Cehennemin yolu
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı. Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz. Yunus Emre İki önemli konuşma, “sözcüklerin” bir anda siyasal alanın nasıl belirleyicisi olabileceğini bize tekrar gösterdi. Başbakan “silahsız, masada her şeyi konuşmaktan” sözetti, danışmanı Cüneyt Zapsu da başbakanı kastederek “bu adamdan yararlanmayı bilmelisiniz, …delikten aşağı süpürmek yerine onu kullanın” dedi, ABD’de yaptığı temaslarda. Bu sözleri duyunca “dilin kemiği yok” da diyebilirsiniz, bir anlık gaflet, kastı aşmak ya da ağızdan çıkanı kulağın duymaması da. Ben, bu sözleri ve ardından yaşananları görünce, eski ABD Başkanı Roosevelt’in sözünün bir kez daha doğrulandığını düşündüm: “Sözcükleri ağzınızdayken yutmak, onları daha sonra yemekten iyidir.” Başbakan şöyle dedi: “Eğer legal bir yaşamın içerisindeyseniz, demokratik bir yaşamı sürmek istiyorsanız zaten kaçmaya göçmeye gerek yok. Elde silahla dolaşmaya gerek yok, silahsız bir şekilde gelirsin masada her şeyi konuşursun, edersin. Bu siyasi parti de bu noktada PKK'nın bir terör örgütü olduğunu kabul etmek durumundadır.” Başbakan’ın “silahsız, masada her şeyi konuşmak” sözünü, PKK’yı kastederek söylediğini düşünmek, hem ona haksızlık olur, hem de gerçekten aşırı bir yorum olur. Başbakanın terör örgütüyle oturup müzakere yapılmasını istemesi, elbette düşünülemez. Bu sözlerle ilgili bilinçaltı analizlere girmek, zihin okumak, “beyninin arkasındaki asıl mesaj ortaya döküldü” demek de semiyolojik analizler de bu yazının kapsamını aşar. Başbakanın sözlerine tepkiler artınca, sözcüsü Akif Beki, hemen açıklama yaptı: "Bu mesajın muhatabı da bir yandan demokratik düzen içerisinde siyaset yapmak iddiasında bulunurken, diğer taraftan Sayın Başbakan'ın vurguladığı gibi keyfi tanımların arkasına saklanarak terör örgütü ve onun silahlı eylemlerini reddetmekten, kınamaktan kaçınanlardır.” Yani, muhatap PKK değil, adını vermeden Demokratik Toplum Partisi’dir, diyor, Beki. Ancak, Demokratik Toplum Partisi’ni (DTP) kastederek söylemiş olsa da, “silahsız, masaya oturmak” sözünün ne anlama gelebileceğini ve bu sözün nerelere çekilebileceğini de Başbakanın ya da danışmanlarının hiç düşünmemiş olduğu görülüyor. Yani, muhatabı netleştiren açıklamaya rağmen, bu netlik ardından başka soru ve sorunları getiriyor. Sözlerin “silahsız bir şekilde gelirsin” bölümünü bir kenara koyalım. Zaten DTP’liler “elde silah dolaşmıyor.” Eğer doğrudan DTP ile “masaya oturmak” kastediliyorsa, bunu da anlamak mümkün değil. DTP’yi niye, ne için “masaya” çağırıyorsunuz? “Masaya gel” çağrısının, bu hassas ve gergin ortamda taşıdığı anlam çok açıkken üstelik. DTP, “PKK bir terörist örgüttür” diyecek ve masaya gelip her şeyi konuşacak. Teröristlere “şehidimiz” diyenler, muhatap alınacak ve masaya oturulacak. Olacak şey mi? Masaya gelip her şeyin konuşulması demek, karşınıza bir “tarafın” oturması demek. Müzakere demek. DTP, taraf mı? Neyin tarafı? Ne müzakere edilecek? Kimi temsil ediyor? Kürtleri mi? Kürtler, masanın öbür tarafı mı, sadece bu parti mi temsil ediyor Kürtleri? AKP, Anavatan, DYP, CHP, SHP ve diğer partilerde, bu ülkedeki Kürtler de dahil, tüm yurttaşlarımız eşit temsil edilmiyor mu? Neyi görüşeceksiniz, terörün durmasını mı? Bu parti “teröristleri” mi temsil ediyor? Teröristlerin sözcülüğünü yapıyorsa, bu parti hala nasıl açık duruyor? Soruların, sonu gelecek gibi değil. “AB ve ABD tarafından terör örgütü olarak tanımlanan HAMAS’ı ülkemize davet ederek görüşen hükümet, kendi ülkesinde yasal ve anayasal bir kuruluş olan partimizle görüşmeyi reddetmesini hayretle ve esefle karşılıyoruz.” diye açıklama yapan DTP, nedense aynı referansları PKK için kullanmayı aklına getiremiyor. Bu pişkinlikle davranıp, PKK’yı kınamayı beceremezken, silahın ve şiddetin artık Türkiye'nin gündeminden çıkması gerektiğini ileri süren, demokratik teamüllerden sözeden DTP, nasıl inandırıcı bulunabilir? Evet, aslında yanıtları gayet açık olan sorular bunlar. “Silahı bırak, gel masaya” açıklamasını “yol haritası” olarak değerlendirdiklerini söylüyor, DTP Eşbaşkanı Ahmet Türk. Şimdi görüşülmeyen ama muhatap kabul edilen DTP, mutlu, başbakanla aynı masaya gelip oturacağı için mi? Hayır, öncelikle bir masa bahsi açıldığı ve aynaya bakıp masadaki yerin adresini, PKK zannettiği için. Peki, gerçekten başbakan ne demek istedi ya da neyi bir türlü söyleyemedi? Daha sonra yaptığı konuşmalardan anlıyoruz ki: Başbakan makamında “görüşme” yapmak isteyen DTP liderlerine, “PKK bir terörist örgüttür” derseniz, benimle ancak o zaman “görüşme” yapabilirsiniz, demek istedi. Ama bunu bir türlü doğru sözcüklerle ifade edemedi ve büyük bir tartışmayı körükledi. Başarabilirsek, bu tartışma, kimi problemlerimizi kemikleşmeye karşı bağışık kılarken, siyaseti, istismarlardan, dogmalardan ve geçmişin boyunduruğundan da kurtarabilir. Ezberleri bozabilir. Başbakan iyi niyetli. Kuşkusuz. Ancak devleti yönetmek için her zaman “iyi niyet” yetmiyor. Boşuna dememişler, cehennemin yolu iyi niyet taşlarıyla örülür. O. Suat Özçelebi / 10.04.2006
 |
Yazarın
Diğer Yazıları |
| |
Cumhuriyet "uyanık" durmaktır. |
| |
Ayamama! |
| |
AKP’ye 1989 “şoku” bir hayal! |
| |
18 Mart niçin önemlidir? |
| |
Barışın kendisi bir yoldur. |
| |
ABD’de seçim yine “sandıkta” kazanılacak! |
| |
Artık Obama ve Palin mi yarışıyor? |
| |
Akıl, vicdan ve cesaret |
| |
Yeni çuval yolda mı? |
| |
Türk Mucizesi! |
| |
Türkiye’de vatandaş olmak kolay değil! |
| |
Toplum “solu” algılayamıyor |
| |
“Darbe Günlükleri”ni görmezden gelmek… |
| |
Türkiye'yi en çok ben seviyorum! |
| |
Sizin de canınız yanıyor mu? |
| |
Bir “kamptan” yazmak ve okumak... |
| |
Sağduyu nedir? |
| |
Malatya’daki vahşete yargı yetmez! |
| |
Barışın kendisi bir yoldur |
| |
İmtiyazsız Anayasa |
| |
Anayasayı biz “yapmalıyız” |
| |
Ne Coşkun ne de Erdoğan |
| |
Ahkam mı bilgi mi? |
| |
AKP seçimi neden kazanacak? |
| |
Partilerin varlık sebebi: Seçim bildirgeleri |
| |
Terör: Vizyonsuzluğun ağır bedeli |
| |
“Birlik”, büyük bir yalan! |
| |
Türkiye’de “siyaset” yapamamak… |
| |
Parlamento “her şeyi” bilir |
| |
Birleşik oy pusulasında ince hesaplar! |
| |
Birleşmek, “bir”leşememek! |
| |
Sabah, Nokta ve vicdan |
| |
Çocuklar masum, biz değiliz! |
| |
“Kendine demokrasi”, demokrasi değildir |
| |
Mayın barışı rehin alır! |
| |
Uzaktan kumanda ve Cumhurbaşkanlığı |
| |
Böyle Medyaya Böyle Rapor! |
| |
İnsanlık, daha çok beklersin! |
| |
Gündemde kalmak |
| |
Siyasette İnovasyon -I- |
| |
Umut ve Kayıtsızlık |
| |
Katilleri cesaretlendirmek |
| |
Yok edilen sadece Saddam değil! |
| |
Hayâsızlık |
| |
Yazar olmak, işini iyi yapmak... |
| |
Küllerinden doğan Karaoğlan |
| |
Orhan Pamuk’a Sevinmek... |
| |
Soykırım Siyaseti |
| |
Seçilmek istiyorum! |
| |
Aslında Ortadoğu… |
| |
Yaşamın kıyısında |
| |
Nöbette uyumak… |
| |
Bir duvar yazısı: Ulusal egemenlik |
| |
Film festivali, yüzyıla tanık olmak… |
| |
Grbavica |
| |
Karikatür Krizi ve Yönetememek |
| |
Aydın Güven Gürkan’a Veda |
| |
Barajı değil, duvarı tartışalım! |
| |
“Azınlık Raporu” ve Türkiye’de bir konuyu tartışmak… |
| |
Avrupa Birliği: Tek yol mu? |
| |
İki Dudak Demokrasisi! |
 |
 |
|