Türkiye’de “siyaset” yapamamak…
Uzun yıllardır, bir uluslararası örgütte çalıştınız. 3-5 yabancı dili sular seller gibi biliyorsunuz. Ülkenizden hiç kopmadınız, ilginizi yitirmediniz. Donanımınızı, ilişkilerinizi geliştirdiniz, hatta Türkiye’yi temsil şansı doğan faaliyetler düzenlediniz, başarılı oldu. Kadınların siyasete ağırlığını koyması gerektiği fikri uzun yıllardır aklınızın bir köşesinde, bunu kitleselleştirmek, parlamentoya taşımak istiyorsunuz. Yıllardır bürokraside çalıştınız, devlete iyi hizmet ettiniz, farklılıklarınız da var, çok da baltalamadılar. Deyim yerindeyse “parlak bir bürokratsınız”, bakanlıkta, gittiğiniz ilde ilçede sizi sevdiler, kendinizi sevdirdiniz. Hizmet anlayışınızı, siyasetle daha da güçlendireceğinize inanıyorsunuz, parlamentoya taşımak istiyorsunuz.
Bir üniversitede doktoranızı yapıyorsunuz, bir yandan da, rakı masası muhabbetini oldukça aşan Türkiye’nin meseleleri için, ekonomi, eğitim, sağlık politikaları alanında alternatifler düşünüyorsunuz. Yazıyorsunuz, çiziyorsunuz, kimi toplantılara katılıyor, bu tezlerinizi anlatıyorsunuz, sadece anlatmak değil, uygulamak, parlamentoya taşımak istiyorsunuz.
Özel sektörde 10 yıldır faaliyettesiniz, firmanızı sektörün parlayan yıldızlarından biri haline getirdiniz. İhracat, iç pazar sizden soruluyor. Yatırımlarınızı Anadolu’ya kaydırıyorsunuz, emek sizin fabrikanızda her anlamda karşılığını buluyor. Fikirleriniz var Türkiye için, onları da paylaşmak istiyorsunuz, parlamentoya taşımak istiyorsunuz.
Bir STK’da Türkiye’nin çevre, tarihsel doku veya eğitim sorunları için yaptığınız kampanyalar ses getirdi. Sendikal mücadelede ödün vermez tavrınızla, kendinizi ispatladınız, iyi eğitim almamış diyorlardı, deneyimin ve zekanızın size sağladıklarıyla lider özelliklerinizi başarıyla sergilediniz. İşçilerin, çiftçilerin, toplumun yoksul kesimlerinin temsilcisi olmak, onurunu korumak, sesinizi daha gür çıkarmak, halka duyurmak, bizzat parlamentoya taşımak istiyorsunuz.
Ben oy vermekle yetinemem, Türkiye için yapacaklarım var, umutlarım kadar kaygılarım var, “ben yanmazsam, sen yanmazsan, nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa” diye düşündünüz, elinizi taşın altına koymaya karar verdiniz.
İşte bütün bunlar için, Türkiye için, tek bir adresiniz var: Hangi siyasal görüşten olursanız olun, bir siyasal partiye girmek, “politika” yapmak zorundasınız. Siyasetin dikenli yollarını, çukurlarını, tepelerini görmek zorundasınız. Ya da bağımsız aday olacaksınız.
Sizi bekleyen sorulardan bir demet:
Bir siyasal partiye “girmek” ne demektir? Bir siyasal partide “siyaset” nasıl yapılır? Türkiye için “parlak fikirleri” olmak, idealleri olmak, iyi eğitim, başarı, bir siyasal partide varolmak için yeterli midir? Türkiye’nin sorunlarına siyasal partiler tarafından çözüm aranmakta mıdır? Bunu bulma olasılığı olan insanlar orada bulunsun istenmekte midir?
Siyasal partiler, yöneticileri, üyeleri Türkiye’de ne yaparlar, ne kadar yaparlar? Gerçekten orada “kimse” var mı? Lider ve yanlarındaki ekibin temel mesaisi ne üzerinedir? Bu mesaide size ne kadar şans tanınabilir?
Gözünüzün üstünde kaşınız var, görmüyor musunuz? Siz nerden çıktınız, şimdi? Parlamento mu, güldürmeyin beni, daha çok gençsiniz, sahi siz ne zaman üye oldunuz bu partiye? Hah seçimler geliyor ya, hemen girdiniz sıraya değil mi? Yani şimdi ben bu kapıyı 40 yıldır bekleyeceğim, siz gelip…. Zor dostum, çook zor!
Bu sorular arttıkça ve aldığınız yanıtlar sizin “parlamento” hayallerinizi bambaşka bir şeye dönüştürdüğü zaman, sormanız gereken tek bir soru daha var:
Bu düştüğüm durumun sorumlusu kim?
Türkiye’de “siyaset yapmanın” imkansızlığı üzerine bir deneme yazmadan önce tekrar, tekrar sorun kendinize, sorun lütfen!
Düştüğümüz bu durumun, on yıllardır süren bu durumun sorumlusu kim?
O. Suat Özçelebi / 15.05.2007
 |
Yazarın
Diğer Yazıları |
| |
Cumhuriyet "uyanık" durmaktır. |
| |
Ayamama! |
| |
AKP’ye 1989 “şoku” bir hayal! |
| |
18 Mart niçin önemlidir? |
| |
Barışın kendisi bir yoldur. |
| |
ABD’de seçim yine “sandıkta” kazanılacak! |
| |
Artık Obama ve Palin mi yarışıyor? |
| |
Akıl, vicdan ve cesaret |
| |
Yeni çuval yolda mı? |
| |
Türk Mucizesi! |
| |
Türkiye’de vatandaş olmak kolay değil! |
| |
Toplum “solu” algılayamıyor |
| |
“Darbe Günlükleri”ni görmezden gelmek… |
| |
Türkiye'yi en çok ben seviyorum! |
| |
Sizin de canınız yanıyor mu? |
| |
Bir “kamptan” yazmak ve okumak... |
| |
Sağduyu nedir? |
| |
Malatya’daki vahşete yargı yetmez! |
| |
Barışın kendisi bir yoldur |
| |
İmtiyazsız Anayasa |
| |
Anayasayı biz “yapmalıyız” |
| |
Ne Coşkun ne de Erdoğan |
| |
Ahkam mı bilgi mi? |
| |
AKP seçimi neden kazanacak? |
| |
Partilerin varlık sebebi: Seçim bildirgeleri |
| |
Terör: Vizyonsuzluğun ağır bedeli |
| |
“Birlik”, büyük bir yalan! |
| |
Parlamento “her şeyi” bilir |
| |
Birleşik oy pusulasında ince hesaplar! |
| |
Birleşmek, “bir”leşememek! |
| |
Sabah, Nokta ve vicdan |
| |
Çocuklar masum, biz değiliz! |
| |
“Kendine demokrasi”, demokrasi değildir |
| |
Mayın barışı rehin alır! |
| |
Uzaktan kumanda ve Cumhurbaşkanlığı |
| |
Böyle Medyaya Böyle Rapor! |
| |
İnsanlık, daha çok beklersin! |
| |
Gündemde kalmak |
| |
Siyasette İnovasyon -I- |
| |
Umut ve Kayıtsızlık |
| |
Katilleri cesaretlendirmek |
| |
Yok edilen sadece Saddam değil! |
| |
Hayâsızlık |
| |
Yazar olmak, işini iyi yapmak... |
| |
Küllerinden doğan Karaoğlan |
| |
Orhan Pamuk’a Sevinmek... |
| |
Soykırım Siyaseti |
| |
Seçilmek istiyorum! |
| |
Aslında Ortadoğu… |
| |
Yaşamın kıyısında |
| |
Nöbette uyumak… |
| |
Bir duvar yazısı: Ulusal egemenlik |
| |
Film festivali, yüzyıla tanık olmak… |
| |
Cehennemin yolu |
| |
Grbavica |
| |
Karikatür Krizi ve Yönetememek |
| |
Aydın Güven Gürkan’a Veda |
| |
Barajı değil, duvarı tartışalım! |
| |
“Azınlık Raporu” ve Türkiye’de bir konuyu tartışmak… |
| |
Avrupa Birliği: Tek yol mu? |
| |
İki Dudak Demokrasisi! |
 |
 |
|