Artık Obama ve Palin mi yarışıyor?
Siyasal iletişimi, özelikle kampanya döneminde, seçmeni sandığa götürecek bir “ikna süreci” olarak tanımlayabiliriz. Siyasal iknanın koşulları, hem mantığı hem duyguları, hem de kültürel değerleri birlikte hedef alabilirseniz oluşur. Motivasyon biçimi ve iletişim kanalları ülkeden ülkeye değişse de… ABD Cumhuriyetçi Parti Başkan adayı John McCain’in, Alaska Valisi Sarah Palin’i kendisine yardımcı olarak belirlemesinden sonra, ilk siyah başkan adayı Demokrat Parti Başkan adayı Barack Obama ile yardımcısı Senatör Joe Biden arasındaki seçim yarışı, “siyasal iletişim” konusunda büyük dersler taşıyan bir örnek olaya dönüşüyor. Hatta böyle giderse ilk kez bir başkan yardımcısı adayı ile başkan adayı arasındaki seçim mücadelesine dönüşmek üzere… Cumhuriyetçilerin aldığı Sarah Palin kararı, “kadın” olması dışında, ABD seçmenine yönelik “ikna sürecini” olumlu yönde nasıl etkileyeceği, ciddi soru işaretleri taşıyor. Hatta bırakın oy verme kararını olumlu yönde etkilemesini, Palin, Cumhuriyetçilerin Demokrat Başkan Adayı Barack Obama’ya karşı yönelttikleri temel eleştirilerin neredeyse tümünü bünyesinde barındırıyor. Cumhuriyetçiler Obama’nın sürekli “deneyimsizliğini”, “dış politika konusunda hiçbir birikimi olmamasını”, “ABD’nin dünya liderliğini taşıyamayacağını” vurguluyorlardı. Kamuoyunda da gittikçe taraftar bulmaya başlayan, seçmenin kararını etkileyeceği ön görülen bu eleştiriye Obama, belirlediği Başkan yardımcısı ile net bir yanıt vermişti: Senota dış ilişkiler komitesi başkanı 36 yıllık senatör Joe Biden. Seçmeni ikna için kurduğunuz ana strateji “deneyimsiz, bilgisiz ve temsil yeteneği düşük, dış politikadan habersiz birine ABD’yi teslim etmeyin” ise, siz yardımcı olarak kendinize tamamen bu özellikleri taşıyan, hatta iki ay öncesine kadar “pasaportu” bile olmayan bir kişiyi başkan yardımcısı olarak seçer misiniz? Siz Irak savaşının önemine neredeyse her konuşmada atıfta bulunurken, 2006’da seçildiği Alaska valiliği sırasında “Eyalet yönetimiyle o kadar meşgulüm ki, Irak savaşına dikkat edemedim” dediği belleklerde yerini koruyan bir yardımcı seçer misiniz? Üstelik rakibiniz, aynı göreve “senato dış ilişkiler komitesi başkanını” göstermişse. Alaska Bağımsızlık Partisi üyesi olmaları, 17 yaşındaki kızının evlilik dışı hamileliği, (ki çocuk doğmadan evlenecekleri de açıklandı), evlilik öncesi cinsel ilişkiye karşı çıkan, kürtaj karşıtı Sarah Palin’in Cumhuriyetçi muhafazakar seçmenler tarafından ne kadar benimseneceği tartışmalarını da beraberinde getirdi. Diğer yandan Down sendromlu bebeğini aldırmayıp doğurarak “kürtaj karşıtı ve aileden yana” olduğunu kanıtladığı yorumları da yapılıyor. Bazı Cumhuriyetçiler, bu özellikleriyle Palin’in “gerçek” gibi göründüğünü, gerçeğin, lekeli, yara bere içinde olmak demek olduğunu, Palin’in bu yanlarıyla seçmenin gönlünü/oyunu kazanacağını ileri sürüyorlar. Bütün bunlar, siyasal iletişim açısından bakıldığında ne kadar “yönetilebilir gerçekler”, ciddi kuşkularım var. Üstelik bu “gerçeklerin” önlenemez oldukları için karşımızda olduğu düşünülürse… Sarah Palin’in adı özellikle çok dindar, muhafazakâr ve evanjelik kanatta büyük sevinç dalgası yaratmıştı. Tecavüz ve ensest durumunda bile kürtaja karşı olan tavrıyla, ava çıkmasıyla ve çevre etkilerine rağmen Alaska sahilinde petrol aranmasını desteklemekle, çok tanınmasa da, Cumhuriyetçilerin gözünde iyi bir yerde bulunuyor, Palin. Görünen o ki, Palin, seçmenlerin %54’ünü oluşturan kadın seçmenlere yönelik olarak ve Hillary Clinton’a destek veren kararsız demokrat seçmende de karşılık bulabilecek bir taktiğin parçası olarak aday gösterildi. Niyet buysa, Hillary’nin niteliklerini taşıyan daha “sorunsuz” bir aday bulunmalıydı. Aslında benzerlik hiç yok değil, Hillary’nin ailevi sorunlarını, Palin’in yaşadıkları ve hakkındaki soruşturma aratmayacak gibi görünüyor. Her şeye rağmen Palin, Obama kampanyasının temel bir özelliğini sarstı. Cumhuriyetçilerin medyada yeterince yer alamamaktan büyük şikayeti vardı. Şimdi Palin atağıyla, bir medya yıldızına dönüşen Obama’nın tahtını Palin’li manşetlere bırakmasını sağladılar. “Reklamın kötüsü olmaz” klişesi şimdilik işlemiş görünüyor. Ancak seçim sonuçları “siyasal iletişimde olur, işte böyle olur.” dedirtebilir. Bir aday için dürüstlük, yeterlilikle desteklenmiyorsa, adaya “güvenin” oluşmasında ciddi sıkıntılar yaşarsınız. Zaten Cumhuriyetçilerin Obama üzerinde yürüttükleri kampanya büyük ölçüde buna dayanıyordu: Yeterli değil! Şimdi Cumhuriyetçiler de bir başkan yardımcısı adayı edindiler, “yeterli” olmayan. Palin’in yarattığı deprem, daha ne kadar sürer bilmiyorum, ama gelecek artçı sarsıntıların derecesi, kampanyanın yönelimleri kadar Cumhuriyetçilerin de kaderini çizecek gibi görünüyor. Palin de, “güven” açısından “anketlerle” altı çizilen niteliklere sahip: Alaska’da halk Palin’i dürüst ve “yolsuzluk ortamında bir saflık sembolü” olarak görüyor. Cumhuriyetçiler, McCain’i özellikleriyle gölgede bırakmayacak bir aday olarak seçilen “baracuda” lakaplı Palin ile gündemi belirleme ve manşetlerden inmeme ivmesini sürdürebilirler mi? Bu McCain’i gölgeler ve yarışın Palin-Obama arasında gibi görülmesine yol açabilir. Birçok uzman, Palin’in adaylığını Amerikan modern tarihinin en büyük “kumarı” olarak niteliyorlar. Bir “kumar” mı, bu adaylık? Sorunun yanıtı başka sorularda gizli: McCain-Palin ikilisi, Obama-Biden ikilisine göre, ABD halkının içindeki farklı hedef kitlelerinin hangi önceliklerine ve ortak paydalarına sesleniyor? Bu ikililer bu ortak paydalar ne kadar dikkate alınarak oluşturuldu, kalan sürede biraz da bunun üzerine kurulu bir kampanya iletişimi, dili göreceğiz. Bu yarışta adayların, ABD toplumunda (seçmeninde) oluşan “algılanma birikimini” başarıyla yöneten, ipi de önde göğüsleyecek. Anketlerde Obama biraz önde görünüyor. Önümüzde yaklaşık 2 ay var. Bu süre, stratejik siyasal iletişim yönetiminin vatanında, uzun zamandır sürdürülen başkanlık kampanyalarının hesaplaşması için yeterli bir zaman. İlk siyah aday ve seçilirse başkan olacak bir kişi ile, seçilirse ilk kadın başkan yardımcısı etiketlerini taşıyacak olan kişi arasında seçmeni iknada son kozların paylaşılacağı, acımasız büyük bir mücadele izleyeceğiz, her günün, hatta saatin çok değerli olduğu… O. Suat Özçelebi / 03.09.2008
 |
Yazarın
Diğer Yazıları |
| |
Akıl, vicdan ve cesaret |
| |
Yeni çuval yolda mı? |
| |
Türk Mucizesi! |
| |
Türkiye’de vatandaş olmak kolay değil! |
| |
Toplum “solu” algılayamıyor |
| |
“Darbe Günlükleri”ni görmezden gelmek… |
| |
Türkiye'yi en çok ben seviyorum! |
| |
Sizin de canınız yanıyor mu? |
| |
Bir “kamptan” yazmak ve okumak... |
| |
Sağduyu nedir? |
| |
Malatya’daki vahşete yargı yetmez! |
| |
Barışın kendisi bir yoldur |
| |
İmtiyazsız Anayasa |
| |
Anayasayı biz “yapmalıyız” |
| |
Ne Coşkun ne de Erdoğan |
| |
Ahkam mı bilgi mi? |
| |
AKP seçimi neden kazanacak? |
| |
Partilerin varlık sebebi: Seçim bildirgeleri |
| |
Terör: Vizyonsuzluğun ağır bedeli |
| |
“Birlik”, büyük bir yalan! |
| |
Türkiye’de “siyaset” yapamamak… |
| |
Parlamento “her şeyi” bilir |
| |
Birleşik oy pusulasında ince hesaplar! |
| |
Birleşmek, “bir”leşememek! |
| |
Sabah, Nokta ve vicdan |
| |
Çocuklar masum, biz değiliz! |
| |
“Kendine demokrasi”, demokrasi değildir |
| |
Mayın barışı rehin alır! |
| |
Uzaktan kumanda ve Cumhurbaşkanlığı |
| |
Böyle Medyaya Böyle Rapor! |
| |
İnsanlık, daha çok beklersin! |
| |
Gündemde kalmak |
| |
Siyasette İnovasyon -I- |
| |
Umut ve Kayıtsızlık |
| |
Katilleri cesaretlendirmek |
| |
Yok edilen sadece Saddam değil! |
| |
Hayâsızlık |
| |
Yazar olmak, işini iyi yapmak... |
| |
Küllerinden doğan Karaoğlan |
| |
Orhan Pamuk’a Sevinmek... |
| |
Soykırım Siyaseti |
| |
Seçilmek istiyorum! |
| |
Aslında Ortadoğu… |
| |
Yaşamın kıyısında |
| |
Nöbette uyumak… |
| |
Bir duvar yazısı: Ulusal egemenlik |
| |
Film festivali, yüzyıla tanık olmak… |
| |
Cehennemin yolu |
| |
Grbavica |
| |
Karikatür Krizi ve Yönetememek |
| |
Aydın Güven Gürkan’a Veda |
| |
Barajı değil, duvarı tartışalım! |
| |
“Azınlık Raporu” ve Türkiye’de bir konuyu tartışmak… |
| |
Avrupa Birliği: Tek yol mu? |
| |
İki Dudak Demokrasisi! |
 |
 |
|