Sabah, Nokta ve vicdan
Sabah gazetesinde neler oluyor? Daha önce Star gazetesinde, şimdi Nokta dergisinde yaşananlar, baskılar ve kapatılma serüveni, seçim arifesinde medyada gittikçe hareketli günler yaşıyoruz: Devlet, TMSF, siyasetçilerin, askerlerin müdahaleleri, Fethullahçılar, gazetelerin kendi içlerindeki "iktidar" mücadeleleri, haber talimatları, iddialar, kazılan kuyular…
Görünen o ki medyanın iç gündemine hakim olan başlıklar şunlar: “güçten” yana taraf olmak, “muhalif” olmak, "iktidara" yakın olmak, kendi koltuğunu/köşesini her şeye rağmen korumak, onur, bağımsızlık, tutarlılık, baskıya-talimatlara direnmek, teslim olmamak... Emirle gazetecilik, emirle köşe yazarlığı, “devletin” sahibi olduğu gazeteler için kaçınılmaz bir kader. Gazetelerin, iktidarın(hükümetin) sesinin daha gür çıktığı bir mecraya dönüşmesi, halkın besleme basına mahkum olmasıdır. Yani, bir “gazete” değil, her sütununda gerçeklerin hükmedene her gün kurban verildiği haber/yorum bulamaçlarıdır, ortaya çıkacak olan.
Tamamen “sermayenin” eline bakan, patronun sözünün editoryal bağımsızlığın yerine ikame edildiği, “gazeteci” ve “okurun”, “çalışan-tüketici” düzeyine indirgendiği bir medyayla da, ne demokrasi ne de basın özgürlüğü tam anlamıyla sağlanabilir.
Evet, yine “demokrasi” sorunumuza geldik. Sık sık geleceğiz bu noktaya. Vicdani bağımsızlığını her türlü “güce”, “iktidara” karşı korumayı başaran, boyun eğmeyen kalemlerle, bu noktadan daha ileri gideceğiz.
Yaşadığımız süreç, “bağımsız basın” için sık sık tekrarlanan bir sınavdır. Bu sınavı gazeteci Umur Talu’nun söylediği gibi “vicdani bağımsızlığa” inanan gazetecilerle aşacağız.
Yaşadıklarımız sadece Sabah’ın, Nokta’nın kendi iç sorunları, gazetecilerin bel altı savaşı değil, hepimiz büyük bir “demokrasi” ve “özgürlükler” sınavından geçiyoruz.
Gerçeklere kendince biçim vermeye çalışanlar, görmezden gelinmesini istedikleri haber ve yorumları gazetelerden dışarı atmak isteyenler, farklı seslere tahammül edemeyenler, "özgür kalemleri" susturmak için can atıyorlar. Türk basınının geldiği nokta budur.
Karar vermek zorundayız: Geleceğimizi gerçekler mi tayin edecek, yoksa “sanal” gerçekler mi? “Mış gibi” yaparak mı yaşayacağız, tüm faturaları acısına, sevabına katlanarak, ödeyerek mi? Yeni, doğru soruları cesaretle soran bir basın mı istiyoruz, yoksa bildiğimiz soruları, klişe yanıtlarla geçiştiren kalem erbabı mı? Seçimlerin arifesinde Türkiye, “kendi” sorularını dile getiren, milletin “sesini” yükselten özgür basını arıyor. Ama en çok da çifte standartlardan arınmış, ezberleri bozan, “vicdanının” sesini bastırmayan basını… O. Suat Özçelebi / 24.04.2007
 |
 |
|