Orhan Pamuk’a Sevinmek...
Haberi aldığımda önce inanamadım. Ağzımdan dökülen ilk sözcükler şöyleydi: “Sonunda oldu.” İlk Nobel, edebiyat alanında, üstelik her yazdığını büyük bir ilgi ve merakla takip ettiğim bir yazarımızın çarpıcı başarısı. İlk kez, her kitabını okuduğum bir yazar, Nobel alıyor. Türkçe, Nobel alıyor, Türkiye, bir Türk yazarı Nobel alıyor. Bu kimsenin kayıtsız kalmaması gereken büyük bir olay. Tüm Pamuk muhaliflerine rağmen, kimilerinin “olur mu canım, çok naifsiniz tabi ki ‘ermeni-kürt sorunu’ konusundaki tutumları nedeniyle ödüllendirdiler” baskısına rağmen, Nobel jürisini, yıllardır Pamuk'un aldığı tüm ödüllerin jürilerini bir komplonun parçasıymış gibi görebilen “zekalara”, aldırmayın, bu ödülün arkasında 32 yıllık emek, alın teri dolu dünya çapında bir yazarlık yaşamı olduğunu unutmayın. Aynı güne denk düşen Fransa Meclisi’nin yüz karası kararına rağmen, sevinmeyi başarın, hatta tam tersi onlara bir yanıt gibi düşünün.
Romanları dışında, Pamuk konusunda ciddi fikirler veren, çalışmalarından önemli kesitler sunan, 1999 yılında yayınladığı “Öteki Renkler” adlı kitabında yer alan bir röportajını, kırılma noktasına konuk almak istiyorum. Acaba Entelektüel miyim?* B. Henry Levi’nin La regle du Jeu dergisinin sorularına cevaplarımdır. -Bugün sizin için entelektüel kelimesinin anlamı nedir? Kendinizi bir entelektüel olarak mı görüyorsunuz, yoksa bu terimi red mi ediyorsunuz?
Entelektüel kelimesinin benim için öyle çok özel bir anlamı yok. Bu kelimeyi ne hevesle sahipleniyorum, ne de seçkinci bulup reddediyorum. Kelimenin yaygın bir şekilde kullanılan bir anlamı var ve bir işe yarıyor. Sanatçı, yazar, gazeteci, hoca olup da devletin, dinin, geniş kitlelerin özgürlükleri kısıtlayıcı farklılıkları ortadan kaldırıcı baskılarına direnen kişilere “entelektüel” deme eğiliminde. Türkiye’de özgürlüklerin kısıtlanması, kitapların yasaklanması, farklı düşünenlerin vatan haini ilan edilmesi için her gün çırpınan pek çok gazeteci, köşe yazarı var. Sınırlı da olsa zihinsel bir faaliyet gösterdikleri için bu kişilere de entelektüel denebilir belki, ama bence onlar entelektüel değil de devleti, hükümeti destekleyen teknisyen konumundalar.
-Sizi derinden etkileyen, düşünceleriniz üzerinde etkisi hala devam eden entelektüeller kimlerdir?
Sartre renkli kişiliği, inatçılığı, kavgacılığı, orta sınıf inançlarına düşmanlığı ile beni etkilemiştir. Onu severim. Genel teori ve felsefesiyle günlük politika, küçük ayrıntılar arasında hızla, yaratıcı bir şekilde gidip gelebilirdi. Siyasete kendini verdikçe romancılığının, yaratıcı yazarlığının yok olması da uyarıcı bir örnektir. Edebi eleştiriyi, metinleri yakında okumayı çok yaratıcı bir toplumsal eleştiriye dönüştüren Edward Said de iyi bir entelektüel örneği. Ama beni yazar olarak siyasetle çok az ilgilenen yaratıcı yazarlar etkilemiştir: Proust, Borges gibi.
-Yirminci yüzyıl sonunda entelektüellerin rolü nedir?sizce misyonları tamamlandı mı yoksa dünyaya karşı hala önemli bir görevleri var mı?
Entelektüellerin “rolleri”, “görevleri” olduğuna inanmıyorum. Entelektüelleri ayrı bir cins, belli bir programı, amacı olan bir cemaat olarak da göremiyorum. Yazı yazıp, gazetecilik edip, hükümete, devlete, ülkede çoğunluk tarafından benimsenen kimi baskıcı düşüncelere karşı çıkan birileri hep olacaktır. Tarihten, büyük görevlerden bahseden entelektüeller beni sıkıyor ve yanılıyorlar. Entelektüellerin işi daha basit, daha alçak gönüllü bir biçimde görülmeli.
-Entelektüellerin yanılgıları, vurdumduymazlıkları ve sorumsuzlukları hakkında çok şeyler söylendi. Bu suçlamalar hakkında siz ne düşünüyorsunuz? Bu yöndeki eleştirilere katılıyor musunuz, karşı mı çıkıyorsunuz?
Entelektüellerin yanılgıları çok belki ama bunların üzerinde durmaya daha çok ikinci sınıf entelektüeller, devleti, milliyetçileri destekleyenler meraklıdır. Bir genel entelektüel hatası kendini çok fazla ciddiye almak, kendini çok fazla önemsemek, tarihi görevlerden vs.’den yapmacıklı, gösterişçi bir dille söz etmektir hep. Türkiye’de öğrendiğim bir başka şey: Yakında her şeyin düzeleceğine, güzel şeylerin kısa zamanda geleceğine – özellikle kendi çektikleri, yaptıkları yüzünden – inanan entelektüeller de çoğu zaman bozguna uğrar, umutsuzluğa kapılırlar.
-Sizce ülkenizdeki entelektüellerin önündeki en büyük engel nedir? Medyanın duyarsızlığı mı, düşüncelerin karmaşası mı, siyasi baskılar mı, ya da başka bir şey mi?
Öldürülmek Türkiye’deki entelektüeller için önemli bir ihtimaldir. Son yirmi yılda Türkiye’nin en önemli üç gazetesinin en önemli üç köşe yazarı öldürüldüler. Sonra hapis, yazının yasaklanması, vs. gelir. Yaygın bir şekilde “vatan haini” ilan edilmek, kenara itilmek, işsiz kalmak, gazetedeki köşenizden, işinizden olmak, yazılarınızın yayımlanmaması da bir yöntemdir. İlgisizlik, tepkisizlik de. Özellikle ücra taşra kentlerinde entelektüelleri, yazarları öldürür, tutuklar, işkence eder, otuz yıl hapsa mahkum ederler de değil Batı dünyasında herhangi biri, İstanbul gazeteleri bile bu olaylarla ilgilenmez.
-Sizce en acil görevler, en tehlikeli önyargılar, en önemli nedenler, mücadele edilmesi gereken en büyük kötülükler ve günümüzün en büyük entelektüel zevkleri nelerdir?
“En acil görevler” ya da “en önemli davalar” gibi ifadeler kullanmak istemiyorum, çünkü görevlere, davalara öyle fazla inanmıyorum. Ben en çok iyi romanlar yazmak isterim. Benim için işler daha basit: Kitapları yasaklayan, yazarları hapse mahkum eden bir devlet, onunla işbirliği yapan bazı “kötü adamlar” var. Onlara karşı bir şey yapmak geliyor içimden. Ünlü bir yazar, “entelektüel” sayıldığım için de bazen bu yaptıklarımın bir işe yaradığını düşünüyorum. Günümüzün tabi ki en büyük entelektüel zevki iyi edebiyat. İyi edebiyat, iyi entelektüelden de az bulunur.
Bu röportajın Pamuk’un edebiyata bakışı ve diğer birçok görüşüyle ilgili, önemli ipuçları taşıdığını düşünüyorum. Otuzdan fazla dünya diline çevrilen ve daha da fazla çevrilecek olan Pamuk için yeni komplo teorileri üretmek yerine, ona, bizi dünya kültürüne daha çok katanlara sahip çıkmayı başaralım. Üstelik kimsenin tüm düşüncelerine katılmak zorunda değiliz, her konuda aynı düşünemeyiz. Eleştiri hakkı da kutsaldır, ancak sürekli "suçlama" hakkı gibi kullanılmadığı zaman. Zaten Fransa’ya, ceza yasamızdaki 301. maddeye bu yüzden kızmıyor muyuz? “Hain” avına çıkmadan önce, bir kez olsun spor karşılaşmaları dışında da hep birlikte sevinmeyi başaralım. İyi edebiyat, sanat ve bilimin, kültür eserlerimizin artık sevinçlerimiz için de ortak zeminimiz olmasına izin verelim. Nobel alan bir yazarımızı kutlamayı “içimize sindirelim”. O. Suat Özçelebi / 14.10.2006 * Orhan Pamuk, Öteki renkler, 1999, s.324-327
 |
Yazarın
Diğer Yazıları |
| |
Cumhuriyet "uyanık" durmaktır. |
| |
Ayamama! |
| |
AKP’ye 1989 “şoku” bir hayal! |
| |
18 Mart niçin önemlidir? |
| |
Barışın kendisi bir yoldur. |
| |
ABD’de seçim yine “sandıkta” kazanılacak! |
| |
Artık Obama ve Palin mi yarışıyor? |
| |
Akıl, vicdan ve cesaret |
| |
Yeni çuval yolda mı? |
| |
Türk Mucizesi! |
| |
Türkiye’de vatandaş olmak kolay değil! |
| |
Toplum “solu” algılayamıyor |
| |
“Darbe Günlükleri”ni görmezden gelmek… |
| |
Türkiye'yi en çok ben seviyorum! |
| |
Sizin de canınız yanıyor mu? |
| |
Bir “kamptan” yazmak ve okumak... |
| |
Sağduyu nedir? |
| |
Malatya’daki vahşete yargı yetmez! |
| |
Barışın kendisi bir yoldur |
| |
İmtiyazsız Anayasa |
| |
Anayasayı biz “yapmalıyız” |
| |
Ne Coşkun ne de Erdoğan |
| |
Ahkam mı bilgi mi? |
| |
AKP seçimi neden kazanacak? |
| |
Partilerin varlık sebebi: Seçim bildirgeleri |
| |
Terör: Vizyonsuzluğun ağır bedeli |
| |
“Birlik”, büyük bir yalan! |
| |
Türkiye’de “siyaset” yapamamak… |
| |
Parlamento “her şeyi” bilir |
| |
Birleşik oy pusulasında ince hesaplar! |
| |
Birleşmek, “bir”leşememek! |
| |
Sabah, Nokta ve vicdan |
| |
Çocuklar masum, biz değiliz! |
| |
“Kendine demokrasi”, demokrasi değildir |
| |
Mayın barışı rehin alır! |
| |
Uzaktan kumanda ve Cumhurbaşkanlığı |
| |
Böyle Medyaya Böyle Rapor! |
| |
İnsanlık, daha çok beklersin! |
| |
Gündemde kalmak |
| |
Siyasette İnovasyon -I- |
| |
Umut ve Kayıtsızlık |
| |
Katilleri cesaretlendirmek |
| |
Yok edilen sadece Saddam değil! |
| |
Hayâsızlık |
| |
Yazar olmak, işini iyi yapmak... |
| |
Küllerinden doğan Karaoğlan |
| |
Soykırım Siyaseti |
| |
Seçilmek istiyorum! |
| |
Aslında Ortadoğu… |
| |
Yaşamın kıyısında |
| |
Nöbette uyumak… |
| |
Bir duvar yazısı: Ulusal egemenlik |
| |
Film festivali, yüzyıla tanık olmak… |
| |
Cehennemin yolu |
| |
Grbavica |
| |
Karikatür Krizi ve Yönetememek |
| |
Aydın Güven Gürkan’a Veda |
| |
Barajı değil, duvarı tartışalım! |
| |
“Azınlık Raporu” ve Türkiye’de bir konuyu tartışmak… |
| |
Avrupa Birliği: Tek yol mu? |
| |
İki Dudak Demokrasisi! |
 |
 |
|