Akıl, vicdan ve cesaret
Elbette her olayın, haberin önemi, acısı, etkisi, kapsamı farklı. Kiminde gözyaşları sel oluyor, kiminde içiniz buruluyor, kiminde boğazınız ya da aklınız düğümleniyor.
Ancak ardı ardına “ölümü”, kaçınılmaz sonu, yaşanacak hayatları erkenden elinden alınan insanlarımızı yazıyoruz. Daha 1-2 yazı önce bundan yakınmıştım. Son 1 yıl içinde yazdıklarıma baktım. Hemen hemen aynı konular. Terör ve Tuzla konusunda neredeyse 20’ye yakın yazı yazmışım. “Tuzla dershanesi” Tuzla ile ilgili son yazımın adı. Ders vermeyi sürdürüyor, Tuzla… Gazetelerin tümünde manşetler aynıydı: Yan yana duruyordu, 9 şehit ve Tuzla “cinayeti” haberleri… Artık fark edelim, kendimize itiraf edelim ve ona göre harekete geçelim: Biz temel sorunlarımızı çözemiyoruz.
Büyük, küçük fark etmiyor. Yetkililer dediğimiz kitle, elbette boş oturmuyor. Bir mesai harcıyorlar. Ama herkesin onlarca kez yazdığı gibi, “çözüm yolları” için cesaret ve vizyon gerektiren hiçbir sorunumuzla yüzleşemiyor ve çözemiyoruz. Üstelik çoğunda zaman ve kaynak sorunu değil, elimizi kolumuzu bağlayan.
Kalıcı çözüm üretme yeteneğimiz yok! Sadece yetenek değil, cesaretimiz de yok! Bu o kadar öyle ki, yüzleştikçe yüzsüzleştiğimiz sorunlara dönüşüyor, hepsi. Böyle büyük, küçük yüzlerce kangren olmuş, kendini hatırlatmak için sırada bekleyen sorunumuz var.
Mesela hızla akan gündem içinde yerini aldı, gitti biri daha: Kesinlikle bir “yurt” daha patlamayı, yıkılmayı ya da çökmeyi bekliyor, ülkenin bir yerinde. Biri patladı. Bakanlarımızla birlikte koştuk, baktılar. Öteki yurt patlayana kadar, böyle bir sorunumuz yok artık.
Ülkenin dört bir yanına yayılmış böyle bir sürü “yurt”/”kuran kursu” var. Sayısı kaçtır, kim denetler, kaç çocuk burada “Allah’a emanettir”. Haberimiz var mı? İşte Tuzla, bunca ölüm, bunca olay, tepki, haber… Sonuç: Göz göre göre insanları kum torbası niyetine kullanıyorlar. Peki bitecek mi? Elbette hayır! Sorunun kökü sadece ihmal, denetimsizlik değil ki…
Sırada, büyük bir trafik kazası bizi bekliyor. Trafik “terörünü” konuşup, sonra hayatımıza hiçbir şey olmamış gibi devam etmek için… Ya da bir deprem, iş başa düşünce, her şeyiyle ortada kalınca insanlar, dayanışmanın ne olduğunu hatırlamamız için…
Kadercilik, tevekkül, örgütsüzlük, sivil topumun gelişememesi, vb. bir yığın sebep saymak mümkün, bunlar etkili de, ancak bunca yılın sonunda geldiğimiz noktayı açıklamada yetersiz.
Temel sorunumuz, kanımca kültürel: İnsan hayatına verdiğimiz değer, insanların kendi hayatlarına, başkalarının hayatlarına vermedikleri değer…
Örneğin, Kürt sorunu, yazacak, söyleyecek ne kaldı? Bunca şehit, akan kan, kaybolan yıllar, uluslararası oyunlar, Ergenekon’la ortaya dökülenler, komplolar…
Bir umutsuzluğu dile getirmiyorum. Ancak “çözüm” ve “ölüm” Türkiye’de hala birbirinin yerine ne kadar uzak, fark edelim istiyorum. Ve tekrarlamak gerekirse, bir şeyleri değiştirmek için sadece zaman, kaynak, yetenek yeterli değil.
Hala aklından ve vicdanından vazgeçmeyen, yürekli insanlara, siyasetçilere ihtiyacımız var. İnsana değer veren, insan gibi yaşamak ve yaşatmak isteyen... O. Suat Özçelebi / 13.08.2008
 |
 |
|