ABD’de seçim yine “sandıkta” kazanılacak!
George W. Bush 2004 yılında, tekrar Başkan seçildiği zaman, ABD seçmenine ilişkin birçok önyargı ve iddiayı yeniden sorgulatacak bir sonuç ortaya çıkmıştı. Demokrat John Kerry’i alt ederken Bush, Al Gore’la yarıştığı seçimde olduğu gibi, bu sefer sonuçları mahkemelerin belirlemesine fırsat vermemiş, bazı önyargıları da yıkmıştı.
Çünkü 2004 yılındaki seçimler, ABD’de daha önce oy kullanmayan yeni seçmenlerin ve genç seçmenlerin ağırlıklarını Demokratlardan değil, Cumhuriyetçilerden yana koyduklarını da göstermişti. Bu konudaki önyargı o kadar yaygındı ki araştırma kuruluşu Zogby, katılımın yüksek olduğunun anlaşılması ve ilk sandık çıkışı verilerine güvenerek, Demokratların oy patlaması yapıp seçimi kazanacağını bile iddia etmişti. Sonuç tam tersi oldu.
Şimdi de özellikle gençlerin sandıklara daha fazla ilgi göstereceği belirtiliyor. Ancak bu kez demokratlar, doğrudan yeni seçmen yazılımı için özellikle uğraşıyorlar. Bu yönde çalışan gruplar aylar öncesinden oluşturulmuş durumda. Bu konuda yapılan, Hollywood yıldızlarının rol aldığı, Barack Obama’ya destek veren Leonardo Di Caprio’nun başını çektiği bir reklam filmi internette çok popüler: “5 Friends votes!”
“Seçim sandıkta kazanılır” yıllardır siyasal iletişimin altın kurallarından biri olarak eğitimlerde ortaya koyduğum bir slogandır. 2 temel dayanağı vardır bu kuralın: Birincisi, eğer seçmenle partiye/adaya oy verecek biçimde bir siyasal iletişim kurulamazsa, vaatler, propaganda faaliyetleri, harcadığınız para-çabayla, seçmeni oy verme günü sıcak/serin evinden çıkarıp size oy vermek için sandığa getiremiyorsanız, hiçbir işe yaramaz. İkincisi ise büyük emeklerle sandığa kadar getirmeyi başardığınız seçmenin, üstelik size verilmiş oyuna, bir “oyuna” kurban gitmeden sahip çıkmalı, seçim sonucuna doğru yansımasına kendinizi “adamalısınız.”
Bu konunun komplo teorisyenleri tarafından abartılan başka yönleri de var, elbette. Ancak ABD’de elektronik oylamada insanların nasıl oy kullandıklarının kayıtlarının tutulmadığı belirtiliyor. Geçen seçimde sadece Nevada eyaletinde seçmenler, elektronik oyu karşılığında bir fiş alabildi. Oy kullanma bilgilerini saklayan bilgisayar kodları, gizli tutuluyor, kamuoyunun bu bilgilere erişim imkanı yok. Bazı çevreler, yeni elektronik makinaların da güvenilir olmadığını iddia ediyor.
ABD’de ise Demokrat Al Gore’un, Bush karşısında 2000 yılında kaybettiği başkanlık seçiminde, Florida’da itirazlar üzerine yapılan neredeyse her sayımda farklı sonuçların çıkması da bu konuda, hiç unutulmayan ayrı bir örnek teşkil etmiştir. Hafızalarını yoklayanlar 2004’de de seçimlerle ilgili endişelerin ABD’de tarihinde olmadık gelişmelere yola açtığını, Demokrat parti’nin BM Genel Sekreteri’ne mektup yazarak uluslararası gözlemci istediğini hatırlayabilirler.
Fakat bu seçimde, başkanlık seçimini “sandıkta” kazandıracak olan şu: Genç, kadın ya da muhafazakar yeni seçmenleri, seçmen yazdıran, oy vermeye ilgi göstermeyen Amerikalıları sandığa taşımayı başaranlar, seçim sonucunu da doğrudan etkileyecekler, özellikle kritik eyaletler olarak kabul edilen, Ohio, Florida, Nevada, Iowa, Wisconsin, Michigan, Pennsylvania, Florida ve New Mexico’da.
Katılım geçen seçimde, %60’lara dayanırken, Ohio, Iowa ve Wisconsin gibi kilit eyaletlerde %70'lere ulaşmıştı.
ABD’nin nasıl bir seçim sistemine sahip olduğunu biraz açmak gerekir. Halk, ABD Başkanını doğrudan seçmez. Başkanı seçecek delegeleri, seçiciler kurulunu (Electoral College) seçer. 538 kişilik seçiciler kurulunun, 270’inin oyunu alan aday, “Başkan” seçilir.
Başkanlık seçimlerinde, bir eyalette seçim kazanan parti, o eyaletin Seçiciler Kurulu'na göndereceği tüm delegeleri belirleme hakkı kazanıyor. Bunun bir sonucu rakibine göre daha az oy alan birisinin başkan seçilebilmesidir. (2000’de Gore 50.992.535, Bush ise 50.455.156 oy aldı, Bush seçildi.) Her eyalette küçük partiler (ki sayıları çoktur, ama etkileri eyalete göre değişir.) kendilerini ikinci aşamaya taşıyacak oyu alamazlar. Bu her zaman iki büyük partiyi, Demokrat ya da Cumhuriyetçileri “ya hep ya hiç” niteliğinde uzlaşmalara sürükler. Böylece her eyalette kazanmak için oldukça geniş ittifaklar kurulması gerekir. Gerçekte şansı olmayan, ama belli eyaletlerde oyu olan bir üçüncü aday/parti, seçimi, bir diğer partiye hediye edebilir.
Geçen seçimde Bush’a kazandıran “muhafazakar duyarlılıklar”ın yerini bu seçimde, McCain için “Bradley etkisi”nin alacağı iddia ediliyor: Irkçı görünmemek için bazı seçmenlerin, Obama’ya oy vermeyeceği halde böyle bir beyanda bulunduğu, anketlerde Obama’nın bu yüzden önde çıktığı, bunun yüzde 3-4 lük bir seçmene denk düştüğü, sandıkta gerçek oylarını McCain’e verecekleri belirtiliyor. Aradaki farkın anketlerde ara sıra çok açılmakla birlikte % 5 civarında olması, Obama için bu riskin yabana atılmaması gerektiğini düşündürüyor.
Ancak geçen seçimde muhafazakarları Bush için sandığa taşıdığı ileri sürülen “eşcinsel evliliklere” taviz vermeme konusunda McCain ile yardımcısı Sarah Palin arasında görüş ayrılıkları ortaya çıktı. McCain, kişisel düzeyde eşcinsel evliliklerini desteklemese de kararın eyaletlere bırakılmasını Sarah Palin ise, ülke çapında yasak için anayasal düzenleme istiyor. Bu durumun “muhafazakar” seçmenin sandığa ilgisini nasıl etkileyeceği ciddi bir soru işareti.
Ayrıca siyahlardan ve hispaniklerden büyük oranda oy bekleyen demokratlar, siyahlardan umduğunu bulurken, hispanikler konusunda ciddi bir hayal kırıklığı yaşamışlardı, 2004’de. Bu seçimde de siyahların yine %90 Obama diyeceği, hispaniklerin ise geçen yıl ki %40 lık desteğinin, kime gideceği herkes tarafından sorgulanıyor.
Michel Moore’un neredeyse bir propaganda filmi niteliği taşıyan 9/11’inin Bush’a seçim kaybettireceğini düşünenler de, Irak’ta ölen ABD’li askerlerin sayısı arttıkça ABD seçmeninin bir “Vietnam” korkusuna kapılacağını tahmin edenler de yanılmıştı. Şimdi de aynı güçte “ekonomik krizin” seçmenin büyük bir kısmını Cumhuriyetçilerden kopardığı ileri sürülüyor. Yüzyılın ekonomik krizinin Obama’ya seçim kazandıracağını iddia eden çok kişi var.
İlk kadın başkan yardımcısı adayı olarak Sarah Palin’in Cumhuriyetçilere sağladığı destek de, demokratlar tarafından kadın kimliğinin çok geri plana itilmesiyle, azaltılmaya çalışılıyor. “Ruj sürmüş Bush” olarak adlandırılan Sarah Palin’in, orta sınıf kadın seçmenler arasında destek bulması, kadınları sandığı taşıyabilecek cazibeyi yaratması da, feminist bazı kadın örgütleri Obama’yı desteklediklerini açıklasalar da demokratlar için hala ciddi bir tehdit.
Ancak son olarak ABD Başkanı George Bush'un eski dışişleri bakanlarından emekli general Colin Powell’ın, Palin'in gerektiğinde ABD başkanlığını üstlenme kapasitesine sahip olduğuna inanmadığını vurgulaması, hatta Palin'i seçtiği için McCain'in muhakeme kabiliyetinin de kendi gözünde sorgulanır hale geldiğini söylemesi, Cumhuriyetçilere kendi içlerinden gelen en ciddi darbe oldu.
ABD’de 2004 seçim sonucunu belirleyenler, “yeni seçmenleri” sandıklara gitmeye ikna edenler ve taşımayı başaranlar oldu. Bu seçimde de anketlerdeki farklara rağmen en etkili belirleyici, yeni/eski seçmenleri ve kararsızları sandığa taşıyacak taktikler olacak. Çünkü artık ABD’de seçimi, seçmeni “sandığa” getiren kazanıyor.
O. Suat Özçelebi / 22.10.2008
 |
Yazarın
Diğer Yazıları |
| |
Cumhuriyet "uyanık" durmaktır. |
| |
Ayamama! |
| |
AKP’ye 1989 “şoku” bir hayal! |
| |
18 Mart niçin önemlidir? |
| |
Barışın kendisi bir yoldur. |
| |
Artık Obama ve Palin mi yarışıyor? |
| |
Akıl, vicdan ve cesaret |
| |
Yeni çuval yolda mı? |
| |
Türk Mucizesi! |
| |
Türkiye’de vatandaş olmak kolay değil! |
| |
Toplum “solu” algılayamıyor |
| |
“Darbe Günlükleri”ni görmezden gelmek… |
| |
Türkiye'yi en çok ben seviyorum! |
| |
Sizin de canınız yanıyor mu? |
| |
Bir “kamptan” yazmak ve okumak... |
| |
Sağduyu nedir? |
| |
Malatya’daki vahşete yargı yetmez! |
| |
Barışın kendisi bir yoldur |
| |
İmtiyazsız Anayasa |
| |
Anayasayı biz “yapmalıyız” |
| |
Ne Coşkun ne de Erdoğan |
| |
Ahkam mı bilgi mi? |
| |
AKP seçimi neden kazanacak? |
| |
Partilerin varlık sebebi: Seçim bildirgeleri |
| |
Terör: Vizyonsuzluğun ağır bedeli |
| |
“Birlik”, büyük bir yalan! |
| |
Türkiye’de “siyaset” yapamamak… |
| |
Parlamento “her şeyi” bilir |
| |
Birleşik oy pusulasında ince hesaplar! |
| |
Birleşmek, “bir”leşememek! |
| |
Sabah, Nokta ve vicdan |
| |
Çocuklar masum, biz değiliz! |
| |
“Kendine demokrasi”, demokrasi değildir |
| |
Mayın barışı rehin alır! |
| |
Uzaktan kumanda ve Cumhurbaşkanlığı |
| |
Böyle Medyaya Böyle Rapor! |
| |
İnsanlık, daha çok beklersin! |
| |
Gündemde kalmak |
| |
Siyasette İnovasyon -I- |
| |
Umut ve Kayıtsızlık |
| |
Katilleri cesaretlendirmek |
| |
Yok edilen sadece Saddam değil! |
| |
Hayâsızlık |
| |
Yazar olmak, işini iyi yapmak... |
| |
Küllerinden doğan Karaoğlan |
| |
Orhan Pamuk’a Sevinmek... |
| |
Soykırım Siyaseti |
| |
Seçilmek istiyorum! |
| |
Aslında Ortadoğu… |
| |
Yaşamın kıyısında |
| |
Nöbette uyumak… |
| |
Bir duvar yazısı: Ulusal egemenlik |
| |
Film festivali, yüzyıla tanık olmak… |
| |
Cehennemin yolu |
| |
Grbavica |
| |
Karikatür Krizi ve Yönetememek |
| |
Aydın Güven Gürkan’a Veda |
| |
Barajı değil, duvarı tartışalım! |
| |
“Azınlık Raporu” ve Türkiye’de bir konuyu tartışmak… |
| |
Avrupa Birliği: Tek yol mu? |
| |
İki Dudak Demokrasisi! |
 |
 |
|