“Azınlık Raporu” ve Türkiye’de bir konuyu tartışmak…
Kısaca “Azınlık Raporu” olarak adlandırılan rapor (Başbakanlığa bağlı İnsan Hakları Danışma Kurulu’nun “Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu” Raporu) tartışılırken sıcağı sıcağına düşündüklerimi yazmak istemedim. Tartışma alevlendiğinde bazen gündemin dışında durmak, daha nesnel kalmayı sağlarken, kapılıp gitmeyi engelliyor. İyi de oldu. Ortaya çıkan resim, raporun kendisi kadar önemli. Sadece tarafları netleştirmekle kalmadı, tartışma adabından dezenformasyona, hoşgörüden ortak bir şeyleri paylaşamamaya, konuşamamaya kadar birçok konuda ne durumda olduğumuzu da gösterdi. Peki, bunların bir yararı oldu mu? Elbette oldu. Anlaşıldı ki “bölünme” konusuna, ülkenin birliğine, dirliğine duyarlılık konusuna, büyük bir çoğunluk kayıtsız kalmıyor. Azınlıklar konusunda ise kafalar karmakarışık, bu konuda “nuh deyip, peygamber demeyen”, üzüm yemek yerine bağcıya girişmek isteyen büyük bir grup ülke gündemine egemen. Ve her önemli tartışmada olduğu gibi, “sessizlik”, kitleler açısından, siyaset yapanlar açısından hala sığınılan büyük bir liman. Raporu okudunuz mu? Okumadınızsa okuyun. Korkmayın, okuyanları fişlemiyorlar. Çünkü bu yazıdaki fikirleri veya hissiyatı da ancak o zaman daha net değerlendirebileceksiniz. Sorunları anlamanın, çözmenin yolu önce birincil kaynakları okumaktan, araştırmaktan geçer. Ama sadece kendine okuyan ve araştıranlara değil, çok konuşan, tartışan ve paylaşanlara ihtiyacımız var. Raporu okudukça yıllar önce yurttaşlık, milliyetçilik, entelektüeller, demokrasi ve azınlıklar üzerine okumalarımı, dostlarımla tartışmalarımızı yeniden anımsadım. Biz Tartışamıyoruz Ama öncelikle, gelip tıkandığım bir konuyu gündeme getirmek daha yerinde olacak. Bir iki yazı dışında bu konu yine es geçildi: Biz tartışamıyoruz. Yazılı metinler üzerinden bile bunu yapamıyoruz. Raporun konusu, içeriğini oluşturanların “akademik” düzeyi bile, “seviye”yi yükseltmeye yetmedi. Raporun savunduklarına katılanlar, katılmayanlar, içerik üzerinden, ama içeriği atlayarak neredeyse tamamen “kişiselleştirilmiş” eleştirilere hatta küfürlere yöneliyorlar. “Vatan hainliği” o kadar ucuzladı ki her an herkese yöneltilen basit bir hakarete dönüştü. Bu suçlamaların, isnatların bir fayda sağlamadığı ve bizi bir yere ulaştırmadığı ise çok açık. Medyanın bir kısmı rapor özelindeki tartışmaları, “entelektüel” bir bakış açısından çok, “sansasyonel” haber yönüyle öne çıkardı. Köşelerde daha soğukkanlı değerlendirmeler vardı. Bu konudaki farklı fikirleri, tedavülde tutacak tüm etkili medya araçlarının, çeşitli “gruplarca” kontrol edildiğini düşünmek de mümkün. Ancak, Türkiye’de herkesi temelden ilgilendiren bir konuyu, “medyanın” dışında ve bu alanı dışlayarak konuşmanın da bir anlamı yok. Üstelik Türkiye’de TV ve özellikle gazeteler, birçok konudaki “fikir” tartışmasının, öncüsü ve topluma mal olmasının neredeyse yegane kanalları işlevine de büründü. Hakikat Siyasal Mücadeleye Taşınmalı Rapor ile ilgili tartışmayı bu kanallarda yapacaksak, içeriği ve üslubuna on kat daha fazla dikkat etmek zorundayız. Ama ilk aşamada insanlarla iletişimimizi kıskacına alan klişeleri ve indirgeyici yaklaşımı bir kenara bırakmayı denememiz gerekiyor. Kimilerinin imtiyazlı köşelerinden adet haline getirdikleri nabza göre şerbet verme eğilimine, hem nalına hem mıhına fikirler bulamacı sunanlara, şovenist gözdağlarına ya da “Enteller ülkeyi karıştırıyor” saçmalığına prim vermemek gerekiyor. “…yeni düşünceler geliştirmek için modern iletişim araçlarının bizi gömdükleri klişe görüş ve düşünce batağının maskesini indirme, sürekli olarak bunların etkisini kırma kapasitesi gerekir…Düşünür, siyasal mücadele içinde hakikatin değeri ile bizzat ilişki kurmazsa, yaşanan deneyimlerin bütününü sorumlu bir biçimde ele alamaz.” diyor, C. W. Mills, hakikatten kaçış yok, onu siyasal mücadele içine taşımak gerekiyor. Dile getirdiği kimilerine göre uç veya bölücü, kimilerine göre ilerici veya yanlış fikirleri, kendi fikirlerinin haklılığını ortaya koyma fırsatı olarak değerlendirmek yerine, raporun konusunu ve yazanları Türkiye için bir tehdit olarak görmek tercih edildi. İçeriğini tartışmak yerine, raporun ardındaki “niyetleri” aramak/okumak, birçok kişiye daha cazip geldi. Eğer bu tutumlar işi zıvanadan çıkarmaya yetmiyorsa, hep yedekte tutulan ve her zaman iyi iş gören “dış mihrakların tezgahları” piyasaya sürüldü. Hatta bazıları, tepkilerindeki düzeysizliği o dereceye vardırdı ki raporu kameralar önünde yırtarak, yazanlara ve kamuoyuna ders/gözdağı verebileceklerini, sindirebileceklerini zannettiler. Türkleri “ötekileştirmek”... Raporun içeriğine yönelik tartışmanın kilitlendiği öneri: Türk yerine “Türkiyeli” terimini kullanmak. Gümbürtü ve kavga, bu öneri çevresinde kopuyor. Kopmayacak gibi değil. “Türkiyeli” teriminin “Türk” diye tanımlanmaktan rahatsızlık duyan, öteki etnik gruplar tarafında, birleştirici bir etki yapacağını raporda iddia edenler,(ki en başta Kürtler karşı çıktı buna) bu terimin, kendine “Türk” diyen çoğunluk tarafında nasıl bir “hissiyat” yaratacağını çok düşünememişler. Raporu okudukça Türkiye’deki “azınlıklar” için bu kadar kafa yoranların, “çoğunluk” için sanki aynı “hassasiyeti” göstermediklerini düşünüyor insan. “Öteki”nin durumunu iyileştirmeyi düşünenler, kendini “Türk” olarak hissedenleri “öteki” durumuna düşürerek, sorunu daha da içinden çıkılmaz bir duruma sürüklüyorlar. Tersinden gidersek belki de “Türk” kavramının içinin ne kadar “Türk” olduğu vurgulanırken kantarın topuzunu kaçırıyorlar. “Sevr paranoyası” eleştirisinde de aynı özensizliği gözlemlemek mümkün. Raporda, hala artıkları süren ayrılıkçı terörle yitirdiğimiz 30 bin canın, insanımızda yarattığı duyarlılığı, “bölünme” korkusunu es geçip, reform karşıtı “paranoya havası” diye eleştirmek, en hafif deyimiyle “dar görüşlülük” olarak nitelenebilir. Raporun geneline hakim olan, “doğrular bunlardır, gerisi boştur” üslubu, “şablon hazır, içine girin, siz de oluverin” kolaycılığı, sanki bir sözcükle tüm sorunların çözülebileceği iması; sonuç bölümünde nedenleri yeterince tartışılmadan “Medeniyet, 2000’lerin Avrupa’sıdır(...) Avrupa’daki toplumsal modelin örnek alınması zorunludur.” dayatmasına dönüşüyor. Her Tabuyu Tartışabilmeliyiz. Katılmadığım bazı görüşleri ve iddiaları bir kenara koyacak olursak, raporda yer alan birçok analiz, yok saydığımız, unutmak istediğimiz, görmek istemediğimiz yaralarımıza da parmak basıyor. Bazı konuları içimiz acısa da konuşabilmeli, "her tabunun tartışılabileceğini" kabul etmeliyiz. Asli-tali kurucu unsur ayrımları yerine “Türk” kavramının, üst kimlik olarak kapsayıcılığına, “memleketin sahipleri” olarak bugüne kadar ne kattığımızı, onu ne kadar geliştirdiğimizi konuşmalıyız. Ülkemizin içinde bizimle birlikte “Türk” olan, ama hep “dışarda” bıraktıklarımızı, yurtdışındaki “soydaşlarımızdan” esirgemediklerimizi “burada” olandan ne kadar esirgediğimizi tartışmalıyız. Kendimiz yapmazsak, yukardan yapılan, başkalarının dayattığı reform/değişiklik taleplerinin içimizde yarattığı isyan ve reddetme duygusu, bizi her türlü ajitasyona açık bir hale getirecek. Bütün bu tartışmalar, kavgalar, sivilleşme, demokratikleşme yolunda yeni kilometre taşlarımız. Görülüyor ki yol hala çok uzun ve “taşlı”, yeter ki bu tartışmalarla birbirimizi “bitirmeyelim”, anlama kaygısı varlığını koruduğu sürece de tartışma bitmesin. Toplumun, aydınların ama özellikle “siyaset yapan”ların iradesiyle, katılımıyla tartışma genişlesin. Entelektüel, dünya üzerinde bir etki yaratmayı değil, bir gün bir yerde birilerinin onun yazdıklarını tam da onun yazdığı gibi okuyacağını umar, diyordu Adorno, yaşamının son yıllarında. Türkiye’de bu kaygıyı taşıyan kalemlerin kaçı, sürekli bastırmak zorunda bırakıldığı “düşünsel cesaretini”, mahremiyetinin dehlizlerinden gün yüzüne çıkarmaya, ona yeniden hayat vermeye istekli? Ve kaç siyasetçimiz, izleyici konumunu terk ederek, yaptığı siyasal mücadele içinde, bu tartışmalarda ortaya konan “fikirlerle” yüzleşme ve onları anlama, aşma çabası içine girecek? Ve kaçımız, “bu anlatılan benim hikayemdir” diyecek? O. Suat Özçelebi / 22.11.2004 İnsan Hakları Danışma Kurulu’nun “Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Çalışma Grubu” Raporu: Tam Metin
 |
Yazarın
Diğer Yazıları |
| |
Cumhuriyet "uyanık" durmaktır. |
| |
Ayamama! |
| |
AKP’ye 1989 “şoku” bir hayal! |
| |
18 Mart niçin önemlidir? |
| |
Barışın kendisi bir yoldur. |
| |
ABD’de seçim yine “sandıkta” kazanılacak! |
| |
Artık Obama ve Palin mi yarışıyor? |
| |
Akıl, vicdan ve cesaret |
| |
Yeni çuval yolda mı? |
| |
Türk Mucizesi! |
| |
Türkiye’de vatandaş olmak kolay değil! |
| |
Toplum “solu” algılayamıyor |
| |
“Darbe Günlükleri”ni görmezden gelmek… |
| |
Türkiye'yi en çok ben seviyorum! |
| |
Sizin de canınız yanıyor mu? |
| |
Bir “kamptan” yazmak ve okumak... |
| |
Sağduyu nedir? |
| |
Malatya’daki vahşete yargı yetmez! |
| |
Barışın kendisi bir yoldur |
| |
İmtiyazsız Anayasa |
| |
Anayasayı biz “yapmalıyız” |
| |
Ne Coşkun ne de Erdoğan |
| |
Ahkam mı bilgi mi? |
| |
AKP seçimi neden kazanacak? |
| |
Partilerin varlık sebebi: Seçim bildirgeleri |
| |
Terör: Vizyonsuzluğun ağır bedeli |
| |
“Birlik”, büyük bir yalan! |
| |
Türkiye’de “siyaset” yapamamak… |
| |
Parlamento “her şeyi” bilir |
| |
Birleşik oy pusulasında ince hesaplar! |
| |
Birleşmek, “bir”leşememek! |
| |
Sabah, Nokta ve vicdan |
| |
Çocuklar masum, biz değiliz! |
| |
“Kendine demokrasi”, demokrasi değildir |
| |
Mayın barışı rehin alır! |
| |
Uzaktan kumanda ve Cumhurbaşkanlığı |
| |
Böyle Medyaya Böyle Rapor! |
| |
İnsanlık, daha çok beklersin! |
| |
Gündemde kalmak |
| |
Siyasette İnovasyon -I- |
| |
Umut ve Kayıtsızlık |
| |
Katilleri cesaretlendirmek |
| |
Yok edilen sadece Saddam değil! |
| |
Hayâsızlık |
| |
Yazar olmak, işini iyi yapmak... |
| |
Küllerinden doğan Karaoğlan |
| |
Orhan Pamuk’a Sevinmek... |
| |
Soykırım Siyaseti |
| |
Seçilmek istiyorum! |
| |
Aslında Ortadoğu… |
| |
Yaşamın kıyısında |
| |
Nöbette uyumak… |
| |
Bir duvar yazısı: Ulusal egemenlik |
| |
Film festivali, yüzyıla tanık olmak… |
| |
Cehennemin yolu |
| |
Grbavica |
| |
Karikatür Krizi ve Yönetememek |
| |
Aydın Güven Gürkan’a Veda |
| |
Barajı değil, duvarı tartışalım! |
| |
Avrupa Birliği: Tek yol mu? |
| |
İki Dudak Demokrasisi! |
 |
 |
|