Ana Sayfa I Bize Ulaşın I Site Haritası I English
 
Kırılma Noktası
Bellek
Röportaj / Sine-Politik
Haber Yorum Analiz
Siyasal Hareketler-Projeler
Araştırma Dokümantasyon
Türkçe'de Siyasal İletişim
Dünya'da Siyasal İletişim
  Kırılma Noktası  İnternette Politikacılar
Önceliğimiz “irade”sini millete geri vermek…


“… paradigma tartışmaları daima gelip şu soruya dayanır: hangi sorunları çözmüş olmak daha önemlidir?” Thomas S. Kuhn

Önceliklerimizi iyice şaşırdık. Tartışma nerede başlıyorsa, oradaki sorunu çözmenin önceliğimiz olduğunu zannediyoruz. Rafa kaldırılan Yargı reformu da gündemimize yeniden böyle girdi. Aslında reform talep edenlerin temel bir kaygısı var, Türkiye’de gerçek “demokrasiyi” kurumsallaştırmak, her türlü “vesayeti” bir biçimde sona erdirmek…

Vesayet tartışmaları, Türkiye’nin temel kurumlarının içinde bulunduğu çelişkilerden kaçınılmaz olarak etkileniyor. Örneğin yasama, yürütme ve yargı arasında varolduğu söylenen ve Anayasamızda belirlenen “kuvvetler ayrılığı prensibi” Türkiye’de uzun yıllardır aslında olmayan bir prensiptir. Yasama neredeyse tamamen yürütmenin emrindedir. Yürütme ne derse, yasama adeta “tasdik” makamı gibi işler. Çok nadir yapılan gizli oylamalarda yürütmeye rağmen bazen farklı bir sonuç çıkmaktaysa da bu o kadar nadir olur ki, yasamanın bağımsız olduğunu savunanlara “malzeme” olmasının dışında bir sonuç doğurmaz.

Sacayağının yargı bölümünde ise, Türkiye’de aynı kurumlardan farklı “siyasi” kararların çıktığını görebilirsiniz. Örneğin en yüksek yargı kurumu Anayasa Mahkemesi bile, “laik cumhuriyeti koruma ve kollama” saikiyle hareket etmekten kendini alamazken, nedense “demokratik cumhuriyeti” koruma ve kollama konusunda aynı hassasiyeti göstermeyebilmektedir.

Yargı ülkemizde görece bağımsız ama “tarafsız” değil, taraf olduğu konularda da yürütmenin politik uygulamaları üzerinde denetleyici bir kurum olmaktan öte sıklıkla “engelleyici” bir işleve bürünüyor. Sadece vicdanına karşı sorumlu olması gereken yargıçlar, ülkedeki askeri/bürokratik “vesayeti” besleyecek ve ondan beslendiğini gösterecek nitelikte kararlar alabiliyor. Toplumun adalet anlayışı büyük yaralar alabiliyor.

Yargının bu durumu karşısında “reform” yapmak isteyen, hatta kendisine karşı “savaş” açıldığı izlenimi yaratan hükümetin (yürütme) tuttuğu yol, yaşadığımız sorunları daha da içinden çıkılmaz bir hale sokabilir. Hükümet, birbirinden tamamen bağımsız olması gereken üç gücün bu “bağımsızlıklarını” korumak, (tarafsızlıktan önce bağımsızlık) ayrı güçlerin tek bir devlet organında toplanmasını önleme yolunda güvence yaratacak bir uygulama yerine, neredeyse her şeyin tek bir kişinin/gücün elinde toplanmasına yol açabilecek bir reform paketini tartışmaya açmaktadır: Anayasa Mahkemesi ve HSYK üyelerinin büyük bir kısmını “parlamentonun” ataması/seçmesi…

Bu reform, belki milletvekillerini gerçekten halkın seçtiği “demokratik” ülkeler için geçerli bir uygulama olabilir. Hatta birçoğunda uygulanmaktadır da. Ancak bir “iki dudak demokrasisi” olan Türkiye için geçerli değildir. Milletvekillerini tek tek belirleyen 3-5 lider ve ekibi, parlamentonun seçeceği yargıçları da tek tek belirleyebilecektir. Yargının “bağımsızlığı” iyice tartışmalı bir hale gelecektir.

Milletin iradesini ikincilleştiren, yok eden, milleti basit bir tasdikçi konumuna indirgeyen Siyasi Partiler Yasası’nı değiştirmeden yapılacak böylesine ağır bir yanlış, Türkiye’de demokrasinin, güçler ayrılığı dengesinin her düzeyde yok olması anlamına gelecektir.

Reform yapacaksak, öncelikleri şaşırmayalım. Sıra bellidir, önce Siyasi Partiler ve Seçim Yasası değiştirilmelidir. Siyasi partilerde önce parti-içi demokrasi işlemeli, lider ve ekiplerinin iki dudakları arasından milletvekillerinin seçilmesine son verilmelidir. Milletin iradesini sakatlamayan, tümüyle yansıtabileceği yargı teminatına sahip bir siyasi partiler düzeni kurulmalıdır.

İkinci önemli adım ise Arend Lijphart’ın deyimiyle “İmal edilmiş çoğunluklar yaratan” ve Anayasa’nın “Seçim kanunları, temsile adalet ve yönetimde istikrar ilkelerini bağdaştıracak biçimde düzenlenir” hükmünü ayaklar altına alan % 10’luk seçim barajıdır. Burada da lafı çok dolandırmaya gerek yok, adres belli: Seçim barajı, Venedik Komisyonu kriterlerine(%3-5) göre düzenlenmelidir.

Bu yasal düzenlemelerin ardından yapılacak seçimle oluşacak TBMM ve toplumun tüm kesimleri, birlikte, tam demokratik bir Anayasa yapmalıdır.Tam demokratik Anayasa ile ortaya çıkan artık bir reform değil, Türkiye için ciddi bir “paradigma” değişikliğidir.

Bu paradigma, gerçekten milletin iradesine dayanacağı için, askeri-yargısal-bürokratik oligarşi karşında parlamentonun atacağı her adımın meşruiyeti hiçbir biçimde tartışılamayacaktır.

Üstelik yaşananaların doğrudan AK Parti iktidarıyla bir ilgisi de yok. AK Parti iktidarı, “yargı reformu”nu şu anda işine gelen bir “araç” gibi değerlendirebilir. Fakat kimse ila-nihaye iktidar da kalacağını düşünmemelidir. Yarın, bir gün iktidardan düştüklerinde en çok yakınacakları konuların başında, yapmaya çalıştıkları bu “yargı reformu” gelecektir.

Siyasi partiler ve seçim yasası tam anlamıyla demokratikleştirilebilirse milletin iradesi, siyaset yapanların hakları, yargının teminatında olabilirse, milletin vekilleri, “iki dudağın” icazetiyle değil, her zaman milletin oyundan aldıkları güçle hareket edebilirler. Yargı da parlamento tarafından seçilen üyeleriyle, milletin iradesi ve sağduyusunun kendilerine yansımasıyla her türlü vesayetin karşısında daha güçlü ve dirençli olabilir.

Elbette bu paradigma değişikliği ile Türkiye birden bire güllük gülistanlık olmayacaktır. Siyasal kültür birden bire değişmez. Ancak “zaman” artık boşa işlemeyecek, demokratik zihniyet değişikliğini besleyebilecek, kurumsallaşmayı artırabilecek bir ortam doğacaktır.

Türkiye’de mücadelesini verdiğimiz temel paradigma değişikliği ve önceliğimiz, “milli egemenliği” basit bir duvar yazısına dönüştüren her türlü vesayetin son bulmasıdır: Ne askerin, ne yargının, bürokratik vesayeti ne de siyasi parti genel başkanlarının (liderlerin) “sivil” vesayeti.

Notlar
Lijphart Arend, “Demokrasi Motifleri”, 2006 Kuhn Thomas S., “Bilimsel Devrimlerin yapısı”, 1982

O. Suat Özçelebi / 01.03.2010

Yazarın Diğer Yazıları
  Cumhuriyet "uyanık" durmaktır.
  Ayamama!
  AKP’ye 1989 “şoku” bir hayal!
  18 Mart niçin önemlidir?
  Barışın kendisi bir yoldur.
  ABD’de seçim yine “sandıkta” kazanılacak!
  Artık Obama ve Palin mi yarışıyor?
  Akıl, vicdan ve cesaret
  Yeni çuval yolda mı?
  Türk Mucizesi!
  Türkiye’de vatandaş olmak kolay değil!
  Toplum “solu” algılayamıyor
  “Darbe Günlükleri”ni görmezden gelmek…
  Türkiye'yi en çok ben seviyorum!
  Sizin de canınız yanıyor mu?
  Bir “kamptan” yazmak ve okumak...
  Sağduyu nedir?
  Malatya’daki vahşete yargı yetmez!
  Barışın kendisi bir yoldur
  İmtiyazsız Anayasa
  Anayasayı biz “yapmalıyız”
  Ne Coşkun ne de Erdoğan
  Ahkam mı bilgi mi?
  AKP seçimi neden kazanacak?
  Partilerin varlık sebebi: Seçim bildirgeleri
  Terör: Vizyonsuzluğun ağır bedeli
  “Birlik”, büyük bir yalan!
  Türkiye’de “siyaset” yapamamak…
  Parlamento “her şeyi” bilir
  Birleşik oy pusulasında ince hesaplar!
  Birleşmek, “bir”leşememek!
  Sabah, Nokta ve vicdan
  Çocuklar masum, biz değiliz!
  “Kendine demokrasi”, demokrasi değildir
  Mayın barışı rehin alır!
  Uzaktan kumanda ve Cumhurbaşkanlığı
  Böyle Medyaya Böyle Rapor!
  İnsanlık, daha çok beklersin!
  Gündemde kalmak
  Siyasette İnovasyon -I-
  Umut ve Kayıtsızlık
  Katilleri cesaretlendirmek
  Yok edilen sadece Saddam değil!
  Hayâsızlık
  Yazar olmak, işini iyi yapmak...
  Küllerinden doğan Karaoğlan
  Orhan Pamuk’a Sevinmek...
  Soykırım Siyaseti
  Seçilmek istiyorum!
  Aslında Ortadoğu…
  Yaşamın kıyısında
  Nöbette uyumak…
  Bir duvar yazısı: Ulusal egemenlik
  Film festivali, yüzyıla tanık olmak…
  Cehennemin yolu
  Grbavica
  Karikatür Krizi ve Yönetememek
  Aydın Güven Gürkan’a Veda
  Barajı değil, duvarı tartışalım!
  “Azınlık Raporu” ve Türkiye’de bir konuyu tartışmak…
  Avrupa Birliği: Tek yol mu?
  İki Dudak Demokrasisi!


İnternetin siyasal iletişimin vazgeçilmez ve en etkili platformlarından biri olduğuna inanıyoruz.
Bu düşüncemizi paylaşan tüm siyasetçiler ve milletvekilleriyle sizleri de buluşturmak istedik. Sadece bir tık uzağımızdaki politikacılarımızdan ulaşamadıklarımızı lütfen bize bildirin.


Akif Gülle (AKP)
www.akifgulle.org

Ali Aydınoğlu (AKP)
www.aliaydinoglu.com.tr

Burhan Kılıç (AKP)
www.burhankilic.com.tr

Cemal Kaya (AKP)
www.cemalkaya.com

Cumhur Ersümer (ANAP)
www.ersumer.org

Ersin Arıoğlu  (CHP)
www.arioğlu.net

Faruk Ambarcıoğlu  (AKP)
www.tbmm.info/farukambarcioğlu

Fatma Şahin (AKP)
www.fatmasahin.net

Hüseyin Tanrıverdi  (AKP)
www.huseyintanriverdi.com

İbrahim Köşdere (AKP)
www.ibrahimkosdere.com

Mehmet Atilla Maraş (AKP)
www.mehmetatillamaras.com

Mehmet Ergün Dağcıoğlu (AKP)
www.ergundagcioglu.net

Mehmet Cevdet Selvi (CHP)
www.tbmm.info/mehmetcevdetselvi

Mikail Arslan  (AKP)
www.mikailarslan.com

Mustafa Gazalcı  (CHP)
www.tbmm.info/mustafagazalci

Mustafa Dündar (AKP)
www.mustafadundar.gen.tr

Mustafa Özyürek (CHP)
www.mustafaozyurek.com

Nevzat Doğan (AKP)
www.nevzatdogan.net

Ömer Özyılmaz (AKP)
www.omerozyilmaz.com

Vahit Kiler (AKP)
www.vahitkiler.com

Zafer Hıdıroğlu (AKP)
www.zaferhidiroğlu.com

Zeyid Aslan (AKP)
www.zeyidaslan.com