Sizin de canınız yanıyor mu?
Dilimizde çok güzel deyimler, sözler var. Özellikle “kayıtsız” kaldığımız durumları anlatan, görmezden geldiklerimizi, görürken bulaşmadıklarımızı, uzak durdurduklarımızı anlatan…
Uzak durdukça yokmuş gibi, sanki böyle daha rahatmışız gibi yaptığımız, kimi hayati kimi bizim dünyamıza uzak, ama hepsi kayıtsızlığın verdiği geçici “huzur”a kurban ettiklerimizi anlatan…
Uzun zamandır, Türkiye’de “yaşamsal” birçok konuda böyle bir hal, tuhaf bir rahatlık var, insanlarda. Bu durumu tarifleyen klasikleşmiş hikaye örneğini vereyim: Bizans düşerken meleklerin cinsiyetini tartışan din adamlarının hali gibi haller diyorum.
Kimi konulara, kişilere, sorunlara koyduğumuz mesafe, aldırmazlık…
Küçük bir direnci, karşı durma ısrarını, kabullenmemeyi bile kendimize çok görme halleri, “insan” olma hallerini daraltan, kimi “basitliklere” indirgeyen, kendimizce “meşru” gerekçeler arkasına sığındığımız, kendimizi “haklı” görürken, bir yanımızı acıtan haller…
Deyimler, sözler demiştim:
En popüleri, “suya sabuna dokunmamak”, aslında bir anlamda “kirli” kalmayı, çok güzel anlatıyor, değil mi?
Elbette sıklıkla kullanılan çok söz var: “Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın” var, hep arkadaşı “her koyun kendi bacağından asılır” gibi gelmiştir bana…
“Benden sonra tufan”ı da unutmamalıyım, öyle yaşıyor, öyle yaşanmasını özendiriyor gibiyiz. Çocukları olanlar bile, Tufan’dan kimsenin kurtulamayacağının çok farkında değil. Adı üstünde “tufan” yahu bu…
Aman bir tatsızlık çıkmasıncılarla, kim kime dum dumacılar var bir de onların da kardeşleri adam sendeciler ve ne kokup ne de bulaşanlar, dar arkadaş gruplarında şimdiler de “e-posta” gruplarında vatan kurtarıp, sokağı unutanlar, sokaktakileri, sokakta yaşananları, sadece “sokak çocuklarına” bırakanlar, dağdakileri, bir hilal uğruna güneş gibi batan şehitlerimizi…
Vurdum duymaz kör ayvaz, tabi bu hallerin örgüt lideri gibi duruyor, yardımcısı “adam sandler” (adam sendecilere bu aralar böyle sesleniliyormuş) neme lazımcılarla işbirliği halinde eylemlerini gerçekleştiriyorlar, o kadar çoklar ki, her köşe başını tutmuşlar, biraz gıkınızı çıkarsanız, “neme lazım” oluyor “nene lazım kaardeşim!”
Şimdi diyeceksiniz ki sen bu aralar birine “vurdun” da duymadı mı? Hayır, mesele o değil! Mesele birilerinin bir şeyleri hiç “takmaması” da değil. Bir naiflik, garip hassasiyetler geliştirmek hiç değil. Zaten bu aralar bir şeyi çok takanlara da “sen bu konuyu toka mı yaptın birader” diyorlar.
Mesele, tüm bu olan bitenler içinde, çoğunluğun ve sesini çıkarabilecek “azınlığın” çoğunlukla susarak, görürken görmezden gelmesi, istemesek de “ortak” olmanın verdiği acı, yanan/yiten canlar kadar olmasa da canımın yanması… Sizin de canınız yanıyor mu?
O. Suat Özçelebi / 09.01.2008
 |
Yazarın
Diğer Yazıları |
| |
Cumhuriyet "uyanık" durmaktır. |
| |
Ayamama! |
| |
AKP’ye 1989 “şoku” bir hayal! |
| |
18 Mart niçin önemlidir? |
| |
Barışın kendisi bir yoldur. |
| |
ABD’de seçim yine “sandıkta” kazanılacak! |
| |
Artık Obama ve Palin mi yarışıyor? |
| |
Akıl, vicdan ve cesaret |
| |
Yeni çuval yolda mı? |
| |
Türk Mucizesi! |
| |
Türkiye’de vatandaş olmak kolay değil! |
| |
Toplum “solu” algılayamıyor |
| |
“Darbe Günlükleri”ni görmezden gelmek… |
| |
Türkiye'yi en çok ben seviyorum! |
| |
Bir “kamptan” yazmak ve okumak... |
| |
Sağduyu nedir? |
| |
Malatya’daki vahşete yargı yetmez! |
| |
Barışın kendisi bir yoldur |
| |
İmtiyazsız Anayasa |
| |
Anayasayı biz “yapmalıyız” |
| |
Ne Coşkun ne de Erdoğan |
| |
Ahkam mı bilgi mi? |
| |
AKP seçimi neden kazanacak? |
| |
Partilerin varlık sebebi: Seçim bildirgeleri |
| |
Terör: Vizyonsuzluğun ağır bedeli |
| |
“Birlik”, büyük bir yalan! |
| |
Türkiye’de “siyaset” yapamamak… |
| |
Parlamento “her şeyi” bilir |
| |
Birleşik oy pusulasında ince hesaplar! |
| |
Birleşmek, “bir”leşememek! |
| |
Sabah, Nokta ve vicdan |
| |
Çocuklar masum, biz değiliz! |
| |
“Kendine demokrasi”, demokrasi değildir |
| |
Mayın barışı rehin alır! |
| |
Uzaktan kumanda ve Cumhurbaşkanlığı |
| |
Böyle Medyaya Böyle Rapor! |
| |
İnsanlık, daha çok beklersin! |
| |
Gündemde kalmak |
| |
Siyasette İnovasyon -I- |
| |
Umut ve Kayıtsızlık |
| |
Katilleri cesaretlendirmek |
| |
Yok edilen sadece Saddam değil! |
| |
Hayâsızlık |
| |
Yazar olmak, işini iyi yapmak... |
| |
Küllerinden doğan Karaoğlan |
| |
Orhan Pamuk’a Sevinmek... |
| |
Soykırım Siyaseti |
| |
Seçilmek istiyorum! |
| |
Aslında Ortadoğu… |
| |
Yaşamın kıyısında |
| |
Nöbette uyumak… |
| |
Bir duvar yazısı: Ulusal egemenlik |
| |
Film festivali, yüzyıla tanık olmak… |
| |
Cehennemin yolu |
| |
Grbavica |
| |
Karikatür Krizi ve Yönetememek |
| |
Aydın Güven Gürkan’a Veda |
| |
Barajı değil, duvarı tartışalım! |
| |
“Azınlık Raporu” ve Türkiye’de bir konuyu tartışmak… |
| |
Avrupa Birliği: Tek yol mu? |
| |
İki Dudak Demokrasisi! |
 |
 |
|