkilerimizden biri olmaya devam edecek.'

Michael Rubin – neo muhafazakar eğilimli Amerikan Enterprise Enstitüsü uzmanı' Rubin AKP hükümetinin Türkiye'nin yönünü Ortadoğu'daki daha aşırı uçlara yönelttiğini ve bu değişiklikten geri dönüşün, iktidar değişse bile kolay olmayacağını söyledi: 'Tüm göstergelere rağmen Türkiye ne güvenilir bir müttefik ne de ılımlı bir güç."

Rubin, Amerika'nın Türkiye'yle olan ortaklığından vazgeçmesi gerekmediğini – Türkiye'nin bir NATO üyesi olduğunu ve Afganistan'da önemli sorumluluklar üstlendiğini söyledi. Ancak Rubin, Amerikan yönetiminin Türkiye'ye F35 savaş uçağı satışını gözden geçirmesi ve İncirlik üssüne alternatif geliştirmesi gerektiğini savundu. Rubin bunun yanında Amerika'nın PKK terör örgütüne karşı Türkiye'ye verdiği desteği sürdürmesi gerektiğini de kaydetti.

Amerikan Alman Marshall Fonu uzmanı Ian Lesser da, Türkiye'deki değişimin Türk Amerikan ilişkilerini de etkileyeceğini vurguladı: 'Sözünü ettiğimiz bu değişim Amerika'nın çıkarlarına da yansıyacak. Bu değişim Avrupa'nın güvenliği; Rusya'yla ilişkiler, füze savunma, enerji güvenliği, İran, Ortadoğu barışını etkileyecektir''

Lesser açıklamasında Türkiye'de görülen değişimin hem olumlu hem olumsuz yansımaları olacağını kaydetti. Türk Amerikan ilişkilerini yönetmenin her zaman zorluklarla dolu olduğunu belirten Amerikalı uzman Kongre üyelerine üç öneride bulundu: Birincisi, İran konusunda Türkiye'yle siyasi bir tartışmadan ziyade savunma ağırlıklı bir politika geliştirmek. İkincisi, PKK terör örgütüne karşı Türkiye'ye sağlanan desteği sürdürmek. Üçüncü olarak da, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğini desteklemeye devam etmek.

Oturumda söz alan Washington Enstitüsü Türkiye Programı Direktörü Soner Çağaptay, Türkiye'nin son sekiz yıl içinde ne liberal demokratik bir ülke olabildiğini ne de arzu ettiği gibi tüm kesimlerle konuşabilen bir 'merkez ülke' haline gelebildiğini söyledi: 'AKP'nin dış politika vizyonu başarısız kalmıştır. Türkiye Avrupa'dan uzaklaşmıştır. Bunu yaparak sekiz yıllık AKP iktidarının sonunda Türkiye bölgesel bir güç olmadığı gibi Ortadoğu konularında güvenilir bir arabulucu olamamıştır.'

Çağaptay, AKP'nin kamuoyu yoklamalarında destek kaybetmeye başladığını bu nedenle popülist, batı karşıtı dış politika söylemiyle desteğini arttırmaya çalıştığını savundu. Türk dış politikasında görülen değişimin nedeni ve etkileri tartışıladursun kesin olan bir şey var: Türkiye'yi Amerikan Kongresi'nde zorlu bir dönem bekliyor.


Üç beş oy için huzur bozmayın
29.07.2010 / Hürriyet

Başbakan Tayyip Erdoğan, MHP, CHP ve BDP Genel Başkanlarının açıklamalarında dikkatli olmalarını isteyerek, “Hiç kimsenin üç tane oy için, kendi şahsi hırsları için bu ülkenin huzurunu bozmaya hakkı yoktur, olamaz” dedi.

Erdoğan, Kütahya'da düzenlenen mitingdeki konuşmasında, terör örgütünün amacının insanları sokağa dökmek, şehirlerde, ilçelerde kargaşa ortamı oluşturmak olduğunu belirterek şunları söyledi: 'Kim ki öfkesine hakim olmayarak sokağa dökülür, cam çerçeve indirirse bilsin ki terör örgütünün tuzağına düşmüş olur. Kim ki hiddetle, öfkeyle sokak kavgalarında taraf olursa bilsin ki terör örgütünün hedefine ulaşmasına hizmet etmiş olur. Terör örgütünün hedefi kardeşliğimizi, dayanışmamızı sabote etmek, insanları sokağa dökmek, birbirine hasım eylemek. Bu tuzağa düşmeyelim.

Teşvik etmeyin
MHP, CHP, BDP genel başkanına sözlerinde, açıklamalarında, üsluplarında daha dikkatli, daha sorumlu davranmaları gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Hiç kimsenin üç tane oy için, kendi şahsi hırsları için bu ülkenin huzurunu bozmaya hakkı yoktur, olamaz. MHP de CHP de BDP de hakaret ederek, küfür ederek, son derece tahripkar bir dil, ayrımcı bir dil kullanarak, Ak Parti'yi yıpratmak uğruna sokakları gerdiğinin artık lütfen farkına varsın. Kimse hak ve hukuk tanımayan tepkileri, eylemleri haklı bir infial olarak meşrulaştırmaya, sokak eylemlerini teşvik etmeye kalkmasın. Terör saldırılarını gerekçe göstererek şehirleri birbirine katmak, vatandaşlarımızı mağdur etmek, saldırganları teşvik edecek söylemlerde bulunmak büyük bir fitnedir. Tüm parti başkanlarından ricam, bu hassas konuları siyaset malzemesi haline getirmemeleri, sağduyu çağrısı yapmalarıdır.'

Oğluyla geldi
Başbakan Tayyip Erdoğan, dün Başbakanlık Merkez Bina'ya oğlu Bilal Erdoğan ile geldi.

Liderlerden tazminat
Başbakan Erdoğan, kendisini 'etnik bölücülüğün taşeronluğuna soyunmakla' itham eden MHP lideri Devlet Bahçeli ile 'e-muhtıra AKP'nin tekrar iktidara gelmesi için konmuştur' diyen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu'na dava açtı. Ankara 23. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde Bahçeli aleyhine açılan tazminat davasında10 bin TL talep edildi. Kılıçdaroğlu'ndan talep edilen tazminatın miktarı ise açıklanmadı.


Ciddiye almayın şuur kaybı var
29.07.2010 / Milliyet

MHP lideri Bahçeli: Hüseyin Çelik Bey’in ciddiye alınacak bir tarafı yok. O şuur kaybında. Başbakan gelsin bütün maaşıma el koysun

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'e, 'Hüseyin Çelik Bey'in ise ciddiye alınacak bir tarafı yok. O şuur kaybında' dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, İSO çıkışında gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin 'Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın kendisi hakkında tazminat davası açması' ve 'AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in 'Bahçeli istese de istemese de PKK'nın safında yer alıyor' açıklamasıyla ilgili olarak ''Sayın Başbakan'ın çok sayıda açmış olduğu tazminat davaları var. Bunu sürekli hale getirmiş. Daha kolay bir yol tavsiye ediyorum. Meclis Başkanı da kendi partisinden. Bütün maaşlarıma el koysunlar. Hüseyin Çelik Bey'in ise ciddiye alınacak bir tarafı yok. O şuur kaybında' dedi.

Bir gazetecinin, 'Balyoz Operasyonu kapsamında aranan bir komutan ile İçişleri Bakanı'nın yan yana fotoğraflarının basında yer alması' konusunda görüşleri sorulan Devlet Bahçeli şunları söyledi: 'Çelişki burada. Yani Balyoz Davası sebebiyle çok sayıda emekli ve muazzaf subay yakalama kararı çıkarılmıştır. Bu davaya hukuki yönden kimsenin herhangi bir söz söyleme hakkı yoktur. Sonuçlarını sabırla beklemek lazımdır. Ancak iki noktaya dikkat çekmek lazım. Bunlardan bir tanesi muazzaf subaylar açısından geçerli olanıdır. 1 Ağustos ile 4 Ağustos arasında Yüksek Askeri Şura toplantısı var. YAŞ'ta bu tür yakalama kararlarının olumsuz sonuçları olabilir ve ilerde de bir kişinin özlük haklarında kayıplara vesile olabilir.'


Kadınlar Başbakan’ı sandıkta sorgulamalı
29.07.2010 / Milliyet

Kılıçdaroğlu, “Türkiye’de kadın-erkek eşitliğine inanmayan bir Başbakan var. Biz siyasi parti olarak kadın kotası getirdiysek de kadınları ihmal ettik. Siyasette onları iteledik” dedi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP'nin oylarında anlamlı bir artış olmadığı takdirde genel başkanlık yapmanın anlamı olmadığını, genel seçim sonuçlarına göre genel başkanlıktan ayrılabileceğini söyledi. Kılıçdaroğlu, 3 yıl aradan sonra Asuman Çakmakçı'nın başkanlığında yeniden oluşturulan kadın kollarının ilk toplantısında partili kadınları, Bülent Ecevit'in 'kadın' şiirini okuyarak, 'Kadınsın, gücünü bil, size gücünüzü hatırlatıyorum' sözleriyle göreve çağırdı.

‘Anlamlı artış'
Kılıçdaroğlu, CHP Kadın Kolları İl Başkanları toplantısına gelişinde gazetecilerin, 'CHP'nin oylarında anlamlı bir artış olmazsa genel başkanlığı bırakırım' sözlerini anımsatması üzerine, 'CHP'nin oylarında anlamlı bir artış olmadığı takdirde genel başkanlık yapmanın anlamı yok' dedi.

'Anlamlı kelimesinden kastınız nedir?' sorusuna ise Kılıçdaroğlu, 'Anlamlı sözcüğünde bütün bunların hepsi yatıyor' yanıtını verdi. Kılıçdaroğlu, CHP'li kadınların referandumda çok çalışmasını isterken, yaptığı konuşmayla şu mesajları verdi:

SANDIKTA BAŞBAKAN'A SORUN
Türkiye'de kadın-erkek eşitliğine inanmayan bir Başbakan var. Hak verilmez alınır. Kadınlarımız Başbakan'ın bu söylemi karşısında sandığa gittiği zaman, ‘Niçin ben bu ülkede ikinci sınıf yurttaş durumuna getiriliyorum' diye sormalıdır. Ve Başbakan'ı sorgulamalıdır.

YOKSULA BULGUR, KENDİNE HAVUZLU VİLLA
İnançlarımızı, etnik kimliklerimizi sömürdüler. Şunu söylememiz lazım, büyük kentin çeperlerinde oturan yoksul kadınlarımıza: Sana bir kilo makarna, bir kilo bulgur veriyorlar da neden kendilerine havuzlu villa düşüyor?

ERKEKLERDEN HAK İSTEMEYİN, ALIN
Kadınlar siyasetin öznesi olmalıdır. Ama, gelip de erkeklere, ‘Bize hak verin' değil, mücadeleyi siz yapacaksınız, kavgayı siz vereceksiniz. Mücadele sonucu elde edilen bir hak, gerçek anlamda bir haktır.

KADINLARI İHMAL ETTİK
Biz siyasi parti olarak her ne kadar tüzüğümüzde kadın kotası getirdiysek de bir başka gerçek var; kadınları ihmal ettik, siyasette de ihmal ettik. Onlar siyasete girmek istedi, onları iteledik. Onlar da ses çıkarmadı, kadın Kolları çalışmadı, üretmedi. Şimdi yeni bir sayfa açtık.

RECEP BEY'İN ÇOCUKLARI
Sizi ikinci sınıf yurttaş konumuna koyan, sizin elinize cumhuriyetin verdiği hakları bile alan bu siyasi iktidara ‘dur' dememiz lazım. Herkesin çocuğu onların çocukları kadar şanslı değil. Ve annelere şunu da söyleyin, Recep beyin bir ifadesini söyleyin: Recep bey diyordu ki; her üniversiteyi bitiren çocuk iş bulacak diye bir kural yok. Ve o anneye şunu söyleyin: Sizin çocuğunuzla Recep beyin çocukları aynı kulvarda mı koşuyorlar, aynı şansı mı paylaşıyorlar, eşit mi yarışıyorlar?

‘Gerekli önlemler alınsın'
Kılıçdaroğlu, İnegöl ve Hatay'daki olaylarla ilgili olarak, 'Hükümetin bir konuda dikkatini çekmek istiyorum; İzledikleri açılım politikasının Türkiye'yi hangi noktaya getirdiğini bu iki olay ortaya koymuştur. Hükümet bir an önce gerekli önlemleri alsın' dedi.


Pakistan'da ulusal yas
29.07.2010 / BBCWorld

Tarihinin en büyük uçak kazasını yaşayan Pakistan'da ulusal yas ilan edildi.

Dün başkent İslamabad yakınlarındaki kazada, Pakistan merkezli Air Blue şirketine ait Airbus A 321 tipi uçaktaki 152 yolcudan kurtulan olmamıştı. Kazanın görüş mesafesinin son derece kısaldığı yağışlı bir havada gerçekleştiği belirtildi. Uçağın kara kutusunu inceleyen uzmanlar ise uçağın neden uçuşa kapalı bölgeye girdiğini anlamaya çalışıyor.

Yetkililere göre, uçak, inişe geçtiği sırada kentin kuzeyindeki tepelere çakıldı ve alevler içinde kaldı. Pakistan televizyonları dumanlar içindeki Margalla tepelerinde enkaz yerinden görüntülere yer verdi. Enkazın geniş bir alana yayıldığı görüldü.

'Korkunç bir manzara'
Pakistan merkezli özel havayolu şirketi Airblue'ya ait Airbus A 321 tipi uçakta 146 yolcu ve 6 kişilik mürettebat vardı. İslamabad'daki Amerikan Büyükelçiliği, ölenler arasında iki Amerikan vatandaşının da bulunduğunu duyurdu. Pakistan İçişleri Bakanlığı daha önce kazada yaralı olarak kurtulan beş kişinin hastaneye kaldırıldığını açıklamıştı. Ancak yerel yetkililer daha sonra bu bilginin doğru olmadığını söylediler.

Amir Ali Ahmed adlı üst düzey bir hükümet yetkilisi, Reuters ajansına "Yağmur işimizi çok zorlaştırıyor. Cesetlerin çoğu kömürleşmiş durumda" dedi. Kurtarma ekibinden Davar Adnan adlı bir görevli ise "Her yerde ceset parçaları var. Korkunç bir manzara" diye konuştu.


Özal: Vatandaş Çiller’i istiyor
29.07.2010 / Milliyet

Ahmet Özal, “Gittiğim her yerde vatandaşların partinin başında Tansu Çiller’i görme isteği açıkça ortaya çıktı” dedi

DP Genel Başkan Yardımcısı Ahmet Özal, Anayasa değişikliği için 12 Eylül'de yapılacak referandumun sonucunu şimdiden kestirmenin zor olduğunu belirterek, yüzde 17 civarındaki kararsızların sonucu belirleyeceğini söyledi.

Özal, vatandaşın artık bir değişim istediğini söyledi. 8 yıllık süreçte liderlerin yüzlerinin eskidiğini ifade eden Özal, 'Vatandaş artık aynı yüzleri görmek istemiyor. AK Parti'nin tek başına iktidar olması zor görünüyor' dedi.

DP'nin Kasım ayındaki kongresinde genel başkanlığa adaylığı konusunda Doğru Yol Partisi (DYP) eski Genel Başkanı ve eski Başbakan Tansu Çiller ile görüştüğünü belirten Özal, Tansu Çiller'in Kasım ayı kongresinde aday olup olmayacağı konusunda net bir ifadesinin bulunmadığını bildirdi.

Çiller'in Kasım ayındaki kongreyi kaçırması halinde bir 4 yıl daha beklemesi gerekeceğinin altını çizen Özal, gittiği her yerde vatandaşların partinin başında Tansu Çiller'i görme isteğinin açıkça ortaya çıktığını belirtti.


Sarkozy Çingeneleri Sınırdışı Ediyor
29.07.2010 / Voanews


Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy Çingene yani Romanlar'ın yaşadığı 300 çadır kampın yıkılması için emir verdi. Cumhurbaşkanlığı'nın talimatı uyarınca Fransa'da yaşayan kaçak Roman göçmenler sınır dışı edilecek. Sarkozy Roman kamplarının kaçakçılık ve fahişelik kaynağı olduğunu söyledi. Cumhurbaşkanı bu kamplarda yaşayan çocukların da dilenci olarak kullanıldıklarını öne sürdü.

İnsan hakları kuruluşları Sarkozy'nin kararını ırkçı olarak niteledi. Karar göçmen yaşam geleneğine sahip yüz binlerce Fransız vatandaşını, Bulgaristan ve Romanya'dan göç eden kaçak Roman'larla aynı gruba koyuyor.

Fransa'da bu ayın başında, gazino soyduğundan şüphelenilen bir genci polisin vurarak öldürmesi üzerine Romanlar polisle çatışmıştı.


Saldırı nedeni AKP zihniyeti
29.07.2010 / Milliyet

DP Genel Başkanı Hüsamettin Cindoruk, son günlerde meydana gelen terör olaylarıyla ilgili olarak, “Etnik olaylar, Türkiye’nin her köşesinde mayın gibi patlamaya başladı. Bu, AKP hükümetinin sözde ‘açılım’ politikasından kaynaklanmaktadır

Bütün bunların sebebi, bizzat Başbakan tarafından defalarca ifade edilen ve Türkiye'yi etnikleştirmeyi amaçlayan AKP zihniyetidir' diye konuştu. Cindoruk, 'İnsanlarımızı bu infiale, öfkeye iten ise, AKP'nin izlediği etnik temelli politikaların yaydığı şok dalgalarıdır, Habur görüntüleridir' dedi.


Partide bölünmeler olabilir
29.07.2010 / Hürriyet

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, Olağanüstü Kongre’nin yeni bölünmelerini beraberinde getirebileceği uyarısında bulundu.

NTV'de olağanüstü kongre sürecine ilişkin soruları yanıtlayan Kurtulmuş partinin yetkili kurullarını topladıktan sonra olağanüstü kongre tarihinin belirleneceğini belirterek şunları söyledi: 'Artık olay benim şahsi durumumdan çıktı. Her çift listeli kongreden sonra mutlaka bir takım kırgınlıklar, küskünler olur. Böyle bir ortamda belki yeni bölünmeler olacaktır. Hayat politikadan ibaret değildir.' Kurtulmuş, Adalet eski Bakanı Şevket Kazan'ın, CHP Genel Sekreteri Önder Sav ile yaptığı görüşme için 'Parti içinde olan bir meseleden dolayı, gidip başka partiden hele Önder Sav gibi bir isimden yardım istemenin ne demek olduğunu SP'ye ve kamuoyunun takdirine bırakıyorum' dedi.


‘Erdoğan ve Büyükanıt çıkar işbirliği yaptı’
28.07.2010 / Milliyet

‘27 Nisan e-muhtırası AKP’nin tekrar iktidar olması için konuldu. Büyükanıt ile Erdoğan çıkar işbirliğini açıklasınlar, biz de öğrenelim’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, 2007 seçimlerinden 2 ay önce dönemin Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Yaşar Büyükanıt ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Dolmabahçe Sarayı'nda yaptıkları ve tarafların, 'Bizimle mezara gidecek' diyerek içeriğini açıklamadıkları, sır görüşmeye sert eleştiriler yöneltti. Kılıçdaroğlu, '27 Nisan e-muhtırası AKP'nin tekrar iktidar olması için konuldu. Büyükanıt ile Erdoğan'ın çıkar işbirliği var, çıksınlar açıklasınlar, biz de öğrenelim' diye konuştu. Kılıçdaroğlu, Dubai Anlaşması'nı Başbakan'ın yakasına iliştireceğini belirterek, 'Başbakan bu anlaşmadan dolayı Yüce Divan'a gidecektir' diye konuştu.Kılıçdaroğlu, dün NTV'nin canlı yayınında şu değerlendirmelerde bulundu:

OLAĞAN GÖRÜŞME DEĞİL
Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ ile Başbakan Erdoğan'ın 25 Temmuz'da yaptığı görüşme sıradan, olağan bir görüşme değil. Gecenin geç saatinde yapılması, uzun sürmesi, ardından Başbakanın Adalet Bakanı'nı Ankara'ya çağırıp görüşmesi. Aslında bu siyasal davanın ortaya çıkardığı tablodur. Başbakan ‘bu davanın (Ergenekon) savcısıyım' dedi ve dava otomatikman siyasallaştırıldı. Belki bir karar çıktı o kararı nasıl düzeltebiliriz diye perdenin gerisinde görüşüyorlar, bu yargıya müdahale değil midir? Adalet Bakanı'nı çağırmak ne demektir?

HOYRATÇA DAVRANIYORSUNUZ
Bir emekli general hakkında tutuklama kararı çıkıyor, ‘evet teslim olacağım' diyor, siz havaalanında yakalıyorsunuz, hoyratça davranıyorsunuz ve gözaltına alıyorsunuz. Salıverildiğinde kaçmadı. Terörle mücadele eden generaller var, kaçmıyorlar. Yargıyı siyasallaştırırsanız sizi aşan kararlar çıkar.

ORDU YENİDEN DİZAYN EDİLİYOR
Benim bildiğim emekli generaller darbe yapamaz. Bir dönem yapmaya kalkmışsa hukuki önlemi alırsınız, ama siz her olayı getirip katarsanız çorbaya döndürürsünüz, içinden çıkılmaz noktaya taşırsınız. Çok sayıda dramatik olay çıktı, eminim ileride bu olayın filmleri yapılacak, romanları yazılacak.Benim gördüğüm kadarıyla ordu belli kesimler tarafından yeniden dizayn edilmek isteniyor.

KOMUTANLA KANKA OLUYORSUN
Ama bir komutan çıkıyor e-muhtırayı koyuyor internet sitesine ‘bunu ben yazdım' diyor. Bu nedir, yasalara göre suç değil midir, suç. Ve siz bu komutanla kanka oluyorsunuz, bir yerde gizli görüşüyorsunuz. Ne Genelkurmay'ın ne devletin arşivinde bu görüşmeye ilişkin bir kayıt yok. İkisi de diyor ki ‘bizimle mezara gidecek'.

E-MUHTIRA AKP İKTİDARI İÇİN KONULDU
Hüseyin Çelik ‘görev yargının' diyor. Görev yargının olur mu? Suç duyurusunda bulundu mu hükümet, elini tutan mı var? Başbakan çıksın ‘bu davanın da savcısıyım' desin, diyemez. Çünkü o e-muhtıra AKP'nin tekrar iktidara gelmesi için, mağdur edebiyatı için konulmuştur oraya. Sayın Büyükanıt'la Sayın Erdoğan işbirliği yapmışlardır bu olayda. Çıksınlar söylesinler ‘biz işbirliği yapmadık' desinler. İşinize gelince ‘davanın savcısı benim' diyorsunuz, olay buraya gelince dut yemiş bülbül gibi oluyorsunuz. Sayın Başbakan konuşmalı.

Dolmabahçe'de ne konuştular, konuşmalı. Halkından gizli, kapalı kapılar ardında yapılan görüşmeler devletin arşivine yansımıyorsa orada çıkar işbirliği vardır. O çıkar işbirliği ikisinin arasındadır. Çıkar işbirliğini açıklasınlar, biz de öğrenelim.

‘Evet'çi CHP'li başkan disipline
CHP Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Suha Okay, Başbakan'ın Bingöl mitingine katılarak referandumda 'evet' oyu kullanacağını açıklayan Bingöl'ün CHP'li Yedisu Belediye Başkanı Mehmet Memioğlu'nun disipline sevk edildiğini açıkladı.


‘Tükürdüğümüzü yalayamazdık’
28.07.2010 / Milliyet

İngiltere Başbakanı David Cameron, Türkiye’nin AB üyeliğini kuvvetle desteklediklerini belirterek, “İlişkilerimizde gerçekten altın çağda olduğumuzu düşünüyorum. Türkiye’nin, kampın bekçiliğini yaparken çadırın içinde olmamaktan memnun olmadığını biliyorum” dedi

Cameron, Kıbrıs konusunda net mesaj vererek, 'Bunu bir kenara atıp bırakamayız. Kıbrıs sorunu Türkiye'nin AB sürecinin önünde duran bir sorun. Ne kadar hızlı çözersek Türkiye'nin AB sürecini de o kadar hızlandırabiliriz' ifadesini kullandı. Samimi tavırları dikkati çeken iki lider birbirlerine 'David' ve 'Tayyip' diye hitap etti. Erdoğan, dün Cameron'ı Başbakanlık'ta resmi törenle karşıladı. Ortak basın toplantısında Erdoğan, harçlar konusunda 'İngiltere'deki lisansüstü eğitim-öğretimde harçlar AB üyesi ülkelere olduğu gibi olursa, bu inanıyorum ki Türk öğrencilerin İngiltere'ye olan ilgisini daha da artıracaktır' diye konuştu.

‘Somali korsanı' benzetmesi
İki lider, açıklamaların ardından soruları yanıtladı. Erdoğan, İngiliz gazetecinin Gazze'ye ilişkin sorusuna şu yanıtı verdi: 'Böyle bir saldırı tek kelimeyle ifade edilebilir o da ancak korsanlıktır. Bunu Somali korsanları yapıyorlar ve buna karşı dünya tedbirini alıyor ve bunların üzerine de gidiliyor. Temenni ediyorum ki İsrail bu yanlışından bir an önce vazgeçer, özrünü özellikle Türkiye'den dilemesi lazım, tazminatların ödenmesi lazım, ambargonun kaldırılması lazım.' Annesi Türk olan Alexander Ekrem Barker isimli bir İngiliz gazeteci de Erdoğan'a Türkçe soru yöneltti. Barker'ın Türkçe soru sorması üzerine şaşıran Erdoğan, 'Maşallah Türkçe de biliyorsun' dedi.

‘Sevgili dostum Tayyip'
Barker, Erdoğan'a Türkçe olarak 'Türkiye'yi seven, genç dinamik İngiliz bir Başbakan Türkiye'ye geldi. David Cameron, size Tony Blair'i hatırlatıyor mu, yani daha iyi arkadaş olacak mısınız?' diye sorması üzerine Erdoğan ve Cameron bir süre güldü. Aynı zamanda Muhafazakar Parti Genel Başkanı olan Cameron, Blair ile ilgili soruya, 'Kulaklığım çalışmıyormuş gibi davranarak, sevgili dostum Tayyip'in nasıl diplomatik bir yanıt verdiğini dinlemeyi tercih ediyorum' yanıtını verdi. Cameron, 'Türkiye'nin AB üyesi olmasını kuvvetle her ikimiz de istiyoruz' ifadesini kullandı. Cameron, Türkiye'nin, doğu ile batı arasında tercih yapmayıp ikisini de tercih etmesini çok doğru bulduklarını kaydetti.

Cameron, Türkiye'nin İngiltere'den 5 PKK'lı teröristin iadesini istediğini, ancak bunların iade edilmediğini belirterek, 'PKK, İngiltere'de de AB'de olduğu gibi yasaklanmış bir örgüttür ve öyle olmaya devam edecektir. Yakalanan kişilerle ilgili ayrı ayrı işlem yürütülür. Her olayın detaylarına göre muamele yapılır' dedi. Erdoğan, bir gazetecinin iç politikaya yönelik soru sormak istemesine, 'Girme be. Gölge düşürmeyelim' dedi.

‘Viyana Grubu ipe un serdi'
Erdoğan, Barker'ın, 'İran ile müeyyideler konusunda Türkiye ‘hayır' oyu kullandı. Farklılıklar konusunda daha dürüst olmak gerekmiyor mu?' sorusu üzerine şunları söyledi: 'Türkiye olarak bizim duruşumuz bellidir. Viyana Grubu ne yazık ki, ipe un serdi. Yaptırımlar devreye girince biz de tabi: Tahran Anlaşması'nın altına imza koymuş bir ülke olarak Türkiye'nin halk arasındaki ifadesiyle ‘Tükürdüğümüzü yalayamazdık'.'

Sultan Murat'ın mektubunu hediye etti
Erdoğan, Cameron'a, Sultan Murat'ın, Kraliçe 1. Elizabeth'in bir mektubuna karşılık yazdığı cevabi mektubu hediye etti. Kraliçe 1. Elizabeth, mektubunda, İspanya kralının dinî muhalefet ve kadîm düşmanlıkla karadan ve denizden ülkelerine saldırdığını, İslam memleketlerinde ticaret yapan tüccarlara zarar verdiğini belirtiyor. Erdoğan'ın, Cameron'a hediye ettiği çerçeveletilmiş cevabi mektupta ise 'İngiltere'ye yardım için ilkbaharda büyük bir donanma gönderileceği' gibi ifadeler yer alıyor.

Anıtkabir'de kırmızı çanta
İngiltere Başbakanı David Cameron, Türkiye'ye gerçekleştirdiği resmi ziyaret çerçevesinde ilk olarak Anıtkabir'i ziyaret etti. Devlet başkanlarının Anıtkabir ziyaretleri sırasında onlara bir 'mihmandar bakan'ın eşlik etmesi geleneği dün uygulanmadı. Hiçbir bakanın eşlik etmediği Cameron'ın, ziyareti sırasında bir kadın görevlinin kraliyet arması bulunan 'kırmızı çanta' taşıması dikkat çekti. 'Red Box' (kırmızı kutu) adı verilen çantanın içinde, devlete ait tüm belgeler taşınıyor. Tasarımı 1870'li yıllardan beri çok az değişen koç derisi çantaların her biri 750 sterlin'e (1700 TL) mal oluyor.


Etnik bölücülüğün taşeronu...
28.07.2010 / Milliyet


Bahçeli, dün yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti: 'PKK saldırılarının son dönemde hızla tırmanması ve etnik bölücülüğün gemi azıya alması, Türkiye'nin milli birliğini ve varlığını hedef alan hain bir saldırı ile karşı karşıya olduğunu bütün çıplaklığı ile göstermiştir. Türk milletini etnik temelde ayrıştırmak, 36 etnik gruba bölerek çatıştırmak ve parçalı bir millet ve devlet yapısı oluşturarak bölünmenin ve yok olmanın yolunu açmak amacını güden ihanet cephesi bütün unsurlarıyla ortaya çıkmıştır. Bu şer cephesinin en büyük cesaret ve cüret kaynağı, PKK açılımı ile etnik bölücülüğün taşeronluğuna soyunan Başbakan Erdoğan ve hükümetidir. Başbakan Erdoğan bu ihanet ve yıkım projesini, pimi çekilmiş patlamaya hazır bir bomba olarak milli bünyemize bırakmıştır.


İmzalar toplandı kongre yapılıyor
28.07.2010 / Milliyet

Saadet Partisi’nde gerekli imzalar toplandı, olağanüstü kongre yapılıyor. Kurtulmuş ve Erbakan “uzlaştı mı?” sorusu gündemde

Milli Görüş lideri Necmettin Erbakan, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Numan Kurtulmuş üzerinde, kendisine 'itaat' etmesi yönündeki baskısını yoğunlaştırdı. Erbakan'ın ekibi, 650 delegenin imzasıyla SP Genel Merkezi'ne başvuruda bulunarak, olağanüstü kongrenin toplanmasını istedi.

SP'nin 11 Temmuz'da yapılan kongresinde, Erbakan ile Kurtulmuş arasında beyaz ve yeşil liste çekişmesi yaşanmıştı. Kongrede ortaya çıkan vesayet kavgası, dün yeterli delegenin imzasının tamamlanmasıyla yeni bir boyut kazandı.

Erbakan, geçen cumartesi konutunda görüştüğü Kurtulmuş'a, 'Sen genel başkan kal ama partinin yönetimi değişsin. Kongreyi topla, yeni liste ile Genel İdare Kurulu (GİK) belirlensin. Pazartesi günü bana cevabını ver' dedi. Kurtulmuş'un, Erbakan'ın vesayet kurmaya yönelik talebini tümüyle kabul etmemesi üzerine, Erbakan ekibi, daha önce başlattığı imza toplama girişimini dün yoğunlaştırdı. Erbakan ekibi, 1200 delegenin bulunduğu SP'de 650 delegeden imza topladı. 650 delegenin imzasını içeren olağanüstü kongre talebi dilekçeleri, dün SP kurucularından Mustafa Kamalak, Temel Karamollaoğlu ve Giresun delegesi Hasan Bitmez tarafından genel merkeze teslim edildi. 'Numan Kurtulmuş yeniden genel başkan adayı olarak gösterilir mi' sorusuna ise Kamalak, 'Partimizin yetkili organları var. Biliyorsunuz delegelerin genel başkanı önermesi lazım' diye yanıtladı.