“Birlik”, büyük bir yalan!
Hangi sol? Hangi sağ? diye soruyordu, yazar. Biz de soralım: Hangi birlik, kiminle birlik? Ya birlik dışındakiler, sakın “sol” da “sağ” da dışarıda kalmış olmasın, birleşenlerin neredeyse “demokrasisi”, “solu”, “sağı”, “halkı", hatta “partisi” kalmadığı gibi. Belki o nedenle bir yer de “birlik”, diğer yerde “işbirliği”…
Günlük hayatımızın orta yerinde kurulmuş oturuyor “yalan”, en derinlerine zihnimizin sızmış neredeyse.
Çok uzağa gitmeden, kestirmeden söylüyorum, en sonda söyleyeceğimi, en başta: Kendi “vicdanına” sahip çıkmayan, yalanın hükümranlığına karşı direnebilir mi?
Birliğin, işbirliğinin ana konusu “koltuk” olunca, iddialarda hızla dışarı sızıyor: “20-25, olmadı 40 isterim. Seçilecek yerden isterim, ben bizimkileri belirlerim, milletin vekillerini, ben listelerim, kendi kontenjanımı.”
Yurttaşlar da duyacak elbette bir gün, bir “program” ve “kendisi” için kurulan bu “sol-sağ birliğin” amacını, nedenini, ne söylediğini…
Ancak koltuklar bir garantiye alınsın, “benim olsun, küçük olsun partileri” garantiye alınsın hele bir, duyacak elbet halk, seçimde sandıkta “neden” bu sonu ayrılık şarkıları olan “birliğe/işbirliğine” oy vermesi gerektiğini?
Duyuracak sandıkta, ne duyduysa ne anladıysa bu “işbirliğinden”, “korku-öcü” yetmeyecek bu sefer, her seferinde yetmediği gibi…
İçimden bir ses yükseliyor: Sızmak ne kelime, yalan “hükümranlığını” kurmuş hayatımıza, bize sırıtıyor. Sırıtıyor o nedenle hayatlar, üstümüzde, acı da, sevinç de, mutluluk da, birlik de “dirlik” de durmuyor, dökülüyor.
Vicdanını kurtaramazsa insan yalandan, yüreği, beyni esir düşüyor ve geriye sadece süslü sözcükler kalıyor: Bir de “liderlerin” mutluluğu…
Hayatlarının en mutlu “günleri”, “birlik” günleriymiş. Bilmezdik meğer ne “mutsuz” liderlerimiz varmış: Milyonlarca seçmenin kaybedilen yılları için hiç “mutsuz” olmaz zannettiğimiz insanlar, meğer ne “mutsuzmuş”, meğer ne kadar “birlik” ve “işbirliği” isterlermiş…
Partisinde “demokrasisi” yalan olanın, iktidarı, Meclisi, hükümeti, “birliği/işbirliği” doğru olabilir mi?
Tarihi yalan olanın, bugünü “doğru” olabilir mi? Birbirini sevdiği yalan olanın, geleceği olabilir mi?
Hayatımızı, yalanların sızdığı yerden çıkarmak kolay değil, bu ülkede: Aynı deneyim gibi, önce sınavdan geçiriyoruz kendimizi, dersi sonra alıyoruz.
Ders almayanların, her şeyi yıllarca “iki dudakları arasına” sıkıştıranların “dudaklarından” dökülenlerin “inandırıcılığı” olabilir mi?
Halk, kendisiyle yüzleşemezse sandıkta, demokrasimizi gerçek rekabete açacak bir sonuç çıkaramazsa sandıktan, tek bir şey egemenliğini, yine kuracak: Hep yalan, daima yalan!
O. Suat Özçelebi / 18.05.2007
 |
 |
|