|
 |
 |
Türkiye Büyük Millet Meclisi
23.Dönem Milletvekilleri Dağılımı |
| Siyasi Partiler |
Üye Sayısı |
| Adalet Ve Kalkınma Partisi |
339 |
| Cumhuriyet Halk Partisi |
98 |
| Milliyetçi Hareket Partisi |
70 |
| Demokratik Toplum Partisi |
21 |
| Demokratik Sol Parti |
13 |
| Özgürlük ve Dayanışma Partisi |
1 |
| Büyük Birlik Partisi |
1 |
| Bağımsız Milletvekili |
4 |
| Boş |
3 |
| (27.07.2007) Toplam |
550 |
|
|
 |
 |
|
 |
Dünyanın Güç Dengeleri Değişiyor |
21.11.2008 / Voanews
Amerikan istihbarat uzmanlarının yayınladığı rapora göre, 2025 yılına kadar Çin ve Hindistan, Amerika'yla birlikte çok başlı bir yeni dünya düzeninde yeni güç merkezleri haline gelecek. Ulusal İstihbarat Konseyi'nin, '2025 Yılında Global Eğilimler' başlıklı raporunda, Amerika'nın hakim gücünün azalacağı, diğer bazı paraların, güç kaybeden Dolar'a yetişecekleri tahminine yer veriliyor.
Zenginliğin, dünyanın batısından doğuya kaymaya devam edeceğini belirten rapor, nüfus artışıyla ekonomik gelişmenin enerji, yiyecek ve su gibi temel mallarda sıkıntı yaratacağını da kaydediyor. İklim değişikliğinin kıtlıklara yol açarak doğal kaynaklar üzerinde çatışmalara yol açabileceği de, raporun bulguları arasında yer alıyor. İstihbarat raporu, Rusya ile Çin'in demokrasi yönünde ilerleyip ilerlemeyeceği ve İran'ın nükleer programının komşuları üzerindeki etkisinin kestirilemeyeceğini belirtiyor.

 |
‘Güzel gelişmeler oluyor’ |
21.11.2008 / Milliyet
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, çarşaflı ve türbanlıların CHP’ye katılımı ile ilgili olarak, “Türkiye’de güzel gelişmeler oluyor. Temenni ederim ki bu süreç aynen bu şekilde döner. Fakat bir şey olmasın istiyorum, o da istismar” dedi
Erdoğan, dün Hindistan'a gitmeden önce Esenboğa Havaalanı'nda yaptığı basın toplantısında çarşaflıların CHP'ye katılımına ilişkin soruya yanıt verdi. 'Geçtiğimiz günlerde çarşaflı üyelerin CHP'ye katılımı sözkonusu oldu. Bu konuyla ilgili bir değerlendirmeniz olacak mı?' sorusunu gülümseyerek dinleyen Erdoğan, şu yanıtı verdi: 'O konu hakkında ben sadece bir cümle söyleyeceğim. Türkiye'de güzel gelişmeler oluyor. Temenni ederim ki bu süreç aynen bu şekilde döner. Fakat bir şey olmasın istiyorum, o da istismar.'

 |
‘Çarşaf’ sıkıntısı büyüyor |
21.11.2008 / Milliyet
CHP’ye çarşaflı kadınların katılımının Sol’da başlattığı tartışma sürüyor. DSP lideri Sezer ve ÖDP lideri Uras, CHP lideri Deniz Baykal’a sert eleştiriler yöneltti. CHP Genel Sekreteri Önder Sav da, “kurbağa” örneğiyle duyduğu rahatsızlığı dile getirdi
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ın, İstanbul'da çarşaflı kadınlara rozet takarak parti üyeliğine kabul etmesiyle başlayan tartışmalar, parti içinde ve diğer sol partilerde büyüyerek devam ediyor. Baykal'ın önceki gün yapılan Merkez Yönetim Kurulu (MYK) toplantısında şu değerlendirmeyi yaptığı öğrenildi: 'Günlük hayatlarında insanlar diledikleri gibi giyinebilirler. Ama bu insanların başı kapalı diye ‘CHP'de size yer yok' diye tavır koyamayız. Bu insanlar kıyafetlerini Türkiye'ye model olarak dayatmıyorlar... Merve Kavakçı ile kıyaslanmaları doğru değil. Kavakçı türbanı siyasal simge olarak dayatıyordu. CHP'de her zaman türbanlı, çarşaflı üyeler, hatta aralarında çok militan olanlar da vardır. Bunlar doğal gelişmeler. Bize bu yönde yeni talepler geliyor, yeni katılım törenleri de olabilir.'
‘Kurbağa kaçmaz' benzetmesi Genel Sekreter Önder Sav'ın ise kurbağanın, içine konulduğu suyun yavaşça ısıtılması durumunda kaçmayacağı ve böylece haşlanarak öleceğini gösteren deneyi anımsatarak bu katılımlardan duyduğu rahatsızlığı dile getirdiği ifade edildi.
Kadın milletvekillerinden Nur Serter de 'Bir partiye üye olmak herkesin hakkıdır. CHP halkın partisidir. Ancak çarşaf yıllarca laikliğe karşı bir sembol olarak görüldü. Bu nedenle çarşafın vitrine çıkarılması doğru değil, bu yinelenmemeli' dedi.
Genel Başkan Yardımcısı Yılmaz Ateş ve Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen katılımları olumlu karşıladıklarını belirtirken, MYK üyesi Savcı Sayan'ın 'Bu kadınlar bize gelince özgürleşecek' dediği kaydedildi.
DSP Genel Başkanı Zeki Sezer ise ANKA'ya yaptığı açıklamada, 'Kara çarşaflılara rozet takan Baykal, Erdoğan'a da Başbakanlık rozeti takmıştı. Bir gün Ricky Martin solu, bir gün Anadolu solu. Her gün solu değiştiriyor' dedi. ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras da, 'CHP'nin çarşafa dolandığını düşünüyorum. Seçimlere 3 gün kala bunun inandırıcılığı yok. Önümüzdeki yerel seçim, Baykal'ın katılacağı son seçim olacak' diye konuştu.
Kadın örgütleri de tepkili Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu Başkanı Canan Güllü de, Baykal'a gönderdiği mektupta, 'Bizi aydınlığa çıkaran Devrim Kanunları'ndan Kıyafet Kanunu'na ters düşen kareleri kabul edemeyiz' dedi.
Allah Baykal'a akıl fikir versin duası Malatya'nın Darende İlçesi Yenice Belediye'sinin AKP'li başkanının, Tarım ve Köyişleri Bakanı Mehdi Eker'in bulunduğu bir yemekte, "Baykal'a akıl fikir ihsan eyle yarabbi" diye yemek duası yapması TBMM Genel Kurul'unda geçenlerde günün polemiği oldu
Konuyu TBMM'de gündeme getiren, CHP Malatya Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu oldu. CHP'li vekil, Türkiye Cumhuriyeti'nin bir bakanının, bu şekilde yemek duası yapan kişiyi kovmamasını eleştirerek, "Allah, bu küçük beyinlere akıl fikir versin" dedi. Eker ise verdiği yanıtta, "Doğru, Baykal için 'Allah akıl fikir versin' diyerek, duayı doğruladı, ama kendisinin ve valinin bunu yadırgadığını ve bunu yapan kişiyi bizzat uyardığını açıkladı.
Eker, 'yemek duası içinde bir siyasi şahsiyetin isminin geçmesi tarafımca da doğru bulunmamıştır. Ama kendisini azarlamak yada kovmak mümkün değildi. Kem söz sahibine aittir' diye konuştu. Ancak Eker'in bu açıklamaları CHP grubunun kızgınlığını yatıştırmaya yetmedi. Bu kez CHP Gaziantep Milletvekili Yaşar Ağyüz de Eker'e seslendi: "Allah çiftçimizi sizin gibi bir bakandan korusun..."
TBMM çatısı altında CHP ile AKP arasındaki tartışmalarda yeni dönemde sıkça Allah'ın da adının anıldığı bir döneme giriliyor...

 |
İsveç 'Lizbon Antlaşması'nı onayladı |
21.11.2008 / BBCWorld / Osman İkiz
İsveç parlamentosu, reddedilen AB anayasasının yerine geçmesi öngörülen Lizbon Antlaşmasını onayladı.
Parlamentonun dünkü oturumunda tartışmalar gece yarısına kadar sürdü. Antlaşmanın referanduma sunulmasını isteyen Sol Parti ile Çevre Partisi'nin gayretlerine rağmen hükümet ortağı partilerle ana muhalefet sosyal demokratların çoğunluğunun desteğiyle antlaşma onaylandı.
Sosyal demokrat partinin antlaşmaya karşı çıkan milletvekillerine 'hayır' oyu kullanma yasağı koyması sayesinde hükümet çetin bir sınavı ana muhalefet partisinin desteğiyle çözmüş oldu. İsveç yasalarına göre anayasa niteliğindeki yasaların parlamentoda onayı için oturuma katılanların dörtte üçünün 'evet' oyu kullanması gerekiyor.
Dün geceki oylamaya antlaşmaya karşı çıkan ancak parti yönetimin koyduğu yasak yüzünden 'hayır' oyu kullanamayacağı için 50 dolayında sosyal demokrat milletvekili oylamaya katılmadı.
Dörtte üçlük 'evet' "Hayır" eğilimindekilerin oturuma katılmaması sayesinde "evet" tarafı dörtte üç çoğunluğu sağlamış oldu. Oylamaya katılan 243 milletvekili 'evet', 39 milletvekili 'hayır' oyu kullandı. 13 milletvekili çekimser kalırken 54 milletvekili oylamaya katılmadı.
Lizbon Antlaşması'na muhalefet eden Sol Parti ve çevrecilerle, sendikalar ve sosyal demokratların yaklaşık yarısı, ulusal parlamentoların yetkilerini Brüksel'e devrine karşı çıkıyor. Bugün geçerli olan kararlarda oybirliği zorunluluğunun kaldırılarak çoğunluk sistemine geçilecek olması da muhalefet kanadının karşı çıktığı önemli maddelerden biri.
Sadece Çekler kaldı İsveç'in Lizbon Antlaşması'nı onayından sonra AB üyesi ülkeler arasında antlaşma konusunda karar verecek tek ülke olarak Çek Cumhuriyeti kaldı. Çek Cumhuriyeti de antlaşmayı parlametodan geçirecek ancak başta bu konuda ikiye bölünen iktidar partisi olmak üzere muhalif sesler referandum istiyor.
Lizbon Antlaşması'na muhalefetin başını da cumhurbaşkanı çekiyor. Geçen hafta İrlanda'yı ziyaret eden Çek Cumhurbaşkanı İrlanda'da yapılan referandumda 'hayır' cephesine önderlik etmiş olanlarla görüştü. Çek Parlamentosu Lizbon Antlaşması'nı ocak ayında oylayacak. Çek Cumhuriyeti onaylasa bile İrlanda'daki referandumda 'hayır' dendiğinden Lizbon Antlaşması yürürlüğe giremeyecek. AB'nin İrlanda'yı yeni bir referanduma zorlaması bekleniyor.

 |
Obama'nın Clinton'a teklifi yakında |
21.11.2008 / BBCWorld
ABD Başkanlığı için Demokrat Parti içindeki adaylık sürecinde Barack Obama'nın rakibi olan Hillary Clinton'ın, Dışişleri Bakanlığı görevine getirilmesi konusunda anlaşmaya yakın olunduğu açıklandı.
Demokratların bir yetkilisi Clinton'ın Dışişleri Bakanlığı görevine getirileceği açıklamasının gelecek haftaki Şükran Günü tatilinden sonra açıklanacağını kaydetti. Parti yetkilisi, Hillary Clinton'ın eşi, eski Başkan Bill Clinton'ın vakıf çalışmalarının mali bakımdan denetlenmesi ve böylece ilerde herhangi bir çıkar çatışması çıkmaması konusunda, tarafların anlaştıklarını bildirdi.
Onlarca ülkede çok çeşitli insanî yardım faaliyetleri gösteren bir uluslararası vakfın başında olan Bill Clinton, sözkonusu kuruluşların etik yönden denetlenmesini kabul etti. ABD'nin 20 Ocak'ta görevi devralacak olan yeni Başkanı Barack Obama'nın, bundan iki hafta önce Hillary Clinton'la bir araya gelmesi ardından, Dışişleri Bakanlığı görevini Clinton'a vereceği söylentileri yoğunlaşmıştı.
Henüz Obama ve Clinton bu yöndeki haberleri doğrulamadılar. Ancak Obama'nın geçiş dönemi ekibindeki yardımcılarından biri, Obama ile Clinton'ın konuyla ilgili olarak görüşmeler yaptıklarını söyledi.
Hillary Clinton ve Barack Obama, 2008 Başkanlık seçimlerinde Demokrat Parti'nin adaylığını elde edenilmek için aylarca yoğun ve genellikle de sert bir kampanya yürütmüşlerdi. Ancak sonunda adaylığı Obama'ya teslim etmek zorunda kalan Hillary Clinton, Barack Obama'nın, Cumhuriyetçi aday John McCain'le mücadelesinde, eski rakibine tam destek vermiş ve Obama'nın Başkan seçilebilmesi için kampanya yürütmüştü.

 |
CHP’li Soysal’dan, Bakan Yıldırım’a belgeli yanıt |
21.11.2008 / Milliyet
ANKARA Milliyet
CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal, “Çeşme-Brindisi (İtalya) hattında gemileri çalışan Gayret Denizcilik’te 2000-2001 yıllarında genel müdürlük yaptığı” iddialarını yalanlayan Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’a, SSK sigortalı hizmet döküm belgesiyle karşılık verdi. Soysal, Yıldırım’ın bu dönemde Gayret Denizcilik’te çalıştığını ortaya çıkardı
Birgün gazetesi, 14 Eylül'de Bandırma'da batan 'Hayat N' adlı Ro Ro gemisiyle ilgili haberde, gemi sahibi Mehmet Koç ile Yıldırım'ın eski arkadaş ve iş ortağı olduğunu, Koç'un Yıldırım'ın oğlu Erkan Yıldırım'a gemi alması için 200 bin euro verdiğini haber yaptı. Haberde ayrıca Yıldırım'ın 2000- 2001 yıllarında Gayret Denizcilik'te görev yaptığı iddia edildi.
Bu iddiaları reddeden Bakan Yıldırım'ın avukatı, 19 Eylül'de gazeteye gönderdiği tekzipte şu ifadelere yer verdi:
Aynı anda iki işyerinde CHP İstanbul Milletvekili Çetin Soysal ise bu tartışmaya dün düzenlediği basın toplantısıyla katıldı. 'Yıldırım'ın doğruyu söylemediğini' savunan Soysal, şöyle konuştu: 'Bakan, 2000-2001'de Salih Zeki Çakır'ın şimdi tasfiye halinde olan şirketi Gayret Denizcilik'te çalıştı. Belge elimizde. Primlerin yatırıldığı işyeri numaraları 480779 ve 71065726. Bu numaralar İGDAŞ ve Gayret Denizcilik'e ait. Sayın bakan aynı anda iki şirkette çalıştı. Gayret Denizcilik'te odacılık yapmayacağına göre orada bir yöneticilik vasfıyla engin tecrübesinden ötürü çalışmış olsa gerek.'
Soysal, Yıldırım'a 'Sayın Bakanın, hem Gayret Denizcilik, hem de İGDAŞ'ta sigortalı olduğunu saklamasının nedeni nedir? Mehmet Koç (batan Hayat N isimli geminin sahibi Marmara N Denizcilik'in ortağı) ve Salih Zeki Çakır ile yaptığınız başka ortak işler var mı?' diye sordu.
Soysal, 'Bu olayda bir saadet zincirinin halkaları olduğunu, Deniz Feneri'ne kadar uzandığını görmek mümkün' iddiasında bulundu.

 |
DTP'li vekil: Barış elimiz havada kalınca silaha sarıldık |
21.11.2008 / Zaman
DTP Tunceli Milletvekili Şerafettin Halis, PKK konusunda skandallar sözler sar fetti. Londra'daki Haringey Kürt Toplum Merkezi'nde konuşan Halis, "hiç kimsenin silahı ve ölümü tasvip etmediğini ancak bir yönü ile hak arayışı için şiddetin zorunlu olduğunu" söyledi.
Kürtlerin defalarca uzattığı barış elinin havada kaldığını iddia eden DTP'li vekil, terör örgütünün hain saldırılarını şöyle savundu: "Özellikle 1999'a kadar bölücülükle itham edildik. Ancak o yıllarda projemizin demokratik çerçeve ve Türkiye'nin bütünlüğü içinde olduğunu gösterdik ve Kürtler silahlarını susturmalarına rağmen üzerimize daha fazla gelinmeye başlandı. Ta ki 2 yıl öncesine kadar. 'Havada kalan elimizi daha çok askıda tutamayız' deyip silahlarımıza sarılmak zorunda kaldık. Dünyanın birçok yerinde barış süreci böyle başlamıştır ve barışla bitmiştir."

 |
Irak Hükümetinden PKK Güvencesi |
21.11.2008 / Voanews / Hilal Köylü
Irak Ulusal Diyalog Bakanı Ekrem El-Hekim, Irak Başbakanı Nuri El-Maliki'nin "PKK'yla mücadeleden taviz yok' mesajını Başbakan Erdoğan'a iletti. Amerika'nın 2011 sonunda Irak'tan çekilmesini öngören Güçlerin Statüsü Anlaşması'nın Irak kabinesinde onaylanmasının hemen ardından Ankara'ya giden Bakan, Türkiye'ye 'Bölgesel Kürt yönetiminin de bu mücadeleye katılması için aktif tedbirlerimiz olacak" mesajı verdi.
Güçlerin Statüsü Anlaşması'nın (SOFA) Irak kabinesinde onayının ardından bölge turuna çıkan Irak Ulusal Diyalog Bakanı Akram El-Hekim, İran'daki temaslarının ardından Türkiye'ye gitti. Başbakan Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ali Babacan'la görüşen El-Hekim, düzenlediği basın toplantısında temasları hakkında bilgi verdi.
Türkiye'ye gelişinin asıl nedeninin SOFA'yla birlikte Irak hükümetinin terörle mücadeleye bakışında hiçbir değişiklik olmayacağı mesajını Ankara'ya iletmek olduğunu söyleyen El-Hekim, istikrarlı bir Irak için SOFA'yı 'başlangıç' olarak gördüklerini söyledi. El-Hekim, Türkiye'yle stratejik ilişkileri geliştirmek istediklerini, bu konuda Kürt yönetimiyle de hem fikir olduklarını anlatırken, Kürt grupların da onayının alındığı SOFA'nın Irak meclisinde de kabul göreceğine inandıklarını dile getirdi.
Türkiye'nin terör örgütünden 'ne kadar muzdarip' olduğunu bildiklerini, terörle mücadeleden taviz vermelerinin sözkonusu olmadığını vurgulayan El-Hekim, "Irak, hiçbir zaman herhangi bir terör örgütünü barındırmak ve komşu ülkelere zarar vermek istemez" diye konuştu. Erdoğan'ın kendisine "SOFA'yı genel olarak Irak halkının lehine görüyoruz. Irak, egemen olduğunu gösterdi ve ABD'den istediğini aldı" mesajı verdiğini kaydeden El-Hekim, 1 Ocak 2009'dan itibaren Irak hava sahasının Bağdat hükümetinin kontrolüne geçmesi durumunda TSK'nın PKK'ya karşı operasyonlarının kendileri için sorun olup olmayacağı konusunda sadece "Ayrıntıları bilmiyorum. Türkiye'yle iyi ilişkilerden yanayız. Irak'a sormadan ABD de bölgede operasyon yapamaz" diyebildi. El-Hekim, Erdoğan'ın görüşmede Türkiye'nin "Amerikalılar Iraklı hükümlüleleri de Irak'a teslim etsinler. Suç işlemedikleri belirlenenler de serbest bırakılsın" isteğini kendisine ilettiğini de söyledi.
Erdoğan'ın görüşmede, SOFA gereğince Irak hava sahasının kontrolünün 1 Ocak 2009'dan itibaren Bağdat yönetimine geçtiğini hatırlatırken, El-Hekim'e "TSK, Kuzey Irak'taki hava operasyonlarını sürdürürken, Bağdat'tan engel çıkarmasını istemiyoruz. TSK, bölgede gerekeni yaparken aksi yönde gelişecek bir tutumu önlemek sizin sorumluluğunuz" uyarısında bulunduğu da öğrenildi. El-Hekim, Türkiye'den sonra Lübnan ve Birleşik Arap Emirlikleri'nde de temaslarda bulunup, SOFA'yı anlatacak.
Operasyon dışı seçenekler Resmi temaslar için Ankara'da bulunan Romanya Dışişleri Bakanı Lazar Comanescu'yla görüştükten sonra ortak basın toplantısı düzenleyen Dışişleri Bakanı Ali Babacan da, Irak'la kurulan temaslar hakkında bilgi verdi. Babacan, Türkiye'nin SOFA'yla ilgili görüşlerini hem Irak hem de ABD tarafına ilettiğini kaydetti. PKK'ya karşı süren mücadelenin kapsama alanının genişlediğini vurgulayan Babacan, 'artık sadece askeri enstrümanların değil, pek çok enstrümanın devreye girdiği bir mücadele içinde bulunulduğunu' belirtti.
Babacan, Bağdat'ta Kürt yetkililerin de katılımıyla Türkiye-Irak ve ABD arasında yapılan toplantıyla ilgili konuşurken de, PKK'nın bir terör örgütü olduğunun bir kez daha teyit edildiğini ve bu toplantıların yaklaşık iki ayda bir tekrarlanması, arada da alt komitelerle çalışmaların günlük bazda sürdürülmesi kararının alındığını belirtti.
Türkiye'nin Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik'in yaklaşık bir hafta daha Bağdat'ta kalacağını anlatan Babacan, SOFA'nın özünün Irak'ın kendi meselelerine daha çok sahip olması olduğunu vurguladı ve "Şimdiye kadar ABD ile beraber yürüttüğümüz bazı çalışmaların, bundan sonraki safhalarda, Irak'ın da işin içine katılmasıyla yürütülmesinden daha doğal bir gelişme olmaz. Irak'ın hem askeri makamlarının, hem diğer ilgili devlet birimlerinin bundan sonraki çalışmalarda daha yoğun bir şekilde işin içinde olacağını söyleyebilirim" diye konuştu.

 |
AB tarım reformunda anlaştı |
21.11.2008 / BBCWorld
AB'nin tarım yetkilileri, devlet teşviklerini üretimden başka alanlara kaydırma ve süt sektörünü serbest pazara açma konusunda anlaşmaya vardı.
Ortak Tarım Politikası'nda reform pazarlıkları bütün gece sürdükten sonra perşembe günü açıklandı. Avrupa Birliği'nde bundan böyle doğayı korumak için daha çok fon ayrılacak. Bu paranın kaynağı ise geleneksel olarak AB çiftçilerini daha çok üretmeye teşvik eden devlet yardımlarının kısılmasıyla sağlanıyor.
2009 ile 2013 yılları arasında yürürlüğe girecek olan yeni uygulamalar gereği süt kotaları ilk başta yükseltildikten sonra tamamen ortadan kaldırılacak. AB, 2003 yılından beri ilk kez bu derece büyük bir tarım reformunda anlaştı. Zengin Avrupa ülkelerinin çiftçilerine verdiği tarım teşvikleri büyük eleştiri topluyor.
Dünya tarım pazarında rekabeti olumsuz etkilemekle suçlanan teşvikler nedeniyle gelişmekte olan ülke tarımcılarının yoksullaştığı düşünülüyor. Tüketemediği tereyağının dağlar kadar biriktiği ve şaraplarının göller doldurduğu söylenerek yoğun biçimde eleştrilen AB, 2003 yılında tarım üretimi ile teşvik programları arasındaki bağı kıran bir reform hamlesi yaptı.
Son pazarlıklar, 2003 yılında başlatılan sürecin devamını oluşturuyor. Gözlemciler, perşembe günü varılan anlaşmanın oy birliğiyle değil, nitelikli çoğunluk oyuyla bağlandığına dikkat çekiyor. Reformun ana hedefi, kırsal alanın korunmasına daha çok fon ayırarak, tarım üretimini ise yavaş yavaş pazar ekonomisinin dinamiklerine bırakmak.
AB bütçesinin yaklaşık yüzde 45'i, cömert teşviklerin sağlandığı Ortak Tarım Politikası'na gidiyor. Yetkililer, önümüzdeki yıllarda kırsal alanın korunmasını amaçlayan doğrudan para yardımlarının AB tarım teşviklerinin yüzde 10'una denk gelecek biçimde artırılacağını söylüyor. Ancak bu oran, AB Komisyonu'nun talep ettiği yüzde 13'ün halen altında kalıyor.

 |
Bakanın kafası iyiydi herhalde |
21.11.2008 / Hürriyet
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, kendisini değişik zaman ve mekanlarda eleştiren Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay’a sert yanıt verdi.
Günay'ın önceki günkü Meclis Plan ve Bütçe Komisyonu'nda söylediği, "Türkiye Cumhuriyeti'ne, özellikle Ankara'ya Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra ufku olan bir siyaset adamı, bir devlet adamı, vali, belediye başkanı, başbakan gelmemiş. Ne yazık ki gelmemiş" sözlerini, Gökçek, şöyle değerlendirdi: "Sayın Kültür Bakanı'yla bu açıklamalarının aslının ne olduğunu konuştum. Bu ifadeleri gece yarısı kullandığını ve kastı olmadığını söyledi. Beni, Sayın Başbakan'ı ve Sayın Vali'yi itham etmiş, ufuksuz olduğumuzu söylemiş. Gazete olarak sorun ne olduğunu, ne demek istediğini açıklar sanıyorum. Sayın Bakan gece yarısı konuştuğu için kafası karışıktı, meşguldü, iyiydi herhalde. Sayın Başbakan'ı beni ve Sayın Vali'yi ufuksuz olarak nitelemiş. Ümit ediyorum ne demek istediğini anlatır."
Günay ne demişti? "Avrupa'ya gidiyoruz, bırakın Avrupa'yı Türk Cumhuriyetleri'ne gidiyoruz. Hiçbirinin kültür sanat mekanları ile kıyaslanacak mekanlarımız yok. Özellikle Ankara'da. Bu olmaz. Cumhuriyetin başkenti falan diyoruz. Kimse kimseyi suçlamasın. Ben 1.5 yıllık bakanım. Bu hükümet de 5.5- 6 yıllık bir hükümet. Oysa 85 yılı geride bırakmışız. Her yerde fütursuzca söylüyorum; Türkiye Cumhuriyeti'ne, özellikle Ankara'ya Mustafa Kemal Atatürk'ten sonra ufku olan bir siyaset adamı, bir devlet adamı, vali, belediye başkanı, başbakan gelmemiş. Ne yazık ki gelmemiş, kimse alınmasın."

 |
Fransız Sosyalistler Liderlerini Seçiyor |
21.11.2008 / Voanews
Fransa'da Sosyalistler bugün yeni parti liderlerini seçecek. Dünkü parti seçimlerinde, üç büyük adaydan hiçbiri gerekli çoğunluğu elde edememişti. Eski cumhurbaşkanı adayı Segolene Royal oyların yüzde 42'sini alırken Martine Aubry yüzde 35'te kalmıştı.
Üçüncü sırada ise aşırı solcu Avrupa Parlamentosu üyesi Benoit Hamon yer aldı. Hamon ikinci tur seçimlere katılmayacak. Seçimlerin sonucuna göre, ilk kez bir kadın Sosyalist Parti'nin başına geçecek ve 2012 seçimlerinde cumhurbaşkanı Nicholas Sarkozy'e rakip olacak. Seçimlerde 200 binden fazla sosyalist parti üyesi oy kullanacak. Sosyalist parti son üç cumhurbaşkanlığı seçiminde bozguna uğramıştı.

 |
AVRUPA'DA BASIN 21 KASIM 2008 |
21.11.2008 / BBCWorld
Türkiye'nin Uluslararası Para Fonu IMF ile anlaşmaya yakın olduğuna ilişkin haberler bu sabah Financial Times, Guardian ve Times'ın ekonomi sayfalarında yer alıyor.
Financial Times'ın haberinin başlığı: "Ankara IMF ile yeni bir anlaşma imzalamaya yaklaşıyor. Bakanların dün verdiği bilgiye göre Türkiye IMF ile yeni bir anlaşma imzalamaya yakın. Türk medyasının haberlerine göre Başbakan Erdoğan, parti üyelerine yaptığı açıklamada IMF ile yapılacak bir anlaşmanın 20 ile 40 milyar dolar arasında olabileceğini söyledi."
"Pratikte varılacak bir anlaşmanın boyutu ve yapısı, hükümetin yerel seçim öncesinde kamu harcamalarını ne kadar kesme niyetinde olduğuna ve IMF'nin mali politikadaki o bildik kemer sıkma yaklaşımını uygulayıp uygulamayacağına bağlı. IMF, bütçe planlarının daha gerçekçi büyüme hedeflerine dayandırılmasını istiyor. Bu da hedefin mevcut hali olan yüzde 4 yerine, yüzde 2 olması anlamına geliyor."
"Türkiye'nin üç yıllık ve 10 milyar dolarlık IMF programını Mayıs'ta doldurmasının ardından Başbakan Erdoğan, harcamalarda yeni kısıtlamaları üstlenme konusunda isteksiz. Bir uzmana göre Türkiye'nin IMF'den alacağı gerçekçi bir paketin büyüklüğü 20-25 milyar dolar civarında olabilir."
'Siyasi disiplin sağlar' Times gazetesi de IMF ile varılacak bir anlaşmanın, durumu İzlanda gibi ülkeler kadar kötü olmasa da Türkiye'ye siyasi disiplin ve kredibilite kazandırabileceğine ilişkin yorumları aktarıyor.
Guardian gazetesi ise Türkiye'nin ülkeden çekilen yabancı yatırımcıların yerini doldurmak için IMF'den alabileceği kredi miktarının 10 ila 20 milyar dolar olduğunu yazıyor ve şu ifadeyi kullanıyor: "IMF, İzlanda'ya yönelik 11 milyar dolarlık kurtarma operasyonunda yer alma kararından sonra, Türkiye ve Letonya ekonomilerine yönelik krediler için de baskı altına girdi."
'ABD hakimiyeti bitiyor' Guardian gazetesi bugün manşetinde Amerikan Ulusal İstihbarat Konseyi'nin küresel eğilimler raporuna yer veriyor. Haberin başlığı: "Amerikan gücü üzerinde güneş batıyor. Raporun tahmini, hakimiyetin son bulacağı. Amerikan Ulusal İstihbarat Konseyi'nin her dört yılda bir yayımladığı küresel eğilimler raporu, Ocak ayında göreve gelmeye hazırlanan bir sonraki başkan Barack Obama için sarsıcı bir metin olacak. Bu rapor, "ABD hakimiyetinin sürdüğünü, başlıca siyasi güçlerin çoğunun, ABD'yi dengeleme fikrinden vazgeçtiğini" söyleyen 2004'teki son rapora göre ciddi bir kaymaya işaret ediyor."
Guardian'ın manşetten aktardığı bu rapordan bazı saptamalar şöyle: "ABD artık dünyayı etkileyecek kararları tek başına alamayacak. 2025 yılına gelindiğinde Avrupa Birliği 'topal bir dev'e dönüşecek. Dünya çok parçalı hale gelecek, kıt kaynaklar üzerindeki uzlaşmazlıklar artacak, bu anlaşmazlıklar harap durumdaki uluslararası kuruluşlar tarafından güçlükle denetlenebilecek, nükleer silahlar özellikle Ortadoğu'da iyice yayılacak, hatta bir nükleer çatışma bile mümkün olabilecek. Ve Batı tipi demokrasinin zaferi de, mutlak değil."
'Cem Özdemir farkı' Bugün yayımlanan haftalık Economist dergisinde yer alan "Cem farkı" başlıklı haber, Almanya'nın etnik azınlık mensubu ilk parti lideri olduğunu vurguladığı Cem Özdemir'i konu alıyor.
"Cem Özdemir, Alman Yeşiller Partisi'nin eş başkanlığına seçilmek için iyi bir zamanlama yaptı. Çünkü Avrupa'nın tamamı, Avrupalı bir Barack Obama avında. Almanya'daki büyük bir partinin ilk Türk kökenli lideri olan Özdemir ülkenin en iddialı ismi. Şöyle bir kıyaslama yapmak yanlış olmaz. O da zayıf, yakışıklı, karizmatik. Ve ailesine, karısı ve kızına düşkün. Amerikan versiyonunda olduğu gibi o da etnik köken meselesinin ötesine geçmeye çalışıyor. Ama farklı bir yolla."
"Obama, seçilmesinin tarihi öneminin kendi işine yarayacağını düşünüyordu. Yeşil bir siyasi olarak Dışişleri Bakanlığından daha yükseğe çıkması zor olan Özdemir ise etnik köken konusunu, tamamen önemsiz göstermeye hevesli görünüyor. Özdemir, hem yerli Almanları, hem de göçmenleri suçluyor. Ona göre Almanlar bazı vatandaşlarının "eklemlenmiş kimliklerini" içine sindirmeli, göçmenler ve onların çocukları da 'buranın bir düşman toprağı olmadığını' kabul etmeli."
'Emlak kredisi sıkıntısı' Times gazetesi bugün manşette İngiltere'deki emlak kredisi sektörünün son durumunu ele alıyor. Haberin başlığı "Emlak kredisi borcu, binlerce kişiyi satışa zorluyor"
Times'ın edindiği bilgiye göre, şu anda müşteri arayan evlerin beşte birinden fazlası, ev sahipleri kredi borçlarını ödeyemediği için satışa çıkmış durumda. Emlakçılar arasında yapılan bir ankete göre, her hafta en az 5000 ev, mali güçlükler yaşayan kişiler tarafından satışa çıkarılıyor. "Kredi kuruluşları da 2008 yılında borcu nedeniyle el konulan ev sayısının, bir önceki yıla göre, yüzde 70 oranında arttığını düşünüyor. Sektör kuruluşunun bugün yayınlanacak raporunun tahminine göre, Haziran ayında yaklaşık 19 bin olan, el konulan ev sayısı, Aralık sonuna kadar 45 bine ulaşacak." Daily Telegraph ise bugün İngiltere'deki istihdam piyasasını manşete çekiyor. Haberin başlığı ise şu şekilde: "İş bolluğu: Ama sadece kamu sektöründe"
"Dün açıklanan bir rapora göre, ekonomik krize ve kamu maliyesinin güç durumuna rağmen kamuda onbinlerce memur işe alınıyor. Bağımsız uzmanların tahminlerine göre, yılın sonuna kadar olan altı aylık dönemde, toplam 50 bin memur işe alınmış olacak. Ekonomi ve İş Dünyası Araştırmaları Merkezi'ne göre aynı dönemde işten çıkarılan özel sektör çalışanı sayısının ise, 30 bin olması bekleniyor."
'Hızlı yemekte devrim' Bu sabah Independent'ta yer alan bir haberin başlığı: "Hamburger zincirlerinin, sağlık odaklı devrim anlaşması. Aralarında McDonald's ve Kentucky Fried Chicken'ın da bulunduğu, İngiltere'nin başlıca hazır yemek zincirleri, kalp hastalıkları ve obeziteyi önleme amaçlı çabalar çerçevesinde, hükümetle, tarihi bir anlaşma yaparak, sattıkları yiyecekleri daha sağlıklı hale getirme sözü verdiler. İngiltere'de önümüzdeki yıl içinde tuz ve yağ düzeylerini azaltma sözü veren markalar arasında Burger King, Wimpy, Nando's ve Subway de yer alıyor."

 |
Kriz rantçılığı var, BDDK’yla izleriz |
20.11.2008 / Milliyet
Bankacıları kriz rantçılığı yapmakla suçlayan Erdoğan BDDK’nın durumu yakın takibe alacağını söyledi. Başbakan ‘kıvranan reel sektöre bir tekme de bankalar atıyor’ dedi
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, küresel krizin yansımalarını değerlendirirken finans sektörüne yine sert çıktı. Erdoğan, Uluslararası Yatırımcılar Derneği'nin (YASED) Geleneksel Ankara Resepsiyonu'ndaki konuşmasında şu mesajları verdi:
TRİBÜNDEN İZLEMEK OLMAZ Hükümetten sihirli reçete beklemek ya da süreci tribünden izlemek doğru olmaz. Finans sektöründe geçen yıl kriz yok, ama geçen yılın karı 11.7 milyar dolardı. Bu yıl nedir şu anda? 11 milyar dolar. Finans sektörü kârda. Peki finans sektörü niçin kriz çağırmaya başladı? Neden buraya gidiyor? Niçin faiz oranlarıyla oynamaya başladılar? Peki bu adil mi, bu dürüstlük mü? Böyle bir uluslararası krizi acaba kendisi için ranta, fırsata dönüştürmek değil mi? (...)Aynı şekilde inanıyorum ki Türkiye'nin denetleme ve düzenleme kurulu da bunu yakın takibe alacak ve bunu yapacaktır. Çünkü BDDK bunun için kuruldu.
TEKME ATMA Sen finans kuruluşusun. Senden kredi alanlar olduğu sürece sen varsın. Senin reel sektörü ihtiyacın var, reel sektörün de sana ihtiyacı var. Etle tırnak gibisiniz. Kalkıp da sen reel sektörü yok farz edemezsin. (...) Sen onu burada görüyorsun ki kıvranıyor, kıvranıyorken bir tekme de sen atıyorsun. Yok böyle bir şey. Buna da müsaade edemeyiz, etmemeliyiz.
IMF'NİN ORTAĞIYIZ Ülkemizden farklı sesler çıkabiliyor. Yani bir taraftan ‘hadi likit, hadi döviz kredisi' vesaire söylenirken, ‘buna ihtiyacımız var' denilirken, öbür taraftan ‘sakın ha IMF ile şöyle yapmayın, böyle yapmayın' gibi yaklaşımlar var ve ‘işte Başbakan dayanamadı, Başbakan, şöyle oldu, böyle oldu.(...) Biz dışarıda bir ülke değiliz. IMF'nin ortağıyız. Herhalde bu karşı çıkanlar, IMF'nin ne iş gördüğünü de bilmiyorlar gibi geliyor bana.

 |
Muhafazakâr basın CHP’nin çarşaf açılımını olumlu buldu |
20.11.2008 / Milliyet
CHP lideri Baykal'ın çarşaflı kadınlara parti rozeti takması, muhafazakâr basındaki köşe yazarlarının bir bölümü tarafından 'tutarsızlık' olarak tanımlanırken, çoğunluk yazar destek verdi
CHP lideri Deniz Baykal'ın İstanbul'da çarşaflı kadınlara parti rozeti takarak onların da CHP saflarında siyasi mücadele vereceklerini açıklaması muhafazakâr basında değişik tepkilere neden oldu. Bazı köşe yazarları, CHP'yi fırsatçılık ve tutarsızlıkla suçlarken, çoğunluk yazar destekledi. Bu konudaki bazı görüşler şöyle:
Mustafa Karaalioğlu - Baykal'ı destekliyorum: Bununla birlikte iki rozet takmak, iki ürkek kucaklaşma CHP'ye oy da kazandırmaz. Ama itibar getirir, köşeye sıkışmış, marjinalleşmekte olan bu partiye toplumsal meşruiyet kazandırır.
Ahmet Taşgetiren- Çarşaflı CHP Genel Başkanı: Ben, öteden beri söyler dururum: Bu başörtüsü işini Baykal ve laikler çözsün, siyasi rantı varsa o da onlara kalsın. Bir ara, Başbakan Erdoğan da söyledi. 'Gelin çözelim, rantını siz devşirin' dedi.
Hasan Karakaya - Ankara'da çarşafa dolanır, İstanbul'da çarşafa sarılır: Her ne kadar, "rozet" taktığı hanımlar, "CHP'den belediye başkan adayı" olmayı düşünen Ercan Karabayır'ın ablası, yengesi ve yeğeni gibi yakın akrabaları olsa da, kamuoyuna yansıyan fotoğraf, "CHP'nin din istismarı yaptığı" gerçeğini ortadan kaldırmaz!
Nusret Çiçek-İktidar nimetini tutanlar hâlâ uyuyor:Yıllardır solu temsil eden CHP'nin kendisi değilse de, seçmeni uyandı. Kem gözlere ışık gelmeye başladı. Zamansız ötenler horoz da olsalar, neticede şafak vaktinin müjdesini veriyorlar. Anlıyoruz ki Üsküdar da uyandı, fakat iktidar nimetlerini elinde tutanlar hala uyuyor
İsmail Kapan - Baykal'a inanalım mı?: Velhasıl durum biraz karışık. Yoksa bu çarşaf seremonileri, bir başka projenin yani sayın Mahir Kaynak'ın işaret ettiği operasyonun yansıması mıdır?
Mümtaz'er Türköne-Sandık görününce: Neden? Çünkü sandık göründü. Sandığın görünmesi, siyasi havanın bütünüyle değişmesi demek.
Mehmet Kamış-Alkışlıyorum: Bunun için CHP Genel Başkanı Deniz Baykal'ı Sultangazi'den gösterdiği aday nedeniyle alkışlıyorum. Bu cesaretten asla vazgeçmemesini, fırtınalı günlerde de kaptanlık köşkünde dümeni akl-ı selimle tutmasını bekliyoruz.
Mustafa Ünal-Heyecan verici: Fazla iyimser bulabilirsiniz, ne yalan söyleyeyim ben Baykal'ın çarşaflı kadınların yakasına parti rozeti takmasını heyecan verici buluyorum. Ve bir açılım girişimi olarak görüyorum.
Fehmi Koru-CHP'nin çarşafla imtihanı: Dahası bu giysinin geleneksel olduğunu söylemesi, sürdürülen yasağın üzerine oturduğu temeli sarsacak cinsten bir yeni yaklaşım. Yeni, ama doğru bir yaklaşım...CHP için imtihan şimdi başlıyor.
Abdullah Muradoğlu-Deniz Baykal'a bir haller oldu: Yani Deniz Baykal bizi bile ikna eder, ama bunları (Haluk Koç ve Nur Serter) nasıl ikna edecek?
Salih Tuna-Nur Serter'i çarşafa soksa: Yöntemsel farklıkları bile laikliğe aykırı bulacak kadar dar kafalı köşe yazarlarına mesafe koymadıktan sonra, değil çarşaflılara rozet takmak Nur Serter'i çarşafa soksa fayda etmez.
Resul Tosun - Oy bile veririm: Baykal'ın CHP'si yerel seçimlerden sonra da başörtülüleri korur, sorunun çözümüne katkıda bulunacağına dair somut öneriler getirir ve sorun çözülürse 2011 seçimlerinde ben bile CHP'ye oy vermeyi düşünebilirim.
Zeki Ceyhan - Sıra, badem bıyık bırakmalarında!: Yani mümkünse çember sakallı olmalarında.
Yani gümüş yüzük takmalarında, Yani başlarına dantel takke geçirmelerinde. Bir de camilerimizde beş vakit namazda birlikte saf tutmaya başladık mı demeyin gitsin.
CHP'yi halkla barıştırma projesinde emeği olan herkesi kutluyoruz. Onlara bu güzel işe imza attıkları için teşekkürlerimizi sunuyoruz!

 |
El Kaide'den Obama'ya hakaret |
20.11.2008 / BBCWorld
El Kaide örgütünün ikinci adamı Eyman ez-Zevahiri, İslamcı internet sitelerine mesaj geçerek ABD'de seçimlerin galibi Barack Obama'ya beyazların kölesi diyerek hakaret etti.
Seçimlerden bu yana El Kaide'nin Obama hakkındaki ilk tepkisi olan bu mesajda Zevahiri, Obama'nın ''saygı duyulacak bir siyah olmadığını'' söyleyerek kökenlerindeki siyahlara ve Müslümanlara ihanet ettiğini belirtti. Hakaret edici bir ifade kullanan El Kaide lideri, Obama'yı beyazların kölesi diye niteledi.
Zevahiri'nin kullandığı ifade, siyah eylemci Malcolm X'in de Afrika kökenlerine ihanet ettiğini düşündüğü siyahlar için kullandığı bir kelimeydi. Malcolm X'den övgüyle bahsedilen videoda, Barack Obama ise Kudüs'te Yahudiler için kutsal Ağlama Duvarı'nı ziyareti sırasında başında bir yarmukayla dua ederken gösteriliyor.
Eyman ez-Zevahiri, Barack Obama'nın ABD'li askerleri Irak'tan Afganistan'a kaydırma planının başarısızlıkla sonuçlanacağını belirtiyor. Sesli mesaj, İslamcı militanlara ait internet sitelerinde yayınlandı.
Mısır doğumlu Zevahiri, Usame Bin Ladin'in sağ kolu ve El Kaide örgütünün ideolojisini belirleyen kilit isim olarak biliniyor. Kısa mesajda Barack Obama, eğer Bush hükümetinin Orta Doğu politikalarını devam ettirirse kendisini yenilginin beklediği şeklinde uyarılıyor.

 |
Türkiye-Irak-ABD Arasında Üçlü Mekanizma |
20.11.2008 / Voanews / Çetiner Çetin
Amerika’yla Irak arasında imzalan Güvenlik ve Stratejik İşbirliği anlaşmasınin ardından, Ankara ile Bağdat arasındaki diplomasi trafiği hız kazandı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 10 Temmuz'de Irak Başbakanı Nuri El Maliki ile imzaladığı, ''Irak'la Çok Boyutlu İşbirliği Anlasması''nın ardından bugün, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Türkiye'nin Irak Özel Temsilcisi Murat Özçelik, Başbakan Erdoğan'ın Dış Politika Baş Danışmanı Ahmet Davutoğlu ve iki askeri yetkilinin bulunduğu Türk heyeti Bağdat'a geldi. Içişleri Bakanı Atalay başkanlığındaki Türk heyeti Bağdat Uluslararası Havaalanında Irak İçişleri Bakanı Cevad Bolani ve Irak güvenlik birimlerinin yetkilileri karşıladı.
Bakan Atalay ve beraberindeki heyet Irak Başbakanı Nuri el-Maliki ile görüştükten sonra, terör örgütü PKK ile mücadele kapsamında Türkiye, Irak ve ABD arasında kurulan üçlü komisyonun ilk toplantısına katıldı. Toplantıya Bölgesel Kürt Yönetimi Içişleri Bakanı Kerim Sincari, ABD'nin Bağdat Büyükelçisi Ryan Crocker ve Irak'taki Amerikan güçlerinin komutanı General Raymond Odierno da katıldı. Irak, Türkiye ve ABD arasındaki üçlü koordinasyon toplantısında terör örgütü PKK'ya karşı bir "Yakın Takip Komitesi" kurulması kararı alındı. Irak Hükümet Sözcüsü Ali El Debbag'a göre Kürtler'in de yeraldığı bu komite, PKK faaliyetlerini engellemek için elinden gelen her şeyi yapacak.
Irak Hükümet Sözcüsü Ali El Dabbag, "Bu komite Irak toprakları veya Türkiye ile Irak arasındaki sınır hattında PKK'nın olası hareketlerini engellemek için gerekli tedbirleri alacak" dedi. Toplantı çıkışında bir açıklama yapan Irak Başbakanı Nuri El Maliki, "Türkiye'ye zarar veren her şey bize de zarar veriyor. Irak hükümeti Türkiye ile ilişkilerini ilerletmek istiyor" diyerek Türkiye'nin bu ziyaretinin iki ülkenin PKK'yla mücadele çabalarında önemli bir aşamayı ifade ettiğini söyledi.
PKK ile İlgili Komitede Kürtler de Yer Alacak İçişleri Bakanı Beşir Atalay da bu komitenin kurulmasının amacının iki ülke arasındaki işbirliğini geliştirmek olduğunu belirterek Türkiye'nin Irak'ın istikrar ve güvenlik çabalarını desteklediğini söyledi. Komitede Ulusal Güvenlikten sorumlu Devlet Bakanı Şirwan El Waili ve Bölgesel Kürt Yönetimi İçişleri Bakanı Kerim Sincari de yer alacak.
Türkiye, 5 Kasım 2007'de Washington yönetimiyle varılan mutabakat uyarınca Irak'ın kuzeyindeki hava sahasını sınırötesi operasyonlar ve istihbarat çalışmaları için kullanabiliyordu. Yeni anlaşmaya göre, Türkiye, 1 Ocak'tan itibaren Irak hava sahasını kullanmak için Irak hükümetinden izin almak zorunda kalacak. Üçlü toplantıda bu konu da gündeme geldi.
Anlaşma Pazar GünüIrak Parlamentosunda Oylanacak Irak'la ABD arasında aylardır müzakere edilen güvenlik anlaşması, Irak hükümeti tarafından onaylandıktan sonra, dün Irak Dışişleri Bakanlığı'nda Bakan Hoşyar Zebari ve ABD'nin Bağdat Büyükelçisi Ryan Crocker tarafından imzalandı. Irak Başbakanı Nuri El Maliki de anlasma konusunda Irak'a komşu ülkeleri bilgilendirmek üzere bir heyet olusturdu. Heyet çalışmalarına Ankara'yla baslayacak. Pazar gunu parlamentoda oylanacak olan anlaşmaya Kürtler'in yanısıra Sadr grubunun dışındaki Şii grupların da destek vermesi bekleniyor. Sünnilerin bir bölümünün de destek verebileceği belirtiliyor. Amerikan kuvvetlerinin Aralık 2011'e kadar Irak topraklarından çekilmesini öngören güvenlik anlaşmasıyla 1 Ocak 2009'dan itibaren Irak hava sahasının denetimi Amerika'dan Irak merkezi yönetimine geçecek.
İran'dan Hava Sahası Konusunda Tehdit gibi Açıklama İran, olası bir Amerikan saldırısı için üslerini kullandıran ülkelere karşı misillemede bulunacağını açıkladı. İran Genelkurmay Başkan Yardımcısı Tuğgeneral Mesud Cezayiri, "İran'a saldırı için topraklarını ABD'ye kullandıran ülkelere karşı misilleme tedbiri alacağız" dedi.
"Orta Doğu'daki ABD üsleri bölge ülkeleri için tehdittir" diyen Cezayiri, "Biz gereken önlemleri aldık, ABD Orta Doğu'daki hiçbir üssünü İran'a saldırı için kullanamayacak" şeklinde konuştu. Cezayiri, yabancı ülkelerin bölgede askeri varlıklarını sürdürme bahanesini ellerinden almak için bölge ülkelerinin güvenliği sağlama konusunda güçlerini birleştirmeleri gerektiğini de kaydetti.

 |
Perez: Türkiye'yi AB'ye alın |
20.11.2008 / BBCWorld
İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Perez, Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi üye olarak kabul etmedeki isteksizliğini güçlü bir biçimde eleştirdi.
Perez, Londra'da İngiliz parlamenterlerin yer aldığı bir toplantıda Türkiye'nin üyeliğinin ılımlı İslam'ı teşvik etmenin bir yolu olduğunu ve AB'nin bunu neden desteklemediğini anlayamadığını söyledi. Perez, Avrupa'nın artık sadece Hıristiyan geleneğine dayalı bir kıta olarak devam edemeyeceğini ve barış arayışında Müslüman bir ülkeyi de üyeliğe kabul etmesinin daha iyi olacağını söyledi. Türkiye, nüfusunun çoğunluğu Müslüman olup İsrail ile yakın bağları bulunan az sayıdaki ülkeden biri.
Oxford konuşması "Onları [Türkleri] destekleyin. Bu, İran tehdidine güzel bir yanıttır. Türk işçileri ve onlarla beraber birtakım sorunları buraya getireceğinize, işi Türkiye'ye götürün. Ayrıca Türkiye, İslam ve bilim arasında, din ve barış arasında bir çelişki bulunmadığını göstermiştir. Ben bu yolun izlenmesini şiddetle tavsiye ediyorum. Çünkü söylediğim gibi bizler bir farklılıklar dünyasında yaşıyoruz. Avrupa sadece bir Hıristiyan beyannamesi olarak kalamaz. Müslüman ortaklığına da yer vermelidir." İsrail Cumhurbaşkanı, bu konuşması öncesinde Oxford Üniversitesi'ne bağlı Balliol Koleji'nde öğrencilere hitaben yaptığı bir diğer konuşmada da, Türkiye ile İran arasında bir kıyaslama yaptı. Perez, Türkiye'nin İsrail ile Suriye arasında arabuluculuk yaptığına dikkat çekti, İran'ın ise nükleer programı nedeniyle dünya için stratejik bir tehdit olduğunu ileri sürdü. Şimon Perez, "Birçok Müslüman, İran'ın hakimiyet ekolü ile Türkiye'nin işbirliği ekolü arasında seçimlerini yapmak zorunda kalacak" diye konuştu.
Arap derneğinin protestosu Bu arada Balliol Koleji'nde konuşma yapan Perez, salonun dışındaki bir grup tarafından protesto edildi. Perez, Balliol Koleji'ne "Barışın Küreselleşmesi" başlıklı bir konuşma yapması için davet edilmişti. Protestoyu düzenleyen Oxford Üniversitesi'ndeki Arap Kültür Derneği, etkinliğin iptal edilmesini istemişti.
'Dinlemekten kaçınmamalıyız' Kolej müdürü Andrew Graham ise üniversitenin bu tür etkinlikler düzenlemesinin önemli olduğunu söyledi. Graham, "İnanıyoruz ki bir üniversite olarak, çeşitli meseleler hakkında farklı görüşler almak büyük önem taşımaktadır" dedi.
Graham sözlerini şöyle sürdürdü: "Ortadoğu da bu konulardan biridir. Bu konuları tartışmaktan kaçınmak oldukça olağandışı olduğu gibi, bir şekilde ahlaka da aykırı olacaktır. Eğer bu konulardan konuşacaksanız, neden bu işin odağında olan insanları dinlemeyesiniz?"

 |
Rusya-Gürcistan Görüşmesi Olumlu |
20.11.2008 / Voanews
Rusya ve Gürcistan Cenevre'de bir araya gelerek Ağustos ayında Güney Osetya nedeniyle çıkan savaşın gerginliğini gidermeye çalıştı. Amerika Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Fried görüşmelerin yapıcı geçtiğini ve tarafların geçen ayki gibi toplantıyı terk etmediklerini söyledi. Fried bazı çok önemli konularda ilerleme sağlandığına da değindi.
Tarafların Güney Osetya ve çevresindeki güvenliği yeterli bulmadıklarını söyleyen Fried, Amerika'nın mültecilerin Güney Osetya'daki evlerine dönmelerini ve Gürcistan'da daha büyük bir uluslar arası güç görmek istediğini söyledi. Rusya ve Gürcistan gelecek ay yeniden bir araya gelecek.

 |
IMF'den İzlanda'ya 2 milyar dolar |
20.11.2008 / BBCWorld
Uluslararası Para Fonu IMF, Ekim ayında bankacılık sisteminin çöktüğü İzlanda'ya yönelik 2,1 milyar dolarlık bir kredi açılmasını onayladı.
İki yıl süreli kredi, İzlanda'nın yaşadığı, IMF'nin tabiriyle "olağandışı oranlardaki bankacılık krizi" ile mücadele etmesinde yardımcı olmak üzere tasarlandı. IMF açıklamasına göre sağlanacak olan kredi, "güveni tesis etmek ve ekonomiyi istikrara kavuşturmak"ta ülkeye yardımcı olmayı hedefliyor. İzlanda, 1976 yılından bu yana IMF'den kredi alan ilk Batı Avrupa ülkesi oluyor.
İzlanda hükümeti geçen hafta, kredinin ilk diliminin ödenmesindeki gecikmeden duyduğu üzüntüyü dile getirmişti. Reykyavik hükümeti, IMF'den almayı planladığı milyarlarca dolarlık acil durum yardımının gecikmesinin ülke ekonomisi için büyük bir hayal kırıklığına neden olduğunu söylemişti.
Krizin gelişimi IMF'nin açtığı kredinin boyutları, Avrupa'nın bu en küçük ülkelerinden birinin karşı karşıya olduğu mali krizin de ciddiyetine işaret ediyor. Hükümet, bir süre önce başlıca bankaların denetimini ele almak zorunda kalmıştı. Çünkü İzlanda bankaları, uluslararası piyasalarda yabancı firma ve bireylere geniş çaplı krediler açmıştı. Bankalar arası borçlanma durunca, bu sistem de işlemez oldu.
IMF ile nihai anlaşma, vatandaşları İzlanda bankalarında mevduat sahibi olan bazı Avrupa ülkelerinin muhalefeti aşılıncaya kadar ertelenmişti. Bu arada, IMF, İzlanda ekonomisinin geleceği için de karamsar bir tablo çizdi. Örgüt, ekonominin gelecek yıl yüzde 9,6 oranında küçüleceğini ve işsizlik oranlarının dörde katlanacağını belirtti.
Diğer anlaşmalar IMF, küresel finansal krizin yayılmasının önüne geçmek amacıyla, Ukrayna ve Macaristan ile anlaşmaya varmıştı. IMF ve Türkiye'den yetkililer, Türkiye'nin de IMF ile bir anlaşma imzalayabileceğini belirtmişti. Bu arada, Uluslararası Para Fonu IMF başkanı Dominique Strauss-Kahn, hafta sonunda Washington'da yapılan G20 liderleri finans zirversi sırasında IMF'nin yeni mali kaynağa ihtiyaç duyduğunu söylemişti.

 |
GENAR'dan ezber bozan Güneydoğu araştırması |
19.11.2008 / Zaman
İHH İnsani Yardım Vakfı'nın GENAR Araştırma şirketine yaptırdığı Güneydoğu sorunuyla ilgili ankette ezber bozan sonuçlar ortaya çıktı. 24 ilde 3 bin 782 kişi üzerinde yapılan ankete göre; Doğu ve Güneydoğu'da en sevilen lider yüzde 20,1'lik oranla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan.
Terör örgütü PKK'nın elebaşısı Abdullah Öcalan ise yüzde 0,4 ile en az sevilen isimler arasında yer alıyor. Gazeteci-yazar Ali Bulaç ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Ferhat Kentel'in danışmanlığını yaptığı araştırmaya katılanların yüzde 55'i bölgenin en önemli sorunu olarak işsizliği gösterirken, 'Kürt kimliğinin yok sayılmasını' en önemli sorun olarak nitelendirenlerin oranı ise sadece yüzde 2,4'te kaldı. Ankete katılanların yüzde 22,2'si bölgede Kürtçe kursu açılmasını isterken meslek eğitim kursuna öncelik verilmesini isteyenlerin oranı ise yüzde 75,8'i buldu.
İHH İnsani Yardım Vakfı Genel Başkanı Bülent Yıldırım, 24 il ve 96 ilçede yapılan görüşmelerle hazırlanan raporun "Hakkında konuştuğumuz insanlar ne diyor?"u cevapladığını anlattı. Araştırma Gaziantep, Diyarbakır, Ş.Urfa, Erzurum, Malatya, Van, Mardin, Adıyaman, Batman, Ağrı, Şırnak, Muş, Siirt, Bingöl, Hakkari, Kars, Tunceli'de 2 bin 512; İstanbul, İzmir, Ankara, Mersin, Adana, Bursa ve Antalya'da 1270 kişi olmak üzere toplam 3 bin 782 kişi üzerinde yapıldı. Doğu ve Güneydoğu'daki 17 ilde yaşayanlar ile diğer 7 ilde yaşayan Doğulu vatandaşlar ayrı ayrı değerlendirmeye tabi tutuldu. Gazeteci-yazar Ali Bulaç ve Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Ferhat Kentel'in danışmanlığını yaptığı raporu siyaset sosyoloğu Tevfik Göksu, İhsan Aktaş ve sosyolog Mustafa Şen'den oluşan bir komisyon hazırladı.
Araştırmaya katılanların yüzde 55'i bölgenin en önemli sorunu olarak işsizliği gösterdi. Yüzde 23,6'sı ise yolsuzluğa dikkat çekti. Kürt kimliğinin yok sayılmasını en önemli sorun olarak görenler katılımcıların yüzde 2,4'ünü oluşturuyor. Yüzde 1,9'u ise en büyük sorunun etnik ayrımcılık olduğunu iddia etti. Katılımcıların yüzde 1,1'i "Terör ve şiddet en büyük sorundur." cevabını verdi. Araştırmada ezber bozan çarpıcı sonuçlar da yer aldı. Doğu ve Güneydoğu'da yaşayan bölge halkıyla batıya göçmüş bölge halkının aynı sorulara verdiği cevaplarda farklılıklar göze çarpıyor. Bunun yanında Kürtçe kursu açılmasını isteyenler yüzde 22,2 iken meslek kursu açılmasını isteyenlerin oranı yüzde 75,8'i buluyor.
Bir diğer ilginç sonuç ise en beğenilen lider sorusu. Bu sorunun birincisi açık ara farkla Başbakan Erdoğan olurken teröristbaşı Abdullah Öcalan son sıralarda yer alıyor. 17 ildeki araştırmaya katılanların yüzde 20,1'i en sevdikleri siyasetçi olarak Başbakan'ı gösteriyor. Katılımcıların yüzde 9,9'u ise Cumhurbaşkanı Gül'ü sevdiğini dile getiriyor. Yüzde 4,1'i Turgut Özal'ı, yüzde 2,7'si Ahmet Türk'ü, yüzde 1,8'i Atatürk'ü, yüzde 1,6'sı Osman Baydemir'i, yüzde 1,5'i Bülent Arınç'ı, yüzde 1'i Deniz Baykal'ı sevdiğini açıkladı. Raporda bölgedeki siyasi yapıya ilişkin de dikkat çeken sonuçlar ortaya çıktı. "Siyasal temsilde kim önde?" sorusuna katılımcıların yüzde 45,2'si 'hiç kimse' cevabını veriyor. İkinci sırada ise yüzde 24,1 ile AK Parti geliyor. Başbakan, temsilde yüzde 7,8 destek bulurken DTP'li vekillerin desteği yüzde 7,5'te kalıyor. Erdoğan tek başına DTP'den bile fazla destek buluyor.
Cep telefonuna sahip olma anlamında Doğu'da yaşayanların batıdakilerden daha şanslı olduğu görülüyor. Doğu'da her iki haneden birinde en az bir cep telefonu bulunurken batıda bu rakam yüzde 39,3 olarak gerçekleşiyor. Diğer illere göç edenlerin göç gerekçelerinin başında yüzde 32,4 ile ekonomik kaygılar gelirken bunu yüzde 25,9 ile iş imkânları takip ediyor. Güvenlik gerekçesiyle yurdunu terk ettiğini söyleyenlerin oranı ise sadece yüzde 7,1. 17 ilde 'Farklı etnik kökenden biriyle evlenir misiniz?' şeklindeki soruya olumlu cevap verenlerin oranı 85,8. Batıda ise bu oran yüzde 80,7. Ayrımcılığa uğradığını düşünenlerin oranı 17 ilde sadece yüzde 11,5. Diğer illerde ise yüzde 27. Siyaset sosyoloğu Tevfik Göksu konuyla ilgili "Bölgede ciddi bir temsil sorunu var. Katılımcıların neredeyse yüzde 50'si kendilerini kimsenin temsil etmediğini düşünüyor. Siyasi partiler de direkt halkla temasa geçmek yerine ağalar üzerinden siyaset yapıyorlar." diye konuştu.
İHH'nın Doğu Raporu ezber bozuyor Gazeteci-yazar Ali Bulaç, İHH İnsani Yardım Vakfı raporunun ezberleri bozduğunu söyledi. Bulaç, bu raporun akademisyen ve sosyologlar tarafından dikkatli bir şekilde ele alınması durumunda Kürt sorunuyla ilgili perspektifin değişebileceğini belirtti. Ali Bulaç, Doğu meselesinde devletin ve PKK'nın tezi gibi iki ayrı bakış açısının bulunduğunu, ilk defa bunların dışında iki önemli çalışma yapıldığını söyledi. Bunlardan birinin Abant Platformu tarafından, diğerinin de İHH tarafından gerçekleştiğini dile getiren Bulaç, her iki araştırmanın ortak özelliğinin tamamıyla sivil karakter taşıması olduğunu açıkladı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile PKK arasında çatışma sürerken sorunun Kürt meselesi olarak tanıtıldığını anlatan Bulaç, bu süreçte Kürtlerin, Türklerin yoğun olduğu yerlere geçmelerinin, göç etmelerinin paradoksal bir durum oluşturduğunu dile getirdi. Kürtlerin batıya, Türklerin yaşadığı yöne doğru göç ettiğine işaret eden Ali Bulaç, "Buraya gelenler uyumsuzluk çekmemişler. Uyumsuzluk çektiğini belirtenler yüzde 20 civarında." dedi.
Kürt meselesi gönül birliği ile çözülür Bilgi Üniversitesi öğretim görevlisi Ferhat Kentel ise araştırma sonuçlarına bakışını anlattı. Kürt meselesinin hiçbir şekilde tek kavrama sıkıştırılamayacağını söyleyen Kentel, "Gönül birliği ile yaklaşılmazsa Kürt meselesi çözülemez." şeklinde konuştu. Doğu'dan batıya göç edenlerin en önemli özelliğinin "zorunlu göç etmeleri" olduğunu anlatan Ferhat Kentel, "O topraklarda yaşayamadıkları için göç etmişler. Topraklarından sökülen, köyleri yakılan insanlar bunlar. Güvensizlik sorunu yaşayanlar batıya geldiklerinde de güvensizlik sorununu getirmiş oluyor." dedi.
Sosyolog Tevfik Göksu: Siyaset kurumu bölgede kolaycılığa kaçıyor Siyaset sosyologu Tevfik Göksu da, bu araştırmada ezber bozan hususlar olduğuna dikkat çekti. Temel itibarıyla bakıldığında ihtiyatlı cevaplar verildiğine değinen Göksu, Doğu ve Güneydoğu'daki insanların ister istemez toplumsal algının kendilerine bakışın pozitif olmadığını düşündüğünü söyledi. Özellikle medyanın bu algının değişmesinde ciddi pay alması gerektiğine işaret eden Göksu, araştırmanın bir başka dikkat çekici unsuruna da değindi. Bölgede ciddi bir temsil sorunu bulunduğunu söyleyen Göksu, "Katılımcıların neredeyse yüzde 50'si kimsenin kendini temsil etmediğini düşünüyor. Siyaset kurumu üzerine düşeni yapmıyor. Siyaset kurumu Doğu ve Güneydoğu'da kolaycılığa kaçmasa belki sorunlar çözülebilir. Batıya doğru gittikçe ideolojik duruşları arasında farklılık oluşuyor. Doğu ve Güneydoğu'dan batıya göç edenlerde ideolojik duruş fazlalaşıyor." dedi.
Raporda yer alan çözüm önerilerinden bazıları Bölge halkı sorunların kaynağını birinci derecede ekonomik faktörlerle tanımlamaktadır. Bunlar içinde de bölgede sürekli karşılaşılan işsizlik başı çekmektedir. Bölgenin ekonomik geri kalmışlığına köklü, kalıcı ve sahici çözümler bulunmalı, sosyal kalkınma projeleri hayata geçirilmeli, bölge devletleri ile vize ve gümrük ilişkileri kolaylaştırılmalı, sınır ticareti geliştirilmelidir.
Ergenekon türü yapılanmalar ile Güneydoğu'daki sorun arasında bir bağlantı olduğu düşünülmektedir. Bölgedeki sorun iyice derinleşsin diye gayret eden örgütlenmeler mevcuttur. Bu tür yapılanmalar tasfiye edilmelidir. Bölge iklim yapısı ve diğer özellikleriyle yoksulluğu hak etmiyor. GAP Projesi, bir sosyal proje olarak ele alınıp bölgenin yaralarının sarılmasında kullanılmalıdır.

 |
Kamudaki adaylar için son tarih 1 Aralık |
17.11.2008 / Milliyet
Kamu görevlileri ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensuplarının, 29 Mart 2009’ta yapılacak yerel seçimlerde aday olabilmeleri için 1 Aralık günü saat 17.00’ye kadar görevlerinden ayrılmaları gerekiyor.
Yüksek Seçim Kurulu'nun kararında, hakim ve savcılar, yüksek yargı organları mensupları, öğretim elemanları, Yükseköğretim Kurulu üyeleri, kamu kurum ve kuruluşlarının memur statüsündeki görevliler ile işçi niteliği taşımayan diğer kamu görevlileri ve TSK mensuplarının görevlerinden çekilmedikçe aday olamayacakları kaydedildi.
Görev yaptıkları yerden aday olmak isteyen, siyasi partilerin il, ilçe ve belde yönetim kurulu başkan ve üyelerinin de aynı tarihe kadar istifa etmeleri gerekecek.

|