Çocuklar masum, biz değiliz!
Uğur Kaymaz, Rozerin ve vücutlarında “resmi” mermilerle ölen “özde yurttaşlarımız” çocuklar. Sonra diğerleri, gösterilerde, protestolarda en öne sürülen çocuklar, kullanılan çocuklar, strateji malzemesi çocuklar, çocuk olmaktan çıkarılan, politik çıkar, hesap ve mesajların aracı kılınan çocuklar. Çocuklar “masumdur”. Çocuklar masum, ama biz değiliz. Kendi hayallerimizi, siyasal hedeflerimizi, kıskançlıklarımızı, hesaplarımızı taşıması için o küçük omuzlarına yüklendiğimiz çocuklar masum. Vücutlarını kendimize siper yaptığımız, “bayrak” kıldığımız, en ön cepheye sürdüğümüz çocuklar, masum… Doğduğu zaman daha adından başlıyoruz, kendimizi tutamıyoruz, dindar, artist, solcu, futbolcu olsun, olamadıklarımı olsun, yapamadıklarımı yapsın, “kendi” olsun, ama daha çok benim istediğim olsun, demekten kaçınmadığımız çocuklarımız masum… Çocuklar masum, ama biz değiliz. Kimi zaman dilenci, hırsız, Filistin’de kimine general, kimine caydırıcılık hedefi, tüm dünyada kimileri için pornografi malzemesi, tarlada potansiyel işçi, babasının eline kalleş “kaleş” tutuşturduğu ya da vücudunda 13 kurşunla teröristlere gözdağının/mesajın simgesi kılınan bedenler… Terörist başının İmralı’dan talimatıyla, güvenlik güçlerinin önüne kolayca atabildiğimiz çocuklar: Kendi korkaklıklarımızın önüne ördüğümüz duvar olmamalı çocuklar. Devlet, terörün önünü-ardını, dış-iç bağlantısını bilecek, devlet vatandaşını, önce geleceği olan çocuklarını, anasına babasına rağmen, dini inancından, etnik kökeninden medet umanlara rağmen koruyacak: Güçsüzü güçlüye karşı, kardeşliği nefrete karşı. Bunu da önce “adil” olmakla başaracak. Devlet, yoksa niye devlet? Hukuk sistemi, rejimi/birliğimizi koruma kaygısı kadar, vicdanını koruma kaygısını da taşısa, hem rejimin, hem birliğimizin, hem adaletin, hem de milletin yara almasının önüne geçebiliriz. Ateş düştüğü yeri yakar, doğrudur. Ama evlat acısı, yakmaz kavurur. Bunu nasıl ölürse ölsün yaşayanlar bilir, hepimizden çok, en iyi şehit aileleri bilir. Ancak ateşin düştüğü yerde sönmediğini, adaletin de ateşleri söndürebilecekken yanlış/yanlı kararlarla körükleyebileceğini, bunun ülkeyi bir yangın yerine çevirebileceğini hala öğrenemedik mi? Yaşadıklarımıza baktığımız zaman, bu soruyu sormak, kanımca sorarken de yaşananlardan utanmak gerekiyor. Yargıdan başka sığınacak, neyimiz var? Ne olursa olsun, akıl ve vicdan, akılsızlık ve vicdansızlığı yenecek. Kayıplarımız büyük, insanlık tarihi, tarihimiz, bu akılsızlıkların, vicdansızlıkların da tarihi. Ama biliyorum ki sonunda akıl, vicdan ve sevgi kazanacak. Bedeli büyük acılar, olsa da… Unutmayın, çocuklar masum, biz sorumluyuz. O. Suat Özçelebi / 19.04.2007
 |
 |
|