Ana Sayfa I Bize Ulaşın I Site Haritası I English
 
 
Kırılma Noktası
Bellek
Röportaj / Sine-Politik
Haber Yorum Analiz
Siyasal Hareketler-Projeler
Araştırma Dokümantasyon
Türkçe'de Siyasal İletişim
Dünya'da Siyasal İletişim
  Haber Yorum Analiz
Krizin yönetimi Gül’de
‘Savunma’ toplantısında buluştular
Baykal: MGK bildirisi bizi tatmin etmedi
Musavi : Mevcut yönetim gayrimeşru
"İsrail ve Hamas savaş suçu işledi"
Kurumları çatıştırıyor
TBMM, bu yasama yılında 117 yasa çıkardı
Gürcistan ve Rusya Su Anlaşması Yaptı
AVRUPA'DA BASIN 02 TEMMUZ 2009
Rotamız rejim tartışmasını aşmak
Baykal: Yapılan nitelikli yalancılık
Almanya'dan Lizbon Anlaşmasına Yeşil Işık
İran Muhalefetine 'Gösterilere Son Ver' Çağrısı
AKP dünyanın en başarısız hükümeti
Türkler'in yüzde 57'si Erdoğan'a güveniyor
Obama'nın Senato hakimiyeti perçinlendi
Manuel Zelaya'ya destek artıyor
Gözler bugünkü toplantıda
'İran'da seçimde usulsüzlük yok'
ABD Irak kentlerini terk ediyor

Türkiye Büyük Millet Meclisi
23.Dönem Milletvekilleri Dağılımı
Siyasi Partiler Üye Sayısı
Adalet Ve Kalkınma Partisi 339
Cumhuriyet Halk Partisi 98
Milliyetçi Hareket Partisi 70
Demokratik Toplum Partisi 21
Demokratik Sol Parti 13
Özgürlük ve Dayanışma Partisi 1
Büyük Birlik Partisi 1
Bağımsız Milletvekili 4
Boş 3
(27.07.2007) Toplam 550
Krizin yönetimi Gül’de
02.07.2009 / Milliyet

MGK bildirisindeki “Devletimizin kurumlarını yıpratmaya yönelik beyan ve yayınlara ilişkin tepkiler dile getirilmiş, bu faaliyetlerin ülkemize fayda sağlamayacağı teyit edilmiştir” cümlesini Gül yazdı...

Askerlerin sivil mahkemede yargılanmalarını öngören yasa değişikliğinin ardından yapılan 7,5 saatlik Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı ve sonrasında Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün krizin yönetimini ele aldığını söyleyebiliriz.

Gül'ün tutumu
Cumhurbaşkanı Gül'ün, yasaların incelenmesi de dahil görevini yaparken izlediği tutumu, Köşk kaynaklarına dayanarak şöyle özetleyebiliriz: 'Cumhurbaşkanı, görevini yaparken siyasi tartışmalar, görüşler ve yönlendirilmeler doğrultusunda değil, Anayasa'daki yetkileri çerçevesinde hareket etmektedir.' Cumhurbaşkanı Gül, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını öngören ve tartışma yaratan yasa değişikliği konusunda da Çin dönüşünde yaptığı ilk değerlendirmede, siyasi bir tutum almasının söz konusu olmadığını, 'hukuka bakacağını' söylemişti.

Gül, dün Çankaya'da MGK ve mini zirvede hukuki durumu esas alan bir tutum içindeydi. Gül, MGK sonrasında topladığı mini zirvede bu doğrultuda hakemlik işlevini üstlendi ve yasa değişikliği konusunda tarafları dinledikten sonra, tartışmanın ve gerginliğin bir an önce sonlandırılması için talimatlar verdi.

Üçlü zirve
MGK'dan sonra Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Org. İlker Başbuğ'u davet ederek üçlü bir mini zirve topladı. Gül, Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ'u dinledikten sonra, toplantıya Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin'i de çağırdı. Bakanları da dinleyen Cumhurbaşkanı Gül, bu tür tartışmaların ve gerginliklerin kurumlar arası uyumlu çalışmaya ve ülkeye zarar verdiğini vurgulayarak, uyum ve işbirliği istedi.

Cumhurbaşkanı Gül, Başbakan Erdoğan ve Genelkurmay Başkanı Org Başbuğ'a, tartışılan yasa değişikliği konusunda kurumlarının hukukçuları tarafından hazırlanacak raporları süratle kendisine ulaştırmaları talimatını verdi.

Başbakan Erdoğan ve Org. Başbuğ, bir gün önce yaptıkları ikili zirvede de Adalet Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı ve Genelkurmay Başkanlığı Adli Müşavirliği'nin koordineli hukuki inceleme yapmaları ve çözüm yerinin Köşk olduğu konusunda anlayış birliğine ulaşmışlardı.

15 günü beklemeyecek
Cumhurbaşkanı Gül'ün, yasaları incelemek için Anayasa'nın verdiği 15 günlük süreyi sonuna kadar kullanma eğiliminde olmadığını da yansıtabiliriz. Gül, Köşk'ün hukukçularının hazırlayacağı raporla, Adalet Bakanlığı, MSB, Genelkurmay Adli Müşavirliği'nce koordineli olarak hazırlanacak raporları değerlendirdikten sonra kararını süratle verecek.

Bildiri Gül'ün kaleminden
Cumhurbaşkanı Gül'ün, anayasal kurumların uyumlu çalışmasını sağlamak görevi bağlamında, 7,5 saat süren MGK'dan sonra hazırlanan bildirinin can alıcı cümlesini bizzat kaleme aldığını söyleyebiliriz. 'Devletimizin kurumlarını yıpratmaya yönelik beyan ve yayınlara ilişkin tepki ve düşünceler dile getirilmiş, bu tür faaliyetlerin ülkemize bir fayda sağlamayacağı teyit edilmiştir' ifadesi, Cumhurbaşkanı Gül'ün kaleminden çıktı. MGK toplantısının sonucunu hem sivil hem de askeri kanadın teyit etmesinde Gül'ün, dengeli, uzlaştırmacı, uyumlu üslubunun etkili olduğunu da vurgulamak lazım.

Org. Başbuğ'un beka vurgusu
Genelkurmay Başkanı Org. Başbuğ'un ise, Çankaya'daki toplantılarda, TSK'ya karşı yürütülen asimetrik psikolojik harekâtı, Türkiye Cumhuriyeti açısından bir 'beka sorunu' olarak gördüklerini vurguladığını ifade edebiliriz. Org. Başbuğ'un, bu psikolojik harekâtla TSK'nın birlik ve bütünlüğüne verilecek zararın sadece TSK'ya değil, tüm ülkeye zarar vereceğine dikkat çektiğini de ekleyebiliriz. Bu bağlamda, TSK'ya karşı yürütülen bu psikolojik harekâtı kimlerin ve ne amaçla yaptığının ortaya çıkarılması talebini yineleyen Org. Başbuğ'un, son gelişmelere neden olan fotokopinin sahte olduğunu, aslının çıkmadığını anımsattığı da yansıyanlar arasında.

Gül'den Baykal'a yanıt
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, CHP lideri Deniz Baykal'a tepkili. Baykal'ın, MGK sırasında partisinin grup toplantısında sarf ettiği sözlere Cumhurbaşkanı Gül'den de sert yanıt geldi. Baykal'ın, MGK toplantısının yapıldığı saatlerde, 'Cumhurbaşkanı yasanın yanlış olduğunu birkaç saat içinde' anlar ifadesiyle Cumhurbaşkanı Gül'ün değerlendirmesini şöyle aktarabiliriz:

'Cumhurbaşkanı Gül, Baykal'ın bu sözlerini istihzalı ve yakışıksız buldu. Tepki ve esefle karşıladı. Türkiye Cumhuriyeti'nin bir hukuk devleti olduğunu ve her makamın da bu kapsamda görevini yerine getirmesi yükümlülüğü bulunduğunu kimse unutmamalı vurgusu yaptı. Devletin her konuyu hukukun üstünlüğü ve demokrasi ilkeleri çerçevesinde yürüttüğüne dikkati çekti.'


‘Savunma’ toplantısında buluştular
02.07.2009 / Milliyet

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, “İrticayla Mücadele Eylem Planı” belgesi ve askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasıyla ilgili yasal düzenlemenin ele alındığı önceki günkü Milli Güvenlik Kurulu toplantısı ve ardından yapılan 5’li zirveden sonra dün de, Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısında bir araya geldi

Savunma Sanayii İcra Komitesi toplantısı, dün Erdoğan'ın başkanlığında Savunma Sanayii Müsteşarlığı'nda yapıldı. Başbuğ, Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül ve ilgili bürokratların katıldığı toplantı 3 saat 15 dakika sürdü. Toplantıdan sonra gazetecilerin sorularını yanıtlayan Gönül, askerlerin sivil mahkemelerde yargılanması konusundaki yasal düzenlemeye ilişkin olarak kurulan komisyonla ilgili soru üzerine, 'Bu kanun ceza kanunu biliyorsunuz. Türk Ceza Kanunu'nun 250. maddesidir. Bizim bakanlığın sevk ettiği bir kanun değildir. Bu kanunun sahibine bu soruyu sorarsınız. Adalet Bakanlığı'nın' dedi.


Baykal: MGK bildirisi bizi tatmin etmedi
02.07.2009 / Milliyet

CHP lideri Deniz Baykal, önceki gün yapılan MGK toplantısı sonrasında yayımlanan bildiriyi “tatmin edici” bulmadığını söyledi

CHP lideri Deniz Baykal, partisinin MYK toplantısında güncel konuları değerlendirdi. Baykal, toplantıda şunları söyledi:

TATMİN ETMEDİ
(MGK bildirisiyle ilgili olarak) İlginçtir bu MGK çok uzun sürdü, fakat sonunda çıkan karar bizi tatmin etmedi. Öyle anlaşılıyor ki Genelkurmay Başkanı, TSK'yı yıpratmaya yönelik yayınları ve beyanları gündeme getirmiş, şikâyet etmiş ve MGK'da ‘bu tür olaylar fayda sağlamaz' açıklaması yapmış. MGK'da sadece tespit yapılmaz, çözüm önerileri de oluşturulur ve bunlar hükümete tavsiye edilir. Bunlar olmamış, sivil kanat ne söyledi, şikâyetlerle ilgili hangi önlemler alınacak bilinmiyor.

ZOR DURUMDA BIRAKMAK
Albay Dursun Çiçek'in mahkemeye sevk kararı niçin tam MGK sürerken alındı? Yapılmak istenen TSK'yı, Genelkurmay Başkanı'nı zor durumda bırakmaktır. Rövanş almaya dönük girişimler yanlıştır. Bu kişi hakkında ‘şu şu suçlamalar var' diyebilirlerdi. Öyle olsaydı Genelkurmay Başkanı basın toplantısında albaya kefil olan sözler söylemezdi. Adeta ‘karşı taraf elindeki kozları ortaya koysun biz ne yapacağımızı biliyoruz' havasıyla bu işler yürütüldü. Büyük hata yapılmıştır.

MİNİ ZİRVE ARINÇ YÜZÜNDEN Mİ?
MGK sonrası mini zirve, devlet geleneklerinde olmayan bir durum. MGK'da görüşülmemesi gereken bazı konular mı var, bazı üyelerin bilmemesi mi isteniyor? Bu kuvvet komutanlarına mı dönük, yoksa başta Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç olmak üzere bazı bakanlara mı dönük?

‘Komisyon daha önce kurulmalıydı'
Baykal, Başbakan Erdoğan ile Genelkurmay Başkanı Orgeneral Başbuğ görüşmesinde askerlerin sivil mahkemelerde yargılanmasını içeren yasa konusunda hükümet ile Genelkurmay hukukçularından oluşan ortak komisyon kurulması ve çıkan sonucun Köşk'e sunulması konusunda da, 'Komisyon yasa çıkmadan önce kurulmalıydı. Komisyon kurma konusunu bu aşamadan sonra Gül karara bağlayacak' diye konuştu.


Musavi : Mevcut yönetim gayrimeşru
02.07.2009 / BBCWorld

İranlı muhalif lider Mir Hüseyin Musavi, Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad yönetimini gayrimeşru ilan etti.

İran'daki durumla iligli olarak, sessizliğini bozan Musavi, internet sayfasındaki açıklamasında, seçimlere hile karıştığını belirtti. Musavi ayrıca yetkililerden, protesto gösterilerine katıldıkları için gözaltına alınanların serbest bırakılmasını istedi. Musavi bunların "devrimin çocukları" olduğunu yazdı.

Hükümete bağlı gönüllü bir kuruluş olan Besic milisleriyse, Mir Hüseyin Musavi'nin, protesto gösterilerindeki rolü nedeniyle yargılanmasını istemişti. Besic milisleri adına yayımlanan mektupta, Musavi, 12 Haziran seçimleri sonrası protestolarda oynadığı rolle, "ulusal güvenliği tehlikeye atmak ve devlete karşı propaganda yapmakla" suçlandı.

İran'da ulusal güvenliği tehlikeye atma suçu, 10 yıla kadar varan hapisle cezalandırılıyor. Besic milisleri, gösteriler sırasında pekçok kez protestoculara karşı şiddet kullanmakla, hatta birkaç kişiyi öldürmekle suçlanmıştı. İranlı yetkililer, olaylarda Besic milislerinden de ölenler olduğunu söylüyor.

Üç elçilik çalışanı serbest
Öte yandan İran'da devlet medyası, hafta sonunda gözaltına alınan İngiltere Büyükelçiliği çalışanlarından üçünün daha serbest bırakıldığını duyurdu. Tümü İran vatandaşı olan dokuz çalışan, seçim sonrasındaki protestolar ve şiddet olaylarında rol oynamakla suçlanarak gözaltına alınmıştı.

Bunlardan beşi Pazartesi günü salıverildi. Bir görevli hala gözaltında. İngiltere, çalışanlarının serbest kalmasını sağlamak amacıyla AB ülkelerinin Tahran'daki büyükelçilerini geri çekmelerini istemişti.

Konu bugün Stockholm'de üst düzey yetkililerin katıldığı bir toplantıda ele alınacak. Ancak İran ile ticari bağları olan Almanya ve İtalya'nın, buna karşı olduğu biliniyor.


"İsrail ve Hamas savaş suçu işledi"
02.07.2009 / BBCWorld

Uluslararası Af Örgütü, İsrail'in bu yıl başlarında Gazze'ye düzenlediği askeri harekatta savaş suçu işlediğini savundu.

Örgütün raporunda, İsrail ordusunun sivillerin yoğun olarak yaşadığı bölgelerde, topçu ateşi ve fosfor bombası gibi yöntemlere başvurduğunun altı çizildi. Örgüt, geçen yılın son günlerinde düzenlenen ve üç hafta süren hareket boyunca yüzlerce sivilin nokta atışı yapan silahlarla öldürüldüğünü, bazı sivillerin ise yakın mesafeden açılan ateşlerle hayatlarını kaybettiğini belirtiyor.

Uluslararası Af Örgütü, İsrail'in güneyine yönelik roket saldırılarında Hamas'ın da savaş suçu işlediğini öne sürdü. Af Örgütü raporunda, Hamas'ın hem İsrail'deki sivil yerleşim alanlarına yaptığı roket saldırılarının, hem de Gazze'de sivilleri tehlikeye atmasının savaş suçu olarak değerlendirildiği belirtiliyor. Tarafların savaş suçu işlediği iddiaları, Birleşmiş Milletler tarafından da bir süredir inceleniyor.

Af Örgütü raporunun baş yazarı Donatella Rovera, Gazze'de işlenen savaş suçlarının üç kategoride incelenebileceğini söyledi. Rovera'ya göre savaş suçu teşkil eden eylemler, sivillerin doğrudan ya da dolaylı olarak ayrım gözetilmeksizin öldürülmesi, operasyonel gerekliliklerle açıklanamayacak kadar geniş çapta sivil yerleşim yerinin tahrip edilmesi ve yaralıları tedavi etmeye çalışan sağlık görevlilerine yönelik saldırılar.

Merkezi Londra'da bulunan Uluslararası Af Örgütü'nün raporunda, İsrail'e yönelik en ciddi eleştirilerden biri, operasyonlarda beyaz fosfor bombası kullanılması. Gazze'deki gibi bir çatışma ortamında beyaz fosfor kullanımının hiçbir taktik gerekçesi olamayacağını belirten örgüt, ciltte yanmalara yol açan bu maddeyi, kentsel alanlarda kullandığı için İsrail'i kınıyor.

Tepkiler
Af Örgütü raporunun dengeli olduğunu söyleyen Hamas liderlerinden Radwan Abu Ayash, raporda asıl suçlanan tarafın israil olduğunu savundu. Radwan Abu Ayash, "İsrail askerlerinin Filistin halkına karşı savaş suçu işlediğini tespit eden bu raporun dengeli olduğuna kuşku yok. Raporla birlikte Siyonist düşmanın, Hamas'ı sivilleri canlı kalkan olarak kullandığı yolundaki suçlamalarının da asılsız olduğu ortaya çıkıyor." dedi.

Rapor ardından, İsrail ise, operasyonda yalnızca Hamas militanlarının bulunduğu yerleri hedeflediklerini öne sürdü. İsrail hükümet sözcüsü Mark Regev, "İsrail, masum sivillerin çatışmanın dışında kalması için mümkün olan herşeyi yapmıştır. Biz Gazzeli sivillerin İsrail ile Hamas arasındaki çapraz ateşte kalmalarını istemedik. Olabildiğince hassas davrandık ama aynı şeyi Hamas için söyleyemeyiz. Hamas, bilinçli bir şekilde Gazzeli sivillerin hayatlarını tehlikeye atan bir strateji benimsedi." dedi.


Kurumları çatıştırıyor
02.07.2009 / Hürriyet

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın, kendi çıkarı ve siyasi geleceği için bütün değerleri ve kurumları istismar ettiğini, Başbakan gibi davranmayıp devletin kurumlarını birbirleri ile çatıştırdığını öne sürdü.

Vural, Başbakan'a bu tavrından vazgeçme çağrısında bulundu. Vural, askeri ve sivil yargı konusunda günün ihtiyaçlarına göre bir düzenleme yapmak gerekiyorsa, kurumlararası diyalogla, herkesin kabul edeceği bir düzenleme yapılması gerektiğini söyledi. "Madem, öne sürdükleri kadar tarihi ve önemli bir reform, Başbakan bunun altına imza atıp da tasarı olarak neden Meclis'e getirmedi" diye soran Vural, Başbakan'ı devletin kurumlarını çatıştırmaktan vazgeçmeye çağırdı.


TBMM, bu yasama yılında 117 yasa çıkardı
02.07.2009 / Zaman

İki maddelik yargı reformunun ardından tatile giren Meclis, 23. dönem 3. yasama yılında 117 yasa çıkardı. 1 Mayıs'ın resmî tatil olması, öğrenci affı, 'varlık barışı', kat mülkiyeti, banka ve kredi kartları borçlarının yeniden yapılandırılması, Türkiye'nin Kyoto Protokolü'ne katılması ile askere sivil yargının önünü açan düzenlemeler, bu yılın önemli yasaları arasında yer aldı.

Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu da faaliyetlerine başladı. Ağustos ayı başında toplanarak yeni başkanını seçecek olan Meclis, 1 Ekim'de başlayacak 4. yasama yılında da yoğun bir gündemle çalışacak. Türk ticaret, çek, imar, yenilenebilir enerji, kamu düzeni ve güvenliği müsteşarlığı kurulması, özel öğretim kurumları, karayolları, turizm bölgelerinde plan yapma yetkisinin Kültür ve Turizm Bakanlığı'na verilmesini öngören düzenlemeler, Meclis'in ele alacağı konular arasında yer alıyor.


Gürcistan ve Rusya Su Anlaşması Yaptı
02.07.2009 / Voanews


Rusya ve Gürcistan Gürcistan'daki bozuk su boru hattını ortaklaşa tamir edecek. Bu, iki ülkenin geçen yılki savaştan sonra yaptığı ilk anlaşma oluyor. Anlaşma Gürcistan ve Rusya'nın Cenevre'de yaptığı 6'ıncı tur görüşmeler sırasında imzalandı.

İki ülke de, Gürcistan halkının temiz su ihtiyacının hayati önem taşıdığı konusunda birleşiyor. Gürcistan'da halk savaşta su boru hattının zarar görmesi nedeniyle zorluk çekiyor. Rusya ve Gürcistan eylül ayında tekrar bir araya gelecek.


AVRUPA'DA BASIN 02 TEMMUZ 2009
02.07.2009 / BBCWorld

Guardian, Batman'ın Hasankeyf ilçesinde, Dicle Nehri üzerinde yapılacak olan Ilısu Barajı ile ilgili bir gelişmeye yer veriyor.

Çevre Bakanı Veysel Eroğlu'nun, finansman ile ilgili sorunlar nedeniyle 6 ay ara verilen projenin yeniden başlayacağı açıklamasını duyuran Guardian şöyle devam ediyor:

"Bu açıklama, projenin geçen Aralık ayında öldürücü bir darbe aldığına inanan çevreci grupları hayal kırıklığına uğrattı. Bu tarihte Almanya, İsviçre ve Avusturya'dan kredi kuruluşları, barajın çevresel ve sosyal etkileriyle ilgili kaygıların dikkate alınmadığı gerekçesiyle krediyi askıya almıştı. Eroğlu Ankara'da düzenlediği basın toplantısında, barajın uluslararası standartlara uyumu için önemli önemli adımlar attıklarını belirtti ve gereken kaynağın bulunacağını söyledi. Ancak projenin destekçileri henüz bu iddiayı doğrulamadı. İsviçre Ekonomi Bakanlığı'ndan bir yetkili, konuyu incelediklerini, Almanya ve Avusturya ile de görüşerek bir karara varacaklarını dile getirdi."

Guardian Ilısu Barajı ile ilgili gelişmeleri böyle özetledikten sonra, yarattığı tartışmalara ilişkin de şu notları aktarıyor: "Çevreciler, barajın 80 kadar kasaba, köy ve mezrayı sular altında bırakacağı, 50 ila 80 bin kişinin bölgeyi terk etmek zorunda kalacağı uyarısında bulunuyor. Ayrıca bölge sakinlerine önerilen tazminatın yetersiz olduğu savunuluyor. Türkiye'ye yönelik bir başka suçlama da, Dicle Nehri'nin döküldüğü Irak ve komşusu Suriye ile yeterince iştişarede bulunmadığı yönünde."

"Musavi'yi hafife aldılar"
İranlı muhalif lider Mir Hüseyin Musavi, seçim sonuçlarını tanımama tavrını dün de sürdürdü ve Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad yönetimini gayrimeşru ilan etti. Bu açıklamayı "Tutucular yumuşak üsluplu isyankarı hafife aldı" başlıklı bir analizle değerlendiren Times şöyle diyor:

"İran, tutucular ile Musavi'nin yeşil devrimcileri arasında uzun soluklu ve yıpratıcı bir savaşa hazırlanıyor. Rejimin umudu, öğrencilerin on yıl önceki protestolarında olduğu gibi, güç kullanımının muhalefetin direncini kırması. Musavi'nin umudu ise, Haziran'daki protesto gösterilerinin, 30 yıl önce Şah'ı devirene benzer yeni bir devrimin başlangıcı olması. Dünyanın İran konusundaki seçenekleri ise sınırlı. Ahmedinejad'ın hileli zaferine göz yumuyor gibi görünmek istemeyecektir. Ancak İran'ın içişlerine müdahale eder gibi de görünmemesi gerekiyor. Liderlerinin kim olacağına İran halkı karar vermeli. Nihayetinde cumhurbaşkanlığı seçimlerinin amacı da buydu."

"Obama Moskova'da soğuk karşılanacak"
Daily Telegraph gazetesi Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Barack Obama'nın ilk Moskova ziyaretini gelecek hafta yapacağını hatırlatıyor. Ziyarette iki ülkenin, envanterlerindeki nükleer silahların sayısını yarıya indirme konusunda anlaşmasının beklendiğini belirten gazete, bu anlaşmaya ilişkin şu yorumu yapıyor:

"Yeni anlaşma Rusya'nın, süper güç iddiasını destekleyebilecek son kartı olan nükleer silahlar konusunda, Amerika Birleşik Devletleri ile eşit bir görüntü vermesini sağlayacak. Obama'nın ise, kitle imha silahlarının yok edilmesi hedefine bağlı bir başkan olduğu iddiasını güçlendirecek. Ancak ziyarette ortaklıktan söz eden diplomatik bir dil hakim olsa da, Obama'nın Kremlin'de biraz soğuk karşılanacağı belirtiliyor. Rus tarafı, iki ülke arasındaki atmosferin, ilişkilerin hızla iyileşmesine izin vermeyecek kadar kirli olduğu görüşünde. Rusya'nın şahin Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov bu hafta, 'Son yıllarda aramızda bir güven krizi doğdu. Bunu aşmamız zaman alacaktır' diyordu."

"G20 sözleri tutulmadı"
Financial Times, Dünya Ticaret Örgütü'nün bir raporunu aktarıyor ve Nisan ayında Londra'daki G20 zirvesinde alınan korumacı önlemlerden kaçınma kararını birçok ülkenin uygulamadığını duyuruyor. "Dünya Ticaret Örgütü, 24 ülkenin yanı sıra Avrupa Birliği'nin, son üç ayda 83 korumacı önleme başvurduğunu belirledi. Bu sayı, aynı dönemde, ters yönde yani ticaretin serbestleştirilmesi yönünde atılan adımların tam iki katı. Ancak rapor, korumacılık konusundaki aşırı uygulamalara son verildiğinin görüldüğünü belirtiyor."

Gonzales Blair'e karşı
Independent, Lizbon Anlaşması'nın yürürlüğe girmesinin ardından oluşturulacak Avrupa Birliği başkanlığı makamı için, eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'in ardından bir adayın daha sahneye çıktığını duyuruyor. Bu isim, eski İspanya başbakanı Felipe Gonzales. Gazete Gonzales ile ilgili şu tespitlerde bulunuyor.

"İspanya'nın modernizasyonunu ve Avrupa Birliği üyeliğini o gerçekleştirdi. 1996'da siyasi bir skandal nedeniyle sahneden çekilene kadar, 13 yıl İspanya'yı yönetti. Şimdi İspanya'nın karizmatik, sosyalist eski başbakanı Felipe Gonzalez tekrar sahnede ve Avrupa'nın ilk başkanı olma konusunda Tony Blair'e rakip olacağı konuşuluyor. Başkanlık makamı henüz resmen oluşturulmuş değil. İrlandalı seçmen Kasım ayında düzenlenecek ikinci referandumda Lizbon Anlaşması'na onay vermezse, hiçbir zaman da oluşturulamayacak. Avrupa Birliği'nin başkanı olacak ismin hangi yetkilere sahip olacağı da henüz tam olarak tanımlanmış değil. Dolayısıyla adayların Lizbon Anlaşması onaylanana dek, resmen ortaya çıkması beklenmiyor."


Rotamız rejim tartışmasını aşmak
01.07.2009 / Milliyet

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan televizyonlarda dün akşam yayınlanan “Ulusa Sesleniş” konuşmasında, Türkiye’nin yönü, rotası ve güzergâhının belli olduğunu belirterek, “Demokrasimizin çıtasını tartışılmaz bir seviyeye çıkarmak, adaleti insan hakları ve özgürlüklerinin güvencesi haline getirmektir

Türkiye'yi rejim tartışmalarının, krizlerin, antidemokratik alışkanlıkların çok ötesine taşımak, bu milletin üstündeki ağırlıkları kaldırmaktır. Çocuklarımıza gurur duyacakları, umut bağlayacakları, başlarını dik tutacakları bir Türkiye bırakmaktır' dedi. Erdoğan, 'Meselelerimizi demokrasi içinde çözerek ilerleyecek, başlattığımız büyük değişim atılımını tamama erdireceğiz' diye konuştu.


Baykal: Yapılan nitelikli yalancılık
01.07.2009 / Milliyet

CHP lideri, AKP’nin askere sivil yargı yolunun açılmasına ilişkin düzenlemesini ‘vur-kaç’ olarak nitelerken, ‘Centilmenlik anlaşmasına uyulacağını düşünmekle bizim de kabahatimiz oldu’ diye konuştu

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, AKP'nin gece yarısı operasyonuyla askere sivil yargı yolunu açmasını 'vur-kaç' ve 'nitelikli yalancılık' diye tanımlayarak, 'Centilmenlik anlaşmasına uyulacağını düşünmekle bizim de kabahatimiz var' dedi. Baykal, grup konuşması sırasında başlayan MGK toplantısı ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün yasayı veto yetkisini ima ederek, 'Bakarsınız birkaç saat içinde Cumhurbaşkanı da bu yasanın hiç uygun olmadığını anlama noktasına gelebilir' diye konuştu.

Yasama yılının son grup toplantısında konuşan Baykal'ın değerlendirmeleri şöyle:

CİDDİYETİ OLMADIĞI BELLİ
(İrtica ile Mücadele Eylem Planı) Hem AKP'yi bitirecek hem de cemaati bitirecek. Ciddiyeti olmadığı baştan belli. Bugüne kadar ne iktidarlar geldi geçti. Ama ne Özal ne Demirel ne de diğerleri döneminde, temel dayanakları etrafında bir kafa karışıklığını Türkiye yaşamamıştı. Bu kadar çok oy ve güç, birilerini yeni arayışlara, yeni maceralara davet ediyor.

KAMUFLE LAF CAMBAZLIĞI
(Askere sivil yargı yolunu açan düzenleme) Bu komisyonda tartışıldı mı, Genelkurmay'a, Milli Savunma Bakanlığı'na bilgi verildi mi? Hayır. Gece yarısı bir önerge ile kamufle edilmiş laf cambazlığı ile aniden Türkiye'deki temel düzenlemeyi köklü şekilde kimseye hissettirmeden değiştirivereceksiniz... 'Sizin hiç mi kabahatiniz yok?' diyorsanız, evet var. Meclis'in tatile girmesi kararı alınmış ve bir centilmenlik anlaşması yapılmış. Siz karşınızdaki insanların o mutabakata centilmen gibi sonuna kadar uyacağı güveni gösterirseniz, yanlış yapmış olursunuz. Bu iktidar CHP milletvekillerini değil, Türkiye'yi aldatma peşinde. Vur-kaçla sonuç almaya çalışıyor.

NİTELİKLİ YALANCILIK
Öyle bir askeri mahkeme olur ki, kendi komutanını mahkûm eder, öyle bir sivil mahkeme olur ki kurumsal baskı altında ezilir perişan olur. Almanya'da nitelikli dolandırıcılık vardı, şimdi nitelikli yalancılık yaparak sonuç almaya çalışıyorlar.

SANA GÜVENİM YOK
(Başbakan Erdoğan'a) Senin askeri yargıya, TSK'ya güvenin var mı yok mu bilemem ama benim sana güvenim yok. Siyasetçi medyaya, yargıya burnunu sokuyor, TSK'ye elini uzatıyor. Başbakan'a sözümüz; elini TSK'nın içinden çek, çek kardeşim.

GÜL'E VETO ÇAĞRISI
Bakalım, önümüzdeki birkaç saat içinde Sayın Cumhurbaşkanı da bu yasanın hiç uygun olmadığını anlama noktasına gelebilir. Kendisini mayında göreve çağırmıştık. O çağrı takdirine mazhar olmadı ama bir bakarsınız Sayın Cumhurbaşkanı şimdi bu takdiri kullanabilir.


Almanya'dan Lizbon Anlaşmasına Yeşil Işık
01.07.2009 / Voanews


Almanya'da yüksek mahkeme Avrupa Birliği Lizbon anlaşmasının Alman hukukuyla uyumlu olduğunu açıkladı ancak anlaşmanın onaylanması şimdilik askıya alındı. Mahkeme Alman parlamenterlerin, anlaşmanın kabulunu öngören yasa tasarısını yeniden düzenlemesini istedi.

Yapılacak değişiklik, Alman parlamentosunun, AB yasalarının oluşturulmasında önemli rol oynayacağını vurgulayacak. Bu değişiklik yapılmadan AB Lizbon anlaşması onaylanmayacak.


İran Muhalefetine 'Gösterilere Son Ver' Çağrısı
01.07.2009 / Voanews


İran'da Anayasa Koruyucular Konseyi seçim kavgasının bittiğini ilan ederek muhalefeti protestolara son vermeye çağırdı. Konsey sözcüsü, sonuçları protesto etmeye devam edenlere karşı hükümetin harekete geçeceği uyarısında bulundu.

Cumhurbaşkanı Ahmedinejat yabancı güçleri yine eleştirirken sertlik yanlısı dinadamı Ayetullah Ahmet Hatemi, Konsey kararına hala karşı çıkanları sert bir dille kınadı. Konsey, dün seçimi kaybeden adayların itirazı üzerine oyların yüzde 10'unu yeniden saymış, ancak seçim sonuçlarını etkileyebilecek bir usulsüzlüğe rastlanmadığını belirtmişti. Cumhurbaşkanı adaylarından Mir Hüseyin Musavi kısmi sayımı reddediyor, seçimin iptal edilmesi gerektiğini savunuyordu.


AKP dünyanın en başarısız hükümeti
01.07.2009 / Hürriyet

Türkiye Partisi Genel Başkanı Abdüllatif Şener, dün partisinin genel merkezinde basın toplantısı düzenledi.

AKP'yi "Dünyanın en başarısız hükümeti" diye niteleyen Şener, şunları söyledi: "Sürekli kavga çıkaran ve çıkardığı gürültü ekonomiyi daha da kötüye götüren bir siyasal iktidar var. Bir ülkenin üretimi yok oluyorsa, bütün sektörleri zarar ediyorsa, bu ülkenin ekonomi yönetiminde bir sorun var demektir. Türkiye'den başka hiçbir ülke bu kadar derin bir küçülme yaşamadı. Hükümet ülkede kutuplaşma yaratarak sorunları görmezden geliyor. Mevcut iktidarın ve muhalefetin son günlerde gündeme getirdiği konularda bir demokratikleşme, bir sivilleşme arayışından öte kamuoyunu yanıltma, gündemi çarpıtma ve kurumlar arası güvensizliği derinleştirme arayışı gözükmektedir."


Türkler'in yüzde 57'si Erdoğan'a güveniyor
01.07.2009 / Sabah


ABD'li World Public Opinion şirketince 4 Nisan ile 12 Haziran tarihlerinde 20 ülkede 19 bin 224 kişi arasında gerçekleştirilen ankete göre, Türk halkın yüzde 57'si, Başbakan Tayyip Erdoğan'ın "dünya konularında doğrusunu yapacağına" çok ya da kısmen güveniyor. Güvenmeyenlerin oranı ise, yüzde 38. Dünya liderlerinden ABD Başkanı Obama konusunda bölünen Türk halkı, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Aliyev dışında hiçbir bölge liderine güven duymazken, en az güven duyulan lider Fransa Cumhurbaşkanı Sarkozy oldu.

SARKOZY'E GÜVEN YOK
Ankete göre, halkın yüzde 45'i Obama'ya güvenirken, güvenmeyenlerin oranı yüzde 46 olarak belirlendi. Türk halkının yüzde 33'ü Ahmedinejad'a güveniyor, yüzde 48'i hiç veya pek güvenmediğini bildirdi. Yüzde 63 gibi yüksek bir oranının güven duymadığı Rusya Başbakanı Vladimir Putin'e güvendiklerini söyleyenler yüzde 15'de kaldı. Almanya Başbakanı Angela Merkel'e Türklerin sadece yüzde 13'ü güvenirken, Türk halkının, en az güvendiği lider yüzde 7 ile Fransa Cumhurbaşkanı NicolasSarkozy oldu. Sarkozy'ye güvenmediğini söyleyenlerin oranı da yüzde 73. Türk halkının yüzde 47'sinin, Aliyev'e güven duyduğunu ifade ettiği ankete göre, Türklerin en az güvendiği bölge lideri Irak Başbakanı Nuri Maliki oldu. Maliki'ye güvenenlerin oranı yüzde 7'de kaldı.


Obama'nın Senato hakimiyeti perçinlendi
01.07.2009 / BBCWorld

İtirazlar nedeniyle Kasım'daki seçimde belirlenemeyen son sandalyeyi de kazanan Demokratlar, Senato'da 60 sandalyelik çoğunluğu sağlamış oldu, Cumhuriyetçilerin işleyişi yavaşlatma riski aşıldı.

Amerika Birleşik Devletleri Minnesota eyaleti Yüksek Mahkemesi, eyalette Kasım ayındaki seçimlerin galibinin Demokrat aday Al Franken olduğunu açıkladı. İtirazlar nedeniyle uzun süredir sahibi belirlenemeyen bu sandalyenin Demokratların olmasıyla, Demokrat Parti Senato'da 60 sandelyelik çoğunluğu sağlamış oldu.

Bu çoğunlukla, Cumhuriyetçilerin Senato'ya gelen düzenlemeleri geciktirmesi riski aşılmış oluyor. Uzmanlar bu gelişmeyle, Başkan Barack Obama ve partisinin Washington'daki hakimiyetinin perçinlendiğinin altını çiziyor. Kasım ayındaki seçimde Minnesota'daki sandıktan Cumhuriyetçi Norm Coleman'ın çıktığı açıklanmıştı.

Ancak Demokrat aday Al Franken sonuca itiraz etti ve yeniden sayım sonunda Coleman'ın birinci olduğu anlaşıldı. Bu sefer de Coleman sonuca itiraz etti ve konu Yüksek Mahkeme'ye taşındı. Yüksek Mahkeme dün, Al Franken'ın yarışı az farkla önde bitirdiğini duyurdu.


Manuel Zelaya'ya destek artıyor
01.07.2009 / BBCWorld

Birleşmiş Milletler, Orta Amerika ülkesi Honduras'ta devrik Cumhurbaşkanı Manuel Zelaya'nın yönetimi dışında hiçbir hükümeti tanımamaları için tüm devletlere çağrıda bulundu.

BM Genel Kurulu, Zelaya'nın askeri darbeyle iktidardan uzaklaştırılarak ülke dışına sürgüne gönderilmesini kınadı. Genel Kurula hitap eden devrik Cumhurbaşkanı Zelaya da, ülkesine dönmeyi ve görevine devam etmeyi amaçladığını söyledi. Devrik Cumhurbaşkanı Zelaya, bunu başarması durumunda, görev süresinin Ocak ayında dolması ardından emekliye ayrılacağını dile getirdi.

Ancak Honduras'ta, geçen Pazarki askeri darbeden bu yana, büyük bir belirsizlik yaşanıyor. Perşembe günü ülkesine döneceğini açıklayan sürgündeki devrik Cumhurbaşkanı Manuel Zelaya'nın başına ne geleceği bilinmiyor.

Honduras ordusunun, Cumhurbaşkanlığı konutuna baskın düzenleyip kendisini Kosta Rika'ya sürgüne gönderdiği günden bu yana, geniş bir yelpazeden uluslararası destek gören Zelaya, kendisinden giderek daha emin konuşuyor. Honduras'taki gerginliğin bir ucunda, sürgündeki sol eğilimli Cumhurbaşkanı Zelaya ve çoğunlukla yoksul halktan destekçileri var.

Siyasi rakiplerine göre Zelaya'nın suçu, "anayasaya aykırı bir şekilde, görev süresini uzatmak için bir halk oylamasına zemin hazırlamak." Ayrıca, yakın müttefiki Chavez gibi sosyalist bir sistem kurmaya çalışarak rejimi değiştirmeye çalıştığı savunuluyor. Sağ eğilimli bir politikacıyken, siyasi yelpazenin öteki ucuna hicret eden Zelaya ise, amacının görev süresini uzatmaya çalışmak olmadığını, yapmayı planladığı referandumun ise yalnızca bir kamuoyu yoklaması olduğunu söylüyor.

Ülke içinde Zelaya karşıtı kampı oluşturanlar arasında ise, ordu, Yüksek Mahkeme ve Zelaya'nın görevini kötüye kullandığını savunan Kongre üyeleri var. Devrik Cumhurbaşkanı Zelaya'ya göre, bu kesimler, değiştirmek istediği düzenin seçkinleri ve onların temsilcileri.

Uluslararası destek
Ülke içinde bu güçlü rakiplerle karşı karşıya olan Zelaya, dışarıda ise görülmemiş bir uluslararası desteğe sahip. ABD Başkanı Barack Obama darbecileri kınayıp Zelaya'ya destek vermekte gecikmedi. ABD başkanlarıyla aynı kampta olduğu pek görülmeyen Veneuzela Cumhurbaşkanı Hugo Chavez de, devrik cumhurbaşkanı Zelaya'nın en ateşli destekçilerinden. Diğer destekçi ülkeler arasında Arjantin, Bolivya, Ekvator, El Salvador ve Küba var.

Böyle bir uluslararası desteğe sahip olan Zelaya, Perşembe günü ülkesine döneceğini açıkladı. Zelaya, "Ben dört yıllığına seçildim, ve siz, siz oligarklar, medyanın sahipleri, isteseniz de istemeseniz de, görev süremi tamamlayacağım." dedi. Darbeden sonra kurulan hükümet ve ordu, devrik cumhurbaşkanı Honduras'a dönerse tutuklanacağını söylüyor.

Buna karşılık Zelaya, uçakta yalnız olmayacağını, kendisine bazı bölgesel liderlerle cumhurbaşkanlarının da eşlik edeceğini söylüyor. Devrik Cumhurbaşkanı Zelaya'nın destekçileri arasında, 7,5 milyonluk yoksul ülkenin alt sınıfları gösteriliyor.

Darbeden önce Zelaya'nın halk nezdinde sevilirliğinin azaldığı düşünülüyordu. Ancak sürgüne gönderilmesi ardından, ordunun baskısına rağmen, Zelaya'ya destek amaçlı gösteriler yapıldı.

Dün ise sokaklara çıkan bu kez, yeni hükümet yanlıları oldu. Zelaya'nın yerine Cumhurbaşkanlığına getirilen eski Kongre başkanı Roberto Micheletti de, destekçilerine teşekkür etti. Micheletti, "Bugün buraya gelemeyen tüm Honduraslılar adına sizlere demokrasiyi savunduğunuz için teşekkür ediyorum. Silahlı kuvvetler, anayasanın kendisine yüklediği görevi yerine getirmiştir." dedi.


Gözler bugünkü toplantıda
30.06.2009 / Milliyet

MGK’nın haziran ayı olağan toplantısı, bugün Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün başkanlığında Çankaya Köşkü’nde saat 13.30’da başlayacak.

Toplantıda, Başbuğ'un 'hukuki değeri olmayan kâğıt parçası' olarak nitelediği, 'İrticayla Mücadele Eylem Planı' belgesi ve bu belge çerçevesinde yaşanan tartışmalar da ele alınacak. Başbuğ'un, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne yönelik 'asimetrik psikolojik harekât' başlattıklarını belirttiği kişi ve organizasyonlarla ilgili kendilerine ulaşan duyumları kurul üyelerine aktarması bekleniyor. Toplantıya mayıstaki kabine revizyonunda hükümete giren Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da katılacak. Genelkurmay Başkanlığı, Arınç'ın bakan olmadan önce Ergenekon davasında yargılanan emekli askerleri kastederek, 'İyi ki bu paşalarla savaşmamışız' sözüne tepki göstermişti. Arınç, bu polemiğin ardından ilk kez komutanlarla aynı platformda bir araya gelecek.


'İran'da seçimde usulsüzlük yok'
30.06.2009 / BBCWorld

Cumhurbaşkanlığı seçiminde kullanılan oyların bir kısmını yeniden sayan İran Anayasayı Koruyucular Konseyi, herhangi bir usulsüzlüğe rastlanmadığını bildirerek Ahmedinejad'ın zaferini teyit etti.

Ahmedinejad 12 Haziran'daki seçimde oyların yüzde 63'ünü almıştı. Sandıktan ikinci sırada çıkan ılımlı rakibi Mir Hüseyin Musavi, usulsüzlük yapıldığını savunarak seçimin iptalini talep ediyordu. Seçimlerin toptan iptal edilmesini isteyen Musavi, yeniden sayımı dikkate almadıklarını duyurmuştu. Anayasayı Koruyucular Konseyi geçen hafta cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bazı usülsüzlükler saptadıklarını, ancak bunların sonucu etkileyecek boyutta olmadığını açıklamıştı.

İran-İngiltere gerilimi
İngiltere Başbakanı Gordon Brown, hafta sonu Tahran'daki İngiltere Büyükelçiliği'nde çalışan dokuz kişinin gözaltına alınmasını "haksız, temelsiz ve kabul edilemez" diye niteledi. Tümü İran vatandaşı olan elçilik personelinden beşi dün serbest bırakıldı. Diğer dört kişinin sorgusunun sürdüğü bildiriliyor. Elçilik görevlileri 12 Haziran seçimleri sonrasındaki protestolarda rol oynamakla suçlanıyor.

İran'ın, İngiltere'yi kışkırtıcılıkla suçlaması ile iki ülke arasındaki ilişkiler gerilmişti. İki ülke de karşılıklı olarak ikişer diplomatı sınırdışı etmişti. Dünkü gözaltıların ardından İngiltere Dışişleri Bakanı David Miliband ile İranlı meslektaşı Manuçehr Mutteki'nin telefonla görüştükleri bildiriliyor.

İranlı kaynaklara göre Mutteki bu konuşmada "İngiltere, İran'ın içişlerine karışma niyetinin olmadığını kanıtlarsa, bu olumlu bir gelişme olur." dedi. Avrupa Birliği de elçilik personeline karşı "taciz ya da sindirme" amaçlı hareketler olursa, buna "güçlü ve topluca" bir yanıt verileceğini belirtmişti.

İngiltere, hala gözaltında olan personelin hangi görevlerde çalıştığını açıklamadı. Ancak BBC'nin Orta Doğu editörü Jeremy Bowen, bunlardan birinin yerel haberleri tarayıp siyasi gelişmelerden haberdar olmakla görevli olduğunu söylüyor.


ABD Irak kentlerini terk ediyor
30.06.2009 / BBCWorld

Irak'taki Amerikan askerleri, işgalden altı yıl sonra bugün tüm kent ve kasabalardan çekiliyor.

Ülkeyi tamamen terk edecekleri 2011 sonuna kadar, yerleşim birimleri dışındaki üslerinde kalacaklar. Irak Başbakanı Nuri el Maliki bugünü Ulusal Egemenlik Günü ve resmi tatil ilan etti.

Başkent Bağdat'ta da havai fişekli kutlamalar yapıldı. Iraklılar çiçekler ve bayraklar ile süsledikleri arabalarıyla kent sokaklarında tur atarken, denetim noktalarındaki hoparlörlerden Irak'ı öven şarkılar yükseldi.

Dört asker öldü
Bu arada bugün Bağdat'ta meydana gelen bir saldırıda dört ABD askerinin öldüğü açıklandı. Irak'taki 130 bin Amerikan askeri, aylardır büyük yerleşim birimlerinde daha az varlık gösteriyordu. Çok sayıda üssün kontrolünü de ya Irak güçlerine devretmişler ya da terk etmişlerdi. Ancak tüm bunlar, Amerikan askerlerinin Irak'tan anlamına gelmiyor.

Amerika'nın büyük yerleşim birimlerindeki askeri rolü bugünden itibaren eğitimle ve operasyonlara az sayıda birlikle destek vermekle sınırlı olacak. Bu da, gündelik güvenlik operasyonlarının tamamen Iraklılara bırakılması demek. Irak güçleri, zorluklarla yüzleştiklerinde ve yardıma ihtiyaç duyduklarında, Amerikalılardan müdahale etmelerini isteyebilecek.

ABD ordusunun kent ve kasabaları terk etmesinin öncesinde, son haftalarda bombalı intihar eylemlerinde artış gözlendi. Son 10 günde, çoğu Bağdat ve Kerkük'teki üç büyük saldırıda olmak üzere yaklaşık 170 kişi öldü; çok sayıda kişi de yaralandı.

Iraklı ve Amerikalı yetkililer, bugünden itibaren El Kaide ve diğer grupların saldırılarını daha da arttırarak mezhep çatışması yaratmaya çalışaçağını tahmin ediyorlar. ABD bundan tam iki yıl önce, Haziran 2007'de Irak'ta süren şiddet olaylarına bir son vermek için ülkedeki asker sayısını 168 bine çıkarmıştı.