Yaşamın kıyısında
Dünya Mülteciler Günü, 6 yıldır kutlanıyor. BM, 2000 yılında çeşitli ülkelerde düşüncelerini, inançlarını, yaşamla bağlarını sürdürebilmek için her türlü zorluğa göğüs geren mültecilerin iradelerini kutlamak ve onlarla dayanışma göstermek için 20 Haziran’ı “Dünya Mülteciler Günü” ilan etti. Bu tür günlerin temel yararı günlük yaşam içinde farkında olmadan kayıtsız kaldığımız, yanı başımızda süre giden, tüm insanlığı ilgilendiren temel sorunlara kaybolan ilgiyi artırmak ve yeniden çözüme odaklanılmasını sağlamak. Milyonlarca mülteci hala yaşamın kıyısında, sığındıkları ülkelerde yaşam savaşı veriyorlar. Resmi 13, gayri resmi rakamlarla 20 milyona yakın insan hayata tutunabilmek için herkesin desteğine muhtaç. Üstelik, bu sayının neredeyse yarısı çocuk. Türkiye, Irak, İran, eski Yugoslavya, Çeçenistan, Sudan, Somali, Etiyopya, Eritre ve daha birçok Afrika ve Asya ülkesinden mülteci akınına uğruyor. Helsinki Yurttaşlar Derneği’nin saptamalarına göre her yıl binlerce Afrikalı ve Asyalı, mülteci statüsü kazanmak için Türkiye’deki Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (BMMYK) başvuruyor: Mülteciler Türkiye’ye genellikle hiç Türkçe bilmeden, hatta Latin Alfabesi ile tanışmamış olarak geliyor. Uğradıkları insan hakları ihlalleri nedeniyle ağır psikolojik sorunlarla boğuşuyorlar. Geçmişleri, geldikleri ülkeler gibi çok çeşitli... Bir mülteci, hükümeti eleştirdiği için ülkesini terk etmek zorunda kalan İranlı bir gazeteci de olabilir, Janjaweed milislerinin veya Sudan ordusunun etnik temizlik harekatından kaçan Darfurlu bir köylü de. Türkiye’ye vardıklarında eğitim ve çalışma hakkından yoksun kalıyorlar. Sağlık hizmeti alma hakları da oldukça sınırlı tanınıyor. Geçmişleri ve birikimleri ne olursa olsun, Türkiye’deki yaşamlarına kesif bir yoksulluk damgasını vuruyor. Barınma koşulları da insanlık dışı. Her şeye rağmen mülteciler güvenilir bir ülkede yeni bir yaşam kurma isteği ve cesareti ile dolu. Mültecilere ilişkin hemen her ülkenin taraf olduğu temel sözleşme, 1951 tarihli Cenevre Sözleşmesi. Bu sözleşme “mülteci”yi kısaca şöyle tanımlıyor: “Mülteci”, ırkı, dini, milliyeti, siyasal düşüncesi veya belirli bir sosyal gruba mensubiyeti nedeniyle haklı bir zulüm korkusu ile ülkesini terk etmek zorunda kalan kişidir. Türkiye, bu sözleşmenin hazırlayıcı ve ilk imzacılarından biri. Ancak sözleşmeye taraf olan 140 devlet içinde sadece Türkiye ve Monako, sözleşmeye coğrafî çekince koyan iki devlet. Avrupalı olmayan mültecilere Türkiye’de yalnızca geçici koruma sağlandığı için nerdeyse tamamının üçüncü bir ülkeye yerleştirilmesi gerekiyor. Türkiye’deki BMMYK, yeni ulusal iltica sisteminin geliştirilmesinde Türk Hükümetine destek olmak için 2006 ve sonraki yıllarda da geçerli olacak stratejik hedefler önermektedir: • BMMYK ve diğer ortakların tavsiye ve desteğinin yanı sıra, AB’ye Üye Devletlerin ve diğer ülkelerin benimsediği modeller ve “iyi uygulamalar”dan yararlanarak mültecilere yönelik koruma ve iltica için yeni bir yasal çerçeve oluşturulması. • Türk vatandaşları için de sosyal “güvenlik ağı”nın güçlendirilmesi gereken bir zamanda, AB asgari standartlarına uygun olacak şekilde sığınmacıların insani koşullarda karşılanması için, çok önemli bir yatırım gerektirecek olan, ulusal bir kapasite yaratılması. • İltica konusundaki karar alıcılardan ve diğer uzmanlardan oluşan kendilerini hizmete adamış, uzman ve yüksek vasıflı bir kadronun sürekli geliştirilmesi dahil olmak üzere, mülteci statüsünün belirlenmesi için kurumsal düzenlemeler geliştirilmesi. • Yasamaya ilişkin reformlar, ekonomik ve sosyal açıdan kendi kendine yeterliliği sağlayacak programlar ile mültecilerin Türk toplumu ile kalıcı olarak bütünleşmesi imkanının önünü açmak. • STKların, derneklerin, üniversitelerin, baroların ve diğer aktörlerin sığınmacı ve mültecilere hizmet verme rolünü ve onların korunmasının savunuculuğunu üstlenebilmeleri için sivil toplum ile yeni ortaklıklar oluşturmak. • Mülteci yerleştirmenin sürekli şekilde yapılması ve modern bir iltica sisteminin geliştirilmesiyle bağlantılı olarak ortaya çıkacak masrafların karşılanmasına yönelik katkılar ile külfet paylaşımı için AB’den, Üye Devletlerden ve diğer hükümetlerden destek alınması. • Başka sığınma ülkelerinden de gönüllü geri dönüş hareketlerinin yapılmasına yol açabilecek yapıcı bir adım olarak, (kuzey) Irak’ta bulunan yaklaşık 13,000 Türk mültecinin Gönüllü Geri Dönüşünün sürdürülmesi. Planda Hükümet, iltica için yasal ve kurumsal düzenlemelerin yapılması ve AB ile “külfet paylaşımı”nın gerçekleşmesi kaydıyla; 1951 Sözleşmesi altındaki yükümlülükleri üzerindeki “coğrafi sınırlama”nın 2012’de kaldırılmasını teklif ediyor. Kısaca Türkiye, Avrupa için “coğrafi sınırlama”yı sürdürüyor. Tarihimiz, zulüm, baskı ve işkence nedeniyle göçen ve yurtlarından koparılan insanların, ülkemize güvenli bir liman olarak sığındıklarını anlatan olaylar kadar, askeri darbeler sonrası ülkemizi terk etmek zorunda bırakılan yurttaşlarımızın acılarını da anlatan öykülerle doludur. Yaşanan acıları iyi bilen ve “deneyimli” bir ülke olarak, “mülteciler”le ilgili yasal düzenlemeleri bir an önce gerçekleştirerek, uzun yıllardır, yaşanan insanlık ayıplarının önüne geçebiliriz. İlk yapmamız gereken, hükümete “mülteciler” konusundaki önceliklerini, yapabileceklerini hatırlatmak. Dünya Mülteciler Günü’nü, sıradan bir anma günü gibi geçiştirmek yerine örnek bir dayanışmayı, tüm dünyaya gösterebiliriz. Bu dayanışma tüm “mültecilere” olduğu kadar, hepimize daha anlamlı bir varoluşun kapılarını aralayabilir. O. Suat Özçelebi / 19.06.2006
 |
Yazarın
Diğer Yazıları |
| |
Cumhuriyet "uyanık" durmaktır. |
| |
Ayamama! |
| |
AKP’ye 1989 “şoku” bir hayal! |
| |
18 Mart niçin önemlidir? |
| |
Barışın kendisi bir yoldur. |
| |
ABD’de seçim yine “sandıkta” kazanılacak! |
| |
Artık Obama ve Palin mi yarışıyor? |
| |
Akıl, vicdan ve cesaret |
| |
Yeni çuval yolda mı? |
| |
Türk Mucizesi! |
| |
Türkiye’de vatandaş olmak kolay değil! |
| |
Toplum “solu” algılayamıyor |
| |
“Darbe Günlükleri”ni görmezden gelmek… |
| |
Türkiye'yi en çok ben seviyorum! |
| |
Sizin de canınız yanıyor mu? |
| |
Bir “kamptan” yazmak ve okumak... |
| |
Sağduyu nedir? |
| |
Malatya’daki vahşete yargı yetmez! |
| |
Barışın kendisi bir yoldur |
| |
İmtiyazsız Anayasa |
| |
Anayasayı biz “yapmalıyız” |
| |
Ne Coşkun ne de Erdoğan |
| |
Ahkam mı bilgi mi? |
| |
AKP seçimi neden kazanacak? |
| |
Partilerin varlık sebebi: Seçim bildirgeleri |
| |
Terör: Vizyonsuzluğun ağır bedeli |
| |
“Birlik”, büyük bir yalan! |
| |
Türkiye’de “siyaset” yapamamak… |
| |
Parlamento “her şeyi” bilir |
| |
Birleşik oy pusulasında ince hesaplar! |
| |
Birleşmek, “bir”leşememek! |
| |
Sabah, Nokta ve vicdan |
| |
Çocuklar masum, biz değiliz! |
| |
“Kendine demokrasi”, demokrasi değildir |
| |
Mayın barışı rehin alır! |
| |
Uzaktan kumanda ve Cumhurbaşkanlığı |
| |
Böyle Medyaya Böyle Rapor! |
| |
İnsanlık, daha çok beklersin! |
| |
Gündemde kalmak |
| |
Siyasette İnovasyon -I- |
| |
Umut ve Kayıtsızlık |
| |
Katilleri cesaretlendirmek |
| |
Yok edilen sadece Saddam değil! |
| |
Hayâsızlık |
| |
Yazar olmak, işini iyi yapmak... |
| |
Küllerinden doğan Karaoğlan |
| |
Orhan Pamuk’a Sevinmek... |
| |
Soykırım Siyaseti |
| |
Seçilmek istiyorum! |
| |
Aslında Ortadoğu… |
| |
Nöbette uyumak… |
| |
Bir duvar yazısı: Ulusal egemenlik |
| |
Film festivali, yüzyıla tanık olmak… |
| |
Cehennemin yolu |
| |
Grbavica |
| |
Karikatür Krizi ve Yönetememek |
| |
Aydın Güven Gürkan’a Veda |
| |
Barajı değil, duvarı tartışalım! |
| |
“Azınlık Raporu” ve Türkiye’de bir konuyu tartışmak… |
| |
Avrupa Birliği: Tek yol mu? |
| |
İki Dudak Demokrasisi! |
 |
 |
|