Ana Sayfa I Bize Ulaşın I Site Haritası I English
 
 
Kırılma Noktası
Bellek
Röportaj / Sine-Politik
Haber Yorum Analiz
Siyasal Hareketler-Projeler
Araştırma Dokümantasyon
Türkçe'de Siyasal İletişim
Dünya'da Siyasal İletişim
  Röportaj Sine-Politik

23 Temmuz’da bizi ne bekliyor?   Haziran 2007 / Mediathink - Pazarlamadunyasi.com – TekBorsa Dergisi

Pazarlama Dünyası.com sitesi ve en çok satan ekonomi dergisi TekBorsa, bu ayki sayısında Sita Politik Danışmanlık şirketinin Genel Müdürü O. Suat Özçelebi ile siyasi partilerin seçim kampanyaları ve Sita’nın verdiği hizmetler üzerine bir röportaj gerçekleştirdi. Röportajlardan bölümler aşağıda yer almaktadır.

Sita’nın bir seçim kampanyasını hangi süreçlerde planlayıp hayata soktuğu hakkında bilgi verir misiniz?
SİTA bir seçim kampanyasının her aşamasını planlamakta ve hizmet verebilmektedir. Araştırma danışmanlığından, Kampanya Yönetimine, Bütünleşik İletişim Araçlarının saptanmasından, Tema, kavramsal eksen, yaratıcı çözümler geliştirilmesi (afiş, slogan, broşür vd.) online kampanya (politikstrateji. com), kampanya takvimlendirme ve stratejik iletişim planlaması süreçlerini uygulayabilmektedir. Ürün ve hizmet seçeneklerimiz bizim geliştirdiğimiz birçok yeni-yaratıcı çözümleri içeriyor.

22 Temmuz’da yapılacak “Milletvekili Genel Seçimi”nde hangi söylemleri önem kazanacak, “Milletvekili Genel Seçimi”nde hangi pazarlama teknikleri ön plana çıkacak?
Stratejik Siyasal iletişim ile ilgili bir yığın tanım, yaklaşım vardır. Sonuç odaklı tanımı tercih ederseniz: “Stratejik Siyasal iletişim, seçenleri seçim gününde, oy sandığının basına götürecek biçimde, motive etme ve ikna sürecidir.” Süreç sadece seçim dönemi değildir. Kampanyanızı çok beğenen, ama seçim günü evinde oturan bir seçmenin size hiçbir faydası olmayacağı aşikardır. Kampanya stratejisi, vaatler ve lider, seçmeni serin evinden çıkaracak, tatil köyünden döndürecek kadar partiye oy verecek etki ve motivasyon gücüyle inşa edilemez, seçmen ikna edilemezse, parlak fikirlerle,reklam malzemeleriyle örülü de olsa hiçbir “kampanya” ise yaramaz.

Ak Parti ve mağduriyet/demokrasi
Ak partinin, temel ekseni “istikrarın devamı” mı yoksa “her şey sil baştan mı” mesajı üzerine kuracağını düşünüyorum. Bir ölçüde eski ANAP’ın “daha yapacak çok iş var” mesajının farklı versiyonlarını kullanabilirler. Ancak cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde ortaya çıkan muhtıra/mağduriyet de kampanyalarına/söylemlerine damga vuracak. Ak parti “araştırma” boyutunu, yani “bilgiyi”, “ölçmeyi” çalışmalarının bir parçası yapmayı başarabiliyor.  Bu nedenle halkın nabzına göre bazı yerlerde ve vaatlerde “şerbet” verecektir. İktidar olmanın en büyük avantajı bu. Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde yaşananların da  “mağduriyet” silahını yine Ak partiye sunduğunu düşünüyorum. Eğer bunu “istismar” ettikleri gibi bir seçmen algısı yaratmazlarsa şu anda %30’larda görünen oylarına büyük katkısı olacak…

CHP %20 duvarında
CHP’nin “Cumhuriyet, laiklik, rejim tehlikede” mesajlarını tüm kampanyasına egemen kılacağı, taşıyacağı anlaşılıyor. Cumhuriyet mitinglerindeki kitlenin çok homojen olmadığını göremedikleri açık ve “kutuplaşma” siyasetinin ne kadar oya dönüşebildiğini göreceğiz. Ama ben bunun CHP’ye ciddi bir oy getireceğini düşünmüyorum. Eğer toplumun önüne bir “sosyal demokrat” partiye yakışır bir vizyon koyamazsa, solda birlik, CHP’ye teslimiyet gibi sunulursa, topluma, buradan da sandığa bir sinerjinin yansıması zor. Solda birliğin dışarıda bırakacağı unsurlar, tartışanın kampanya dönemine de taşınmasına yol açabilir. Toplum, CHP’den ve liderinden, “benim temel sorunlarıma “net” nasıl çözüm bulacaksın” sorularının yanıtını bekliyor. “Laiklik, rejim tehlikede teması bir yere kadar çalışacaktır” CHP %20 duvarına yine toslayabilir.

Anavatan-DYP Snerji yaratacak mı?
Anavatan ve Doğru Yol partisinin 1946 ruhuna dönük Demokrat parti birlikteliği bir sinerji yaratacak gibi görünüyor. İki partiye de barajı geçireceği kesin gibi, ama “oy patlamasına” dönüşmesi için topluma ciddi bir “mesaj” vermesi, Ak parti iktidarına alternatif olabileceğini göstermesi zorunlu. Henüz bu yönde, hem kampanya stratejisi hem de program olarak bir şey sergilemediler. Bir de Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecindeki tutumları, “sivil” duramadıkları algısına yol açtığı için belli bir oy kaybı yaratacak gibi görünüyor. Eğer Anavatan gibi sadece “yeni bir hayat” vaat edeceklerse, sandıkta ve seçmen karşısında işleri çok zor. (Henüz sağda birlik dağılmamıştı)

MHP oy depolarında patlama
MHP, sessiz ve derinden gidiyor. Ciddi bir “adaylık” başvurusuyla karşı karşıya. Oy depoları olarak görülen seçim çevrelerinde yeniden bir patlama yapabilirler. Ancak eğer dışarı yansıyan temel sloganları ve kampanya teması doğruysa onların da işleri çok zor. Hatta bir fırsatı kaçırabilirler. Söylenen Tema/Slogan: “"Toplumsal merkezin siyasal izdüşümü MHP." Bu bir slogan olamaz, daha çok konumlanmak istedikleri yerdir diye düşünüyorum. Çünkü, izdüşümün anlamını seçmen çözene kadar, sandıktaki izdüşüm MHP için çok farklı olabilir.

Genç parti barajı zorluyor
Genç parti, geçmiş seçim kampanyasında kurduğu başarılı iletişimin üzerine yeni mesajlarını inşa ediyor. Bunu aradan 5 yıl geçse de başarabiliyor. Yani bir anlamda geçmiş seçim kampanyasında harcadığı parayı, bu kampanyasına da transfer etmeyi başardı.  Kurumsal iletişimden vazgeçmeden, tutarlı ve süreklilik taşıyan bir strateji ile hem kendisine daha önce oy veren hem de şimdi oy verebilecek genç-kadın-yoksul seçmene etkili ve “net” bir biçimde sesleniyor. Liderinin itibar konusundaki ciddi sıkıntılarının, merkez sağdaki bütünleşmenin bir adres olup olmaması ve “milliyetçi” oyların MHP’deki adresine dönme ihtimalinin sandığa ne kadar yansıyacağına göre barajı zorlama ihtimalini yüksek görüyorum.

Diğer partilerden BBP ve Saadet partisinin fazla olmasa da oy artışı sağlayacağı kesin gibi gözüküyor. Ayrıca DTP’nin bağımsız adaylarla sandıktan daha ciddi bir şekilde çıkacağı görülebilir. Bu seçim biraz da bağımsız adayların seçimi olacak. Özellikle birleşik oy pusulasına bağımsız adayların eklenmesi, DTP’nin milletvekili sayısını düşürecektir. Ama Parlamentoda grup kurma olasılıkları var.

Seçim sürecine girdiğimiz şu günlerde siyasal partilerinin reklam ajansı arayışına girdiklerini görmekteyiz. Siyasal kampanyalarında reklam ajanslarının yetkinliği konusundaki düşünceleriniz nelerdir?
Bu hemen hemen her seçimde gördüğümüz bir manzara. Ancak Ak parti’nin tam böyle yaptığını düşünmüyorum. Önlerindeki seçenekleri görmek istiyorlar. Biz de SİTA Politik Danışmanlık olarak, çözüm ortaklarımızla birlikte aynı şekilde aylar önce bazı siyasi partilere sunuşlar yaptık.  Şu anda birden bire bir çalışma strateji ve seçim kampanyası tasarımı sıfırdan kotarıldığında, elbette yol alana kadar seçim tarihinin kapıya dayanması riskini taşıyor. Seçmen ne dediğinizi anlayana kadar oy verme günü kapıyı çalıyor.

Her koşula göre bir iletişim stratejisi çizmek mümkündür. Ancak ideali, uygun bir zamanda hem ajansın, danışmanlık firmasının hem de partinin ortak bir dil yakalaması ve seçmene bunu aktarabilecek bir siyasal kampanya mantığına oturtmasıdır.

SİTA  Politik Danışmanlık 14 yıllık bir siyasal iletişim ajansı ve ben bu ideal koşulların yaşandığı bir seçim maalesef bilmiyorum.

Seçim kampanyalarında araştırmanın önemi ve etkinliği nedir?
Siyasal iletişim araştırmaya/ölçmeye dayanmalıdır. Gerçekten uzun soluklu bir çalışma gerektirir. Biz SİTA’nın eğitim seminerlerinde önce şu mesajı veriyoruz: Siyasal iletişim özünde bir “ikna sürecidir.” Ve bu süreç iki-üç ay değildir. Araştırmaya, bilgiye, bütünleşik-güncel-doğru-ölçülebilir araçlara ihtiyaç duyar. En çok da zamana. Ama Türkiye’nin kendine özgü koşulları ve bir türlü dengelerini kuramayan siyaseti, stratejik siyasal iletişim yönetimine izin vermiyor.

Bir dönemin "yoksulluk, enflasyon ve yolsuzluk" mesajları bu süreçte sizce yerini hangi mesajlara bırakacak ya da bırakmalı? Seçim dönemi kampanyalarının seçmen üzerindeki etkisi ne olacaktır?
Yoksulluk, enflasyon ve yolsuzluk gibi mesajlar yine etkili olacaktır. Anacak seçim bu kez “kutuplaşma” eksenine kaydı. Genç Parti bu eksene aldırmayan tek parti görünümünde. Eğer merkez sağ adayı yeni Demokrat parti “demokrat” çizgisini korur, seçmenin temel sorunlarına da karşılık gelen mesajlar üretirse “kutuplaşma”dan bıkan seçmenin adresi olabilir.

Seçim dönemi kampanyalarının temelde çok yeni ve “çarpıcı” bir vaat ileri sürmüyorsanız, “pekiştirici” etkisi vardır. Yani geçmiş dönemde ne ekerseniz onu biçersiniz. Sanılanın aksine “seçmen unutmaz”. Seçmen bildiğini okur.

Sizce 23 Temmuz’da Meclis’te nasıl bir tabloyla karşılaşacağız?
TBMM en az 3, en fazla 5 partili olacak. Ak Parti’nin tek başına iktidar şansı kampanyalar başlamadan hala geçerliliğini koruyor.

 


Sinema özünde politik bir sanattır. Belki de tüm sanatlar gibi... Sanatlar içinde "politik mesajını" en etkili yolla, görsel ve işitsel kanalları kullanarak aktarabilen de sinemadır. Ve dünyanın her yerinde milyonları beyaz perdeye esir eden en önemli nedenlerden biri de budur. Bu köşede aylık güncellemelerle "politik" sinema kapsamında gördüğümüz filmler ve yönetmenlerle sizleri buluşturacağız.


Analiz
UYGUNSUZ GERÇEK

Her gün bir çevre felaketi yaşıyoruz. İklimler şaşırdı. İklimler karşısında otlar çicekler ağaçlar hayvanlar, kısacası dünyada yaşayan her canlı bu değişimin etkilerini ürpererek benliğinde hissediyor.durum söylem olmaktan çıktı.Artık insanın, insanlığın harekete geçmesi gerekiyor.İşte gösterimdeki filmler arasında birisi var ki bu gerçeği bütün boyutları ile bir belgesel bilgeliği ile gözlerimizin önüne seriyor. Uzun yıllar küresel ısınma konusunda kafa yoran eski ABD başkan adayı Al Gore'un konuyla ilgili yüzlerce kez yaptığı sunumlardan faydalanarak çekilen 'Uygunsuz Gerçek', küresel ısınmanın nasıl oluştuğunu anlatıyor. Ve herkesi duyarlı olmaya ve bu duruma müdahale etmeye davet ediyor.

Al Gore Eski ABD Başkanı Bill Clinton'ın yardımcısı ve bir dizi sandık oyunları ile Amerikan Başkanlık seçimlerinde W. Bush'a karşı seçimi kaybeden politikacıdır. Konferanslarında küresel ısınmanın dünyamızda ulaştığı endişe verici boyutu anlatmış, bu gelişme karşısında insanları mücadeleye çağırmaktadır. "Uygunsuz Gerçek" bu sunumlardan yola çıkılarak çekilmiştir. Bizce gösterimdeki şiddet içeren filmlerin yanında izlenmeye değer bir film. ”Uygunsuz Gerçek” bir belgesel, belgesel tekniği ve sinemacılık açısından belki çok yaratıcı ve başarılı bulunamaz. Ancak küresel ısınmanın ulaştığı felaket boyutlarını, özellikle politikada ABD’nin ikinci adamı olmuş bir kişinin ağzından kanıtlarıyla göstergeleriyle,belgeleriyle dinlemek, dünyamızı bekleyen felaketin farkına varılması açısından çok önemli. Hele W. Bush'un Kyota sözleşmesini rafa kaldırmak istemesi, dünyayı bekleyen top yekün tehlike için aldırışsız davranması karşısında bir kat daha anlam kazanıyor.

Gerçi Al Gore başkan seçilmemesine rağmen ABD yetkililerini konuyla ilgili uyarmış, ama pek ciddiye alınmamış. Hatta 'deli bu adam' tavrıyla karşılanmış. O da şimdi dünyayla paylaşıyor bildiklerini. Ve önce ABD halkını sonra da insanları konuyla ilgili sorunların çözülmesi için hükümetlerine baskı yapmaya ve günlük hayatlarında daha dikkatli olmaya çağırıyor. Yoksa çok yakın zamanda yaşayacak bir dünyamızın kalmayacağını söylüyor. Ülkemizde son dönemde yaşanan bunca tatsız olaya karşın daha geniş tüm insanlığın geleceğini ilgilendiren bir konuda birlikte düşünebileceğiniz bir film.
www.sinema.gen.tr

Vizyon
UYGUNSUZ GERÇEK
 
Yönetmen: Davis Guggenheim
Oyuncular: Dünya
Senaryo: Al Gore
Görüntü Yönetmeni: Kevin Prendiville
Müzik:

Michael Brook

Yapımcı: ABD
Yapım Yılı: 2007
Süre: 100 dak.
Filmin sitesi: http://climatecrisis.net
BÜKREŞ'İN DOĞUSU
 
Yönetmen: Corneliu Porumboiu
Oyuncular: Ion Sapdaru, Teo Corban, Luminita Gherorghiu, Mircea Andreescu
Senaryo: Corneliu Porumboiu
Görüntü Yönetmeni: George Dascalescu
Müzik: Rotaria
Yapımcı: Romanya
Yapım Yılı: 2006
Süre: 89 dak.
Filmin sitesi: www.42kmfilm.ro/new/#
Özet: Romanya’da komünist rejim çöktüğünde siz neredeydiniz? Corneliu Porumboiu’nun hafızanın çarpıklıklarından doğan komediyi işlediği ilk filmi “Bükreş’in Doğusu”nun kalbinde yatan, bu soru.
Yerel bir televizyonda tartışma programı hazırlayan aksi sunucu Jderescu, devrimin ihtişamını yeniden yaşamak üzere programına davet edecek konuk aramaktadır. Ancak tek bulabildiği, ek iş olarak Noel Baba kılığına giren emekli bir amca ile maaşının tümünü içki borcuna yatıran bir tarih öğretmenidir.
DÜNYA TİCARET MERKEZİ
 
Yönetmen: Oliver Stone
Oyuncular: Maria Bello, William Mapother, Nicholas Cage
Senaryo: Andrea Berloff
Görüntü Yönetmeni: Seamus McGarvey
Müzik: Craig Armstrong
Kurgu: David Brenner, Julie Monroe
Yapımcı: ABD
Yapım Yılı: 2006
Süre: 111 dak.
Filmin sitesi: www.wtcmovie.com
Özet:11 Eylül 2001 sabahı New York alışılmadık derecede sıcak bir güne başlamaktadır. Liman koruma polisi Will Jimeno’nun aklında kişisel izin gününü en sevdiği hobisi olan okçuluğa ayırmak vardır. Ancak ani bir kararla o gün çalışmaya karar verir. Öte yandan New York Limanı Polis Departmanı’nın deneyimli komiser yardımcılarından John McLoughlin de günlük görevinin ayrılmaz parçası olan 1 buçuk saatlik devriye görevine hazırlanmaktadır. Polis arkadaşlarıyla birlikte Manhattan’ın yolunu tutarlar. Görünüşte herhangi bir gün gibidir ama hiç de öyle olmayacaktır.
Dünya Ticaret Merkezi’ne düzenlenen saldırının hemen ardından kulelere giden ilk ekip, New York Limanı Polis Departmanına bağlı tim olur. Aralarında McLoughlin ile Jimeno’nun da bulunduğu beş kişi binalara girer. Kulelerin çökmesi üzerine enkazın altında mahsur kalırlar. McLoughlin ile Jimeno mucizevi şekilde hayatta kalmıştır. Ancak çöken kulelerin enkazının 6,5 metre altında beton ve metal yığınları arasında mahsur durumdadırlar. Birbirlerine göremedikleri halde enkaz arasından gelen seslerden diğerlerinin de hayatta olduğunu anlarlar. Sonraki 12 saat boyunca McLoughlin ile Jimeno birbirlerine ailelerini, polis örgütündeki hayatlarını, umutlarını ve hayal kırıklıklarını anlatarak hayata tutunmaya çalışırlar. Oliver Stone imzalı “World Trade Center – Dünya Ticaret Merkezi”nde enkaz altında hayata tutunmaya çalışan fedakar insanların öyküsü anlatılır.
Filmde ayrıca enkazda sıkışıp kalan iki polisin eşleriyle (New York’ta Donna McLoughlin ve New Jersey’da Allison Jimeno) çocuklarının yaşadığı derin acıların portresi çizilir. Sevdiği insanlardan hiçbir mesaj veya haber alamayan yakınlarının cehenneme dönen yaşamı gözler önüne serilir.
Ayrıca 11 Eylül gecesi iki polisi enkaz arasında bulan Connecticut’lu eski denizci Dave Kernes’in imkansızı başarma çabaları; 12 saat devam eden kurtarma operasyonuna hayatları pahasına katılan itfaiyecilerin, polislerin ve sağlık görevlilerinin yaşadığı stres dolu anlar görüntülenir.
UÇUŞ 93
 
Yönetmen: Paul Greengrass
Oyuncular: Blommaert, Peter Hermann, Corey Johnson, Opal Alladin, Erich Redman, Ben Sliney
Senaryo: Paul Greengrass
Görüntü Yönetmeni: Barry Ackroyd
Müzik: John Powell
Kurgu: Clare Douglas, Richard Pearson, Christopher Rouse
Kostüm Tasarımcısı: Dinah Collin
Yapımcı: ABD
Dağıtıcı: Uip Film
Yapım Yılı: 2006
Süre: 111 dak.
Filmin sitesi: www.theflight93project.com
Özet:11 Eylül olayının anlamını bulmanın çeşitli yöntemleri vardır. Televizyonlar olayları ancak meydana geldiği şekliyle iletebilir. Bir haberci anca kişlenmemiş taslak halini yazabilir. Tarihçiler zaman çatısını genişletip bize genel kapsamı sunabilir. Film yapımcılarının da oynayabileceği roller vardır. Şuna inanıyorum ki, bazen belirli bir olaya korkusuzca ve net şekilde bakabilirseniz, boyutlarının olayın kendisinden çok daha büyük olduğunu -günümüzün DNA´si olduğunu görebilirsiniz. United 93 üzerine bir film yapılması bu yüzdendir.
"Bloody Sunday" ve "Ornagh"da Kuzey İrlanda´daki terörizmin etkilerini; "The Murder of Stephen Lawrence"da ırkçı şiddet olgusunu; "Resurrected"da terk edilmiş bir askerin öyküsünü irdeleyen yazar / yönetmen Paul Greengrass, kameralarını bu kez dünyamızı sonsuza kadar değiştiren 11 Eylül 2001 gününe odakladı.
Paul Greengrass´ın yönetmenliğini üstlendiği "United 93"te, Amerikan topraklarında bugüne kadar gerçekleştirilmiş en büyük terörist saldırının yaşandığı 11 Eylül 2001 günü kaçırılan dördüncü uçak olan United Airlines havacılık şirketinin 93 sefer sayılı uçağında yolcuların, mürettebatın ve uçuş kontrolörlerinin yaşadığı korku ve dehşet ortamının öyküsü anlatılır.
Paul Greengrass bu çalışmasında tek bir uçuşun öyküsünü anlatırken o günün olaylarının keşfine çıkar. San Francisco´ya gitmek üzere havalanan Boeing 757 uçağında işadamları, öğrenciler, büyükanne ve büyükbabalar, evli çiftler ve uçuş mürettebatından oluşan sıradan insanların rastgele bir araya gelmiş örneklemesi vardır. Uçağın havalanışından itibaren geçen 90 dakikalık süre içinde aşağıdaki dünya artık şiddet yüklü yepyeni bir çağa girmiştir. Yavaş yavaş dağılan sislerin arasından artık Amerika´nın kendisinin de saldırı altında olduğu görünmektedir.
Uçağın güvertesinde meydana gelen olayların yeniden yaratılması gibi zor bir görevle karşı karşıya gelen Greengrass ve araştırmacılar ekibi, kafalarındaki en iyi sonuca ulaşmak için çok sayıda bilgi kaynağına başvurdu. Uçaktaki 40 yolcu ve mürettebatın aileleriyle; 11 Eylül komisyonunun üyeleriyle, uçuş kontrolörleriyle, o günün olaylarında görev almış askeri ve sivil personelle saatler süren yüzyüze görüşmeler yapıldı. Ayrıca uçuş kayıtları, halka açık kayıtlar ve tarihi olgular dikkatle incelendi. Filmin temelinde bu kaynaklardan elde edilen bilgiler yer aldı.
GUANTANAMO YOLU
 
Yönetmen: Michael Winterbottom , Mat Whitecross
Oyuncular: Riz Ahmed (Shafiq Rasul) , Farhad Harun (Ruhel Ahmed) , Afran Usman (Asif Iqbal) , Waqar Siddiqui (Monir) , Steven Beckingham (Çavuş)
Senaryo: Stephen Gaghan
Görüntü Yönetmeni: Marcel Zyskind
Müzik: Harry Escott , Molly Nyman
Yapımcı: İngiltere
Yapım Yılı: 2006
Süre: 95 dak.
Filmin sitesi: Yok
Özet:Tartışmalı konuların yönetmeni Michael Winterbottom, Berlin'de çok sükse yaptığı bu filmiyle bu kez kamerasını gerçekten yaşanmış bir drama yöneltmiş:İngiltere'de yaşayan Pakistanlı Asıf İkbal, annesinin ona evlenmek üzere bulduğu kızla tanışmak için memleketine döner. Burada eski dostları Ruhel, Şefik ve Münir ile buluşur. Dört arkadaş, bir camide dinledikleri hutbenin etkisiyle Afganistan'a gidip küçük bir macera yaşamaya ikna olurlar.

Dörtlünün Afganistan'a gidişi, ABD'nin Taliban'ı devirmek üzere yaptığı operasyona denk gelir. Kendilerini bir savaşın ortasında bulan gençler, süratle Pakistan'a dönmek üzere kolları sıvarlar. Ne var ki serüvenleri, Amerikan güçlerince yakalanıp terörist oldukları şüphesiyle Küba'daki Guantanamo üssüne götürülüne dek bitmeyecektir.

Arşiv görüntülerine ek olarak canlandırmalarla da bezenmiş, güçlü bir belgesel... >
SYRIANA
 
Yönetmen: Stephen Gaghan
Oyuncular: George Clooney, Matt Damon, Amanda Peet, Christopher Plummer, Kayvan Novak
Senaryo: Stephen Gaghan
Görüntü Yönetmeni: Robert Elswit
Müzik: Alexandre Desplat
Yapımcı: ABD
Yapım Yılı: 2005
Süre: 126 dak.
Filmin sitesi: http://syrianamovie.warnerbros.com/
Özet:Senaryosunu yazdığı Trafik ile uluslararası uyuşturucu kaçakçılığında dönen dolapları en ince ayrıntısına kadar deşifre eden Stephen Gaghan, yönetmen olarak karşımızda. Syriana’da bu kez küresel petrol endüstrisinde yaşanan yozlaşmayı tüm çıplaklığıyla perdeye taşıyor. "Tüm çıplaklığıyla" sözünü klişe bir deyiş olarak algılamayın çünkü hiçbir film, Ortadoğu’daki petrol savaşlarının perde arkasını Syriana kadar net yansıtamadı. Bu başarıdaki en temel etken, filmin 1976-1997 yılları arasında Ortadoğu’da CIA ajanı olarak görev yapan Robert Baer’in kitabından uyarlanması.
Stephen Gaghan elindeki metinle yetinmemiş, bizzat Robert Baer ile tam bir yıl boyunca Ortadoğu’da petrol dünyasının önemli şahsiyetleriyle görüşmeler yaptıktan sonra senaryoyu kaleme almış. Tıpkı Trafik’de olduğu gibi filmini birçok karakter ve iç içe geçmiş onlarca öyküyle anlatıyor. Filmin en önemli özelliklerinden birisi anlatımda dramatik kurguya yer verilmemesi. Filmde ne kendinizi özdeşleştireceğiniz bir kahraman var, ne de mide bulantısı duyacağınız bir kötü adam. Filmdeki gerçeklik duygusu o kadar net ki, yer yer "Bir belgesel mi izliyorum" sorusunu kendinize yöneltmek zorunda kalıyorsunuz.
Filmin en radikal başarısı, Hollywood’un politik filmlerde kullandığı "Sepetin içinden bazı çürük elmalar çıkar. Onları temizlerseniz sistem mükemmel şekilde işler" tezine darbe indirmesi. Oyuncuların performansı görülmeye değer. Özellikle de 30 günde 15 kilo alarak kamera karşısına çıkan George Clooney’nin, kendisine En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu Oscar’ını kazandıran CIA ajanı Bob Barnes portresi sinema tarihine geçecek cinsten. "En seksi erkek" imajıyla hatırlanmak istemediğini belirten Clooney’in, kariyerine İyi Geceler İyi Şanslar ve Syriana gibi nitelikli filmlerle devam edeceğini sinemaseverlere müjdeleyelim. Not: Dubai’de final sahnesini çekildiği gün Bush’un tekrar seçimleri kazandığı haberi alınmış. Gaghan durumu şöyle özetliyor: "Tüm ekibin morali bozulmuştu. O umutsuzlukla senaryodaki sondan farklı bir son çektik."
JARHEAD
 
Yönetmen: Sam Mendes
Oyuncular: Chris Cooper, Jake Gyllenhaal, Jamie Foxx
Senaryo: William Broyles
Görüntü Yönetmeni: Roger Deakins
Müzik: Thomas Newman, Tom Waits
Yapımcı: ABD
Yapım Yılı: 2005
Filmin sitesi: http://www.jarheadmovie.com
Özet:Üç kuşaktan beri asker olan bir aileden gelen 20 yaşındaki Anthony Swofford, Birinci Körfez Savaşında mücadele etmesi için 1990 yazında Suudi Arabistan çöllerine gönderildi.
Deniz piyadesi Swofford´un orada yaşadığı deneyimler, 2003 yılının çok satan kitabı "Jarhead"ın konusunu oluşturdu. Kendisinin kaleme aldığı anılar kitabında Suudi Arabistan çöllerinde bizzat yaşadığı deneyimleri olağanüstü dürüstlükle anlatmıştı. Swofford´un yazdığı kitap, The New York Times gazetesinin best-seller listesinde dokuz hafta kaldı. Aynı gazetede Swofford´un kitabıyla ilgili yayınlanan eleştiri yazısında, "Bir çeşit klasik... Askeri yaşam üzerine bugüne kadar yazılmış en iyi kitapları geride bırakacak, 1991 Körfez Savaşını konu alan çok güçlü bir anılar kitabı... Milyonlarca genç insanın yakından bildiği ama bugüne kadar çok az ifşa edilmiş gerçekleri anlatan cesur bir kitap..." yorumu yapılmıştı. The New York Times yazarlarından Michiko Kakutani ise "Jarhead" için şöyle yazıyordu: "Askerlik kültürünün keyifli maço yapısını ve savaş alanının varoluşçu yalnızlığını aynı anda yakalamayı başaran muhalif ama derin düşüncelerle dolu bir ses... Bir keskin nişancının sergilediği sabır gerektiren ve öldürücü sanatı daha iyi anlamamızı sağlıyor. Düşman saldırısını karşılamak için yapılan hazırlığın sıkıntılı ve terör dolu ritmini, bir savaşın çok müthiş fiziksel ve psikolojik maliyetini, savaş sırasında askerlerin paylaştığı duygusal bağları tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
MUNİH
 
Yönetmen: Steven Spielberg
Oyuncular: Bana, Mathieu Kassovitz, Ciarán Hinds, Geoffrey Rush, Daniel Craig
Senaryo: Tony Kushner (George Jonas)
Görüntü Yönetmeni: Janusz Kaminski
Müzik: John Williams
Yapımcı: ABD
Yapım Yılı: 2005
Filmin sitesi: www.munichmovie.com
Özet:1972 Eylül ayında 900 milyon televizyon izleyicisinin gözleri önünde önceden tahmin edilemeyen bir terörist saldırı meydana geldi. Münih Olimpiyatları sırasında meydana gelen saldırıyla birlikte tüm dünya öngörülemeyen şiddet kavramıyla tanışmak zorunda kaldı. Almanya´nın Münih kentinde düzenlenen Yaz Olimpiyatlarının ikinci hafta devam ediyordu. Birçokları tarafından "Keyif ve Neşe Olimpiyatları" olarak adlandırılan oyunlarda heyecan doruğa çıkmıştı. Alman yüzücü Mark Spitz ve cimnastikçi Olga Korbut madalya üstüne madalya kazanırken tribünleri dolduran izleyicileri coşkuyla selamlıyorlardı.
Ansızın kendilerine Kara Eylül adını veren Filistinli bir grubun Olimpiyat Köyünü ele geçirdiği haberleri geldi. İsrail olimpik ekibinin iki üyesini öldürmüş, dokuz sporcuyu ve teknik adamı rehin almışlardı. Gerilim hızla tırmandı. Aradan 21 saat geçtikten sonra Jim McKay adlı televizyon sunucusu orada yaşanan trajik katliamı tüm dünyaya şu sözlerle açıkladı: "Hepsi öldüler." Münih´teki yaşanan terörü tüm dünya görürken bu olayın sonrasında gelişen gizli intikam operasyonu koyu bir esrar perdesi arkasında kaldı. İsrail gizli servisi Mossad tarafından başlatılan "Tanrının Gazabı" intikam operasyonu, modern zamanların en şiddetli ve en agresif suikast senaryolarından birisi olarak tarihe geçti. Yönetmen Steven Spielberg, 1972 Münih Olimpiyatları sırasında yaşanan olayları ve hemen ardından gelen "Tanrının Gazabı" operasyonunu yeni çalışması "Munich"te gözler önüne seriyor. İnsani detaylara ağırlık veren film, izleyiciyi alıp tarihin gizli kalmış bir dönemine götürüyor.