Malatya’daki vahşete yargı yetmez!
Sonunda soruşturma tamamlandı, dava açıldı. Ama bu vahşet, sadece yargıda aydınlatılamaz. Toplumun tüm kesimlerine, hepimize büyük görevler düşüyor.
18 Nisan tarihinde Malatya’da, Alman uyruklu Tilman Ekkehart Geske, Necati Aydın ve Uğur Yüksel’in öldürülmesiyle ilgili olarak 5’i tutuklu 12 sanık için savcı, 3’er kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istedi.
Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Zirve kitabevinde 3 kişinin elleri ve ayakları bağlandıktan sonra bıçakla boğazları kesilerek öldürülmesiyle ilgili hazırladığı iddianamede, sanık Emre Günaydın’ın adı konulmamış örgütün lideri olduğu belirtiliyor. Diğer sanıklar Abuzer Yıldırım, Hamit Çeker, Cuma Özdemir ve Salih Güler’in silahlı örgüt kurmak, örgüte üye olmak, örgütsel faaliyet çerçevesinde adam öldürmek suçlarından yargılanmaları isteniyor.
Hatırlıyor musunuz bu vahşetin boyutlarını?
Kabullenemediğimiz, ne Malatya’nın, ne Türkiye’nin, ne İslam’ın, ne de bu ülkenin insanlarının bu vicdansızlıkla, barbarlıkla bir ilgisi olabileceğini, olay gerçekleştiğinde Onpunto’dan haykırmıştık.
Hürriyet Gazetesi’nde “vahşetin otopsisi” yer alıyordu: Kanınızı donduracak işkenceler ve bunu yapan/izleyen “üniversite sınavına hazırlanan” 5 genç. Bunlar nasıl bir araya geliyor, diye sormuştuk. Bazı soruları ve saptamaları yeniden tekrarlamakta sayısız fayda var.
Kendisine “insan” dediğimiz bu gençlerin, böyle bir işkenceyi yapmak için nasıl kandırılabildiğini, nasıl bu kadar nefretle doldurulabildiğini, nasıl vicdandan, akıldan, insaftan, insanı insan yapan bütün değerlerden nasıl bu kadar uzaklaştırılabildiğini, bu cinnet halini nasıl “bilinçli” bir şekilde uyguladıklarını anlamak zorundayız.
Yargı bu soruların tümüne yanıt veremez.
Bu gençlerin, sadece işledikleri “cinayetin” değil, bu vahşete onları “ikna eden” ruhsal yapının, sosyolojik koşulların, “motivasyonun” mutlaka açığa çıkarılması lazım.
Eğer “provakasyon” ise, nereden bulabiliyorlar bu “insan kaynağını” sormak zorundayız, kendimize. Bu insanların, yıllardır sorumsuzca sürdürülen “misyonerler ülkeyi sardı”, “vatan/din elden gidiyor” dolduruşuyla mı, birer canavara dönüşüverdiklerini anlamak zorundayız.
Din, siyaset, cemaat, dış mihrak veya başka bir şey, ne olursa olsun, bu yüzleşmeyi gerçekleştirmek, yaşamak boynumuzun borcu. Yoksa toplumumuzu bir arada tutan doku, içinde barındırdığı, kime, niçin, nasıl ve ne zaman patlayacağı bilinmeyen, her türlü kışkırtmaya açık “saatli bombalarla” birlikte, büyük kıyımlar ve acılarla tahrip olacak.
Yargı işini yapsın, suçluları en ağır cezayla cezalandırsın. Ardındaki kirli oyunu, varsa komploları çözsün.
Ancak, tekrarlıyorum, her şeyi yargıdan bekleyemeyiz. Diyanetten, üniversitelere kadar toplumun her kesimi bu vahşeti hazırlayan koşulları araştırmak, her şeyi tüm açıklığı ile ortaya dökmek zorundayız. Yargılama bittiği zaman bile, belki suçlular cezasını bulacak. Ama bu gençleri bu vahşete iten temel "nedenler" tam anlamıyla su yüzüne çıkartılamayacak.
Bu ülkenin üniversiteleri, toplumsal dokumuzdaki varsa bu hastalığın, nedenlerini araştırmak zorundadır. Üniversitelerimizdeki öğretim üyeleri psikologlar, sosyologlar, siyaset bilimcileri, “vahşet” noktasına kadar bu gençleri getiren saikleri gözler önüne sermelidir ve neyle yüzleşmemiz gerekiyorsa cesaretle üstüne gidebilmelidir.
Dini duyarlığı yüksek basınımız, bu alçaklığın oluşmasına izin veren iklimle mücadele etmeli, İslamı katil sürülerinin eline bırakmamalıdır. Yöneticilerimiz, siyasetçilerimiz, aydınlarımız, “yaşadığım/temsil ettiğim ilde, Türkiye’de ne oluyor, neden oluyor” diye artık daha fazla kendine sormak zorundalar.
Ve bizler, bu ülkenin yurttaşları, unutarak ne bugünü ne de geleceği kazanamayız. Bütün yaşananların takipçisi olmak ve duyarlığımızı en üst düzeyde tutmak zorundayız. Türkiye’de “yurttaş” olmak kolay değil, “ bilinçli yurttaş” olmak hiç değil…
Yargı kendi vicdanının sesini dinlesin. Ama önce bizler vicdanımızın sesini dinleyelim, öncelikle böyle olaylarla tekrar karşılaşmamak için: Vicdansızlığın kol gezdiği bir ülke, ancak “barbarların” ülkesi olabilir.
O. Suat Özçelebi / 16.10.2007
 |
Yazarın
Diğer Yazıları |
| |
Cumhuriyet "uyanık" durmaktır. |
| |
Ayamama! |
| |
AKP’ye 1989 “şoku” bir hayal! |
| |
18 Mart niçin önemlidir? |
| |
Barışın kendisi bir yoldur. |
| |
ABD’de seçim yine “sandıkta” kazanılacak! |
| |
Artık Obama ve Palin mi yarışıyor? |
| |
Akıl, vicdan ve cesaret |
| |
Yeni çuval yolda mı? |
| |
Türk Mucizesi! |
| |
Türkiye’de vatandaş olmak kolay değil! |
| |
Toplum “solu” algılayamıyor |
| |
“Darbe Günlükleri”ni görmezden gelmek… |
| |
Türkiye'yi en çok ben seviyorum! |
| |
Sizin de canınız yanıyor mu? |
| |
Bir “kamptan” yazmak ve okumak... |
| |
Sağduyu nedir? |
| |
Barışın kendisi bir yoldur |
| |
İmtiyazsız Anayasa |
| |
Anayasayı biz “yapmalıyız” |
| |
Ne Coşkun ne de Erdoğan |
| |
Ahkam mı bilgi mi? |
| |
AKP seçimi neden kazanacak? |
| |
Partilerin varlık sebebi: Seçim bildirgeleri |
| |
Terör: Vizyonsuzluğun ağır bedeli |
| |
“Birlik”, büyük bir yalan! |
| |
Türkiye’de “siyaset” yapamamak… |
| |
Parlamento “her şeyi” bilir |
| |
Birleşik oy pusulasında ince hesaplar! |
| |
Birleşmek, “bir”leşememek! |
| |
Sabah, Nokta ve vicdan |
| |
Çocuklar masum, biz değiliz! |
| |
“Kendine demokrasi”, demokrasi değildir |
| |
Mayın barışı rehin alır! |
| |
Uzaktan kumanda ve Cumhurbaşkanlığı |
| |
Böyle Medyaya Böyle Rapor! |
| |
İnsanlık, daha çok beklersin! |
| |
Gündemde kalmak |
| |
Siyasette İnovasyon -I- |
| |
Umut ve Kayıtsızlık |
| |
Katilleri cesaretlendirmek |
| |
Yok edilen sadece Saddam değil! |
| |
Hayâsızlık |
| |
Yazar olmak, işini iyi yapmak... |
| |
Küllerinden doğan Karaoğlan |
| |
Orhan Pamuk’a Sevinmek... |
| |
Soykırım Siyaseti |
| |
Seçilmek istiyorum! |
| |
Aslında Ortadoğu… |
| |
Yaşamın kıyısında |
| |
Nöbette uyumak… |
| |
Bir duvar yazısı: Ulusal egemenlik |
| |
Film festivali, yüzyıla tanık olmak… |
| |
Cehennemin yolu |
| |
Grbavica |
| |
Karikatür Krizi ve Yönetememek |
| |
Aydın Güven Gürkan’a Veda |
| |
Barajı değil, duvarı tartışalım! |
| |
“Azınlık Raporu” ve Türkiye’de bir konuyu tartışmak… |
| |
Avrupa Birliği: Tek yol mu? |
| |
İki Dudak Demokrasisi! |
 |
 |
|