Grbavica
Grbavica, bir filmin adı. Bu yıl, 56. Berlin Film Festivali Berlinale’de, en büyük ödül, “Altın Ayı”yı aldı. Bosna-Hersek’teki savaşta Sırp askerlerinin Bosnalı kadınlara yönelik sistemli tecavüzlerini anlatıyor. Bosna, geçtiğimiz yüzyılın en büyük acılarından birinin yaşandığı, Avrupa’nın orta yerinde dolaşan soykırım hayaletinin yeniden ete, kana, kemiğe büründüğü yer. 1990’larda, sadece 50 yıl önce yahudilere yapılanlara tepkisiz kalıp, görmezden gelenlerin, Müslümanlardan da aynı “yazgıyı” esirgemediklerine tanık olduk. Hatta 2. Dünya Savaşı’ndan sonra belgelere dökülen tüm insani duyarlılıkların, insan haklarının, temel özgürlüklerin dine, tarihsel kinlere, etnik kökene ve milliyetçi tercihlere kurban edilebildiğini gördük. Şimdi de savaş suçlularını saklayanların, yakalamayanların, binlerce masum insanın kanına girenlere sığınak sağlayanların aynı bakış açısıyla her şeyi unutmaya, unutturmaya çalıştığını gözlemliyoruz.
Savaş Bosna’da, 12 yıl önce bitti. Ancak şu gerçek görmezden gelinemez: Savaş suçluları hesap vermeden gerçek barış kurulamaz, bu gerçekleşene kadar da hiçbir şeyin unutulmasına izin verilemez. Grbavica, Bosna-Hersek'in başkenti Saraybosna'nın banliyölerinden biri, aynı zamanda “kambur kadın” anlamını taşıyor; filmde de, tecavüze uğramış kadınların taşıdığı yükü ifade ediyor. Bu tecavüzlerin kurbanı olan bir kadının, tek başına yetiştirdiği küçük kızını korumak için, bu ağır geçmişini gizleme çabası, filmin konusunu oluşturuyor.
Bosnalı genç yönetmen Jasmila Zbanic'in filmi Grbavica, büyük bir misyonu yerine getirdi. Soykırımı ve katliamları unutmak, unutturmak, hiçbir şey olmamış gibi yapmak isteyenlerin belleğine doğrudan sanatsal bir darbe indirdi. Tecavüzler sonrası yaşanan kayıtsızlığın, unutmanın bu soykırıma ortak olmak anlamına geldiğini, film, adeta haykırıyor.
Bosna-Hersek’in birçok yerinde yaşanan soykırımdan sorumlu tutulanları, savaş suçlularını hala saklama çabası içinde olanlar var. Sırbistan ve Hırvatistan bu tutumunu sürdürüyor. Savaş suçlusu olarak aranan Sırp liderler Radovan Karadziç ve Radko Mladiç hala koruma görüyor ve Avrupa’da saklanıyor. 1992-1995 yılları arasındaki savaşta sistemli bir biçimde 20.000 Bosnalı kadına tecavüz edilmesinin ve yaklaşık 100.000 kişinin öldürülmesinin suçlusu olan bu kişilerin işlediği insanlık suçlarının affedilmesi, cezalarının indirilmesi için açık-örtülü pazarlıklar yapılıyor.
Gribavica, Bosna Hersek-Avusturya-Almanya-Hırvatistan ortak yapımı bir film. Bosna'da yaşanan büyük acıların sorumlusu olan ülkeler bunlar aynı zamanda. Devletlerin tüm suçlarını, halklara yükleyemeyiz, ancak şimdi kurulan bu sanatsal işbirliği, soykırımı yeniden gündeme taşımak kadar, savaş suçlularının peşine amansız bir biçimde düşülmesi için de hükümetler üzerinde baskı kuracak bir kamuoyu yaratması gerekiyor.
Barışın Balkanlarda yeniden kök salmasının yolu, geçmişin tüm hayaletleriyle hesaplaşmaktan geçiyor. Ama hayaletlerden önce, binlerce insanın, çocuk-yaşlı-sivil-kadın ayırt etmeksizin kanına giren katillerin yakalanması ve en azından ibret olması, dersler çıkarılabilmesi için cezalarını çekmeleri gerekiyor. “Kabuk bağlayan yaraları deşmeyelim.” demogojisine kanmadan ve zamanı her şeyin ilacına indirgeyenlere rağmen, önceliğimiz budur.
Bosna’da oynanan uluslararası oyunların, stratejik hesaplaşmaların, intikam hırslarının çok ötesinde tüm insanlık ve geleceğimiz için yapılanların kimsenin yanına kalmaması gerekiyor. Yıllar süren çaresizliğimizi aşmanın, yapılanları sadece seyretmek zorunda kalanların önceliği budur: Katillerin yakalanması için Bosna'yı kimi güçlere rağmen gündemde tutmak.
12 yaşındaki Bosnalı bir kızın, savaşta ölmüş bir kahraman zannettiği babasının aslında annesinin tecavüzcüsü olduğu gerçeğini anlatan Grbavica’nın, hepimizi, savaş suçlularının Avrupa’da hala rahat rahat dolaştığı gerçeğiyle de yüzleştirmesine izin vermeliyiz.
Rüyadan uyanın. Gerçeğin takipçisi olun.
Bosna'yı, yaşanan soykırımı ve gerçek suçluları unutmayın. Unutarak gelecek kazanılamaz.
O. Suat Özçelebi / 27.02.2006
 |
Yazarın
Diğer Yazıları |
| |
Cumhuriyet "uyanık" durmaktır. |
| |
Ayamama! |
| |
AKP’ye 1989 “şoku” bir hayal! |
| |
18 Mart niçin önemlidir? |
| |
Barışın kendisi bir yoldur. |
| |
ABD’de seçim yine “sandıkta” kazanılacak! |
| |
Artık Obama ve Palin mi yarışıyor? |
| |
Akıl, vicdan ve cesaret |
| |
Yeni çuval yolda mı? |
| |
Türk Mucizesi! |
| |
Türkiye’de vatandaş olmak kolay değil! |
| |
Toplum “solu” algılayamıyor |
| |
“Darbe Günlükleri”ni görmezden gelmek… |
| |
Türkiye'yi en çok ben seviyorum! |
| |
Sizin de canınız yanıyor mu? |
| |
Bir “kamptan” yazmak ve okumak... |
| |
Sağduyu nedir? |
| |
Malatya’daki vahşete yargı yetmez! |
| |
Barışın kendisi bir yoldur |
| |
İmtiyazsız Anayasa |
| |
Anayasayı biz “yapmalıyız” |
| |
Ne Coşkun ne de Erdoğan |
| |
Ahkam mı bilgi mi? |
| |
AKP seçimi neden kazanacak? |
| |
Partilerin varlık sebebi: Seçim bildirgeleri |
| |
Terör: Vizyonsuzluğun ağır bedeli |
| |
“Birlik”, büyük bir yalan! |
| |
Türkiye’de “siyaset” yapamamak… |
| |
Parlamento “her şeyi” bilir |
| |
Birleşik oy pusulasında ince hesaplar! |
| |
Birleşmek, “bir”leşememek! |
| |
Sabah, Nokta ve vicdan |
| |
Çocuklar masum, biz değiliz! |
| |
“Kendine demokrasi”, demokrasi değildir |
| |
Mayın barışı rehin alır! |
| |
Uzaktan kumanda ve Cumhurbaşkanlığı |
| |
Böyle Medyaya Böyle Rapor! |
| |
İnsanlık, daha çok beklersin! |
| |
Gündemde kalmak |
| |
Siyasette İnovasyon -I- |
| |
Umut ve Kayıtsızlık |
| |
Katilleri cesaretlendirmek |
| |
Yok edilen sadece Saddam değil! |
| |
Hayâsızlık |
| |
Yazar olmak, işini iyi yapmak... |
| |
Küllerinden doğan Karaoğlan |
| |
Orhan Pamuk’a Sevinmek... |
| |
Soykırım Siyaseti |
| |
Seçilmek istiyorum! |
| |
Aslında Ortadoğu… |
| |
Yaşamın kıyısında |
| |
Nöbette uyumak… |
| |
Bir duvar yazısı: Ulusal egemenlik |
| |
Film festivali, yüzyıla tanık olmak… |
| |
Cehennemin yolu |
| |
Karikatür Krizi ve Yönetememek |
| |
Aydın Güven Gürkan’a Veda |
| |
Barajı değil, duvarı tartışalım! |
| |
“Azınlık Raporu” ve Türkiye’de bir konuyu tartışmak… |
| |
Avrupa Birliği: Tek yol mu? |
| |
İki Dudak Demokrasisi! |
 |
 |
|