Ahkam mı bilgi mi?
"Kendi bahçesinde dal olamamış biri girmiş bahçeme ağaçlık taslıyor." Özdemir Asaf Seçimler üzerine konuşurken, sonuçları analiz ederken çok önemli bir konuyu atlamamalıyız: Araştırmalar, anketler… Hatta bilgisiz, verisiz yapılan siyasal çalışmaları gündeme taşımak zorundayız. Tarhan Erdem’in herkese adeta ders verircesine, tutturduğu seçim sonuçları, bir anket başarısından çok, araştırmanın, bilgiye dayalı konuşmanın ve yazmanın ne kadar önemli olduğunu da gösterdi. Seçim sonuçlarına büyük bir şaşkınlıkla yaklaşanların, kendini “uzaydan paraşütle” düşmüş gibi hisseden gazetecilerin, önlerine konan bilimsel verilere gösterdikleri kuşkunun, yüzde birini kendi “kanaatleri” için taşımadıkları ortaya çıktı.
Ve yazılarına, TV’deki yorumlarına “Türk milleti” diye başlayanların çoğunluğunun, bu milletin oy verme davranışını nelerin etkilediği, nelerin yönlendirdiği konusundan ne kadar bihaber olduğu, “ahkam” kestiği anlaşıldı.
Sadece yazar-çizer tayfası mı, başta CHP, DP olmak üzere, trilyonlarca lira devlet yardımı alan siyasi partilerin, bunu “seçmenlerini”, kendi hedef kitlelerini tanımak yerine, “reklama” gömdükleri de anlaşıldı. Herkes şaşkın, manipülasyon derdi olmadan, gerçek bilgi ve sonuçları araştıran araştırmacılar hariç…
Bir siyasi parti, siyaset sosyolojisi, sosyal antropoloji, siyasal iletişim, halkla ilişkiler, istatistik gibi birçok bilim dalıyla doğrudan ilişkili kadrolarla seçimlere hazırlanmalıdır. Parti profesyoneller dışında, kendi kadrolarında, yönetim ve örgütüyle bu çerçevede uzun bir çalışma yürütmediği sürece, yenileyemediği “verilerle”, seçimlerde her zaman yenilmeye mahkum olacaktır.
Araştırmalar, sadece “seçmenlerin, önümüzdeki pazar seçim olursa kime oy vereceği” temelli yapıldığı sürece de bir sonuç elde edilemeyecektir. Bugün, bu tür araştırmaları aşan, Türkiye’nin, halkın temel talep ve sorunları nasıl algıladığını, partilerden beklentileri, liderlere yönelik eleştirileri vb. birçok farklı konuda yeni eğilimleri ve verileri elde etmek mümkün.
Toplum temel değerlerini elbette bugünden yarına değiştirmemektedir. Güven, inandırıcılık, dürüstlük, vb. beklentiler de değişmemektedir. Ancak iyi hazırlanmış bir soru formu, örneklem, kotalarla oluşturulan denek ve deneyimli araştırma şirketleriyle manipülasyondan uzak ciddi veriler elde etmek, bunların sürekliliğini sağlamak ve uzun dönemli stratejiler oluşturmak mümkündür.
Araştırmalar, seçmen etkilensin diye değil, seçmeni nelerin etkilediğini bulgulamak için yapılır. Ama Türkiye’de bu süreç özellikle bazı siyasetçiler ve medya kanalıyla farklı düzeylerde kullanılabilmektedir.
Kantitatif ve kalitatif birçok araştırma tekniği mevcuttur. Örneğin yurtdışında siyasal kampanya ve araştırmalarda çok sık kullanılan, tüm kampanya süreçlerinin taktik yönelimlerini etkileyen “fokus(odak) grup”lar Türkiye’de kullanılmamaktadır. Seçmen eğilimlerini çözümlemek kadar, bu eğilimlere yol açan, güncel faktörleri de saptamak, proje/politika geliştirmek, süreçleri yönetmek, “gerçekçi” yaklaşımlar oluşturmak için bu araştırma tekniği vazgeçilmezdir.
Ancak bugün AKP dışında neredeyse hiçbir parti, araştırma şirketleri ve bilgiyle barışık, düzenli ilişkiler kurmuş durumda değil. Kendi halkını tanımayan, seçim stratejilerini bilgiye ve araştırma verilerine göre oluşturmayanların, seçim sonucunda yaşadıkları hezimet şaşırtıcı değildir.
Ahkam, gerçeklerle yüzleşmeye korkanların, empati yeteneğinden yoksunların sığındıkları büyük, ancak çürük bir liman. 22 Temmuz bir kez daha gösterdi ki, gazeteci, siyasetçi, yazar, bu limana kim sığınırsa sığınsın, ilk fırtınada ortada ne liman kalıyor ne de gemi!
O. Suat Özçelebi / 26.07.2007
 |
Yazarın
Diğer Yazıları |
| |
Cumhuriyet "uyanık" durmaktır. |
| |
Ayamama! |
| |
AKP’ye 1989 “şoku” bir hayal! |
| |
18 Mart niçin önemlidir? |
| |
Barışın kendisi bir yoldur. |
| |
ABD’de seçim yine “sandıkta” kazanılacak! |
| |
Artık Obama ve Palin mi yarışıyor? |
| |
Akıl, vicdan ve cesaret |
| |
Yeni çuval yolda mı? |
| |
Türk Mucizesi! |
| |
Türkiye’de vatandaş olmak kolay değil! |
| |
Toplum “solu” algılayamıyor |
| |
“Darbe Günlükleri”ni görmezden gelmek… |
| |
Türkiye'yi en çok ben seviyorum! |
| |
Sizin de canınız yanıyor mu? |
| |
Bir “kamptan” yazmak ve okumak... |
| |
Sağduyu nedir? |
| |
Malatya’daki vahşete yargı yetmez! |
| |
Barışın kendisi bir yoldur |
| |
İmtiyazsız Anayasa |
| |
Anayasayı biz “yapmalıyız” |
| |
Ne Coşkun ne de Erdoğan |
| |
AKP seçimi neden kazanacak? |
| |
Partilerin varlık sebebi: Seçim bildirgeleri |
| |
Terör: Vizyonsuzluğun ağır bedeli |
| |
“Birlik”, büyük bir yalan! |
| |
Türkiye’de “siyaset” yapamamak… |
| |
Parlamento “her şeyi” bilir |
| |
Birleşik oy pusulasında ince hesaplar! |
| |
Birleşmek, “bir”leşememek! |
| |
Sabah, Nokta ve vicdan |
| |
Çocuklar masum, biz değiliz! |
| |
“Kendine demokrasi”, demokrasi değildir |
| |
Mayın barışı rehin alır! |
| |
Uzaktan kumanda ve Cumhurbaşkanlığı |
| |
Böyle Medyaya Böyle Rapor! |
| |
İnsanlık, daha çok beklersin! |
| |
Gündemde kalmak |
| |
Siyasette İnovasyon -I- |
| |
Umut ve Kayıtsızlık |
| |
Katilleri cesaretlendirmek |
| |
Yok edilen sadece Saddam değil! |
| |
Hayâsızlık |
| |
Yazar olmak, işini iyi yapmak... |
| |
Küllerinden doğan Karaoğlan |
| |
Orhan Pamuk’a Sevinmek... |
| |
Soykırım Siyaseti |
| |
Seçilmek istiyorum! |
| |
Aslında Ortadoğu… |
| |
Yaşamın kıyısında |
| |
Nöbette uyumak… |
| |
Bir duvar yazısı: Ulusal egemenlik |
| |
Film festivali, yüzyıla tanık olmak… |
| |
Cehennemin yolu |
| |
Grbavica |
| |
Karikatür Krizi ve Yönetememek |
| |
Aydın Güven Gürkan’a Veda |
| |
Barajı değil, duvarı tartışalım! |
| |
“Azınlık Raporu” ve Türkiye’de bir konuyu tartışmak… |
| |
Avrupa Birliği: Tek yol mu? |
| |
İki Dudak Demokrasisi! |
 |
 |
|